Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ağustos '16

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
157
 

Okşayan elleri ısıranlar, tekmeleyen ayakları öperler

Okşayan elleri ısıranlar, tekmeleyen ayakları öperler
 

Mavi Külüstür


On yıl önce, dedi adam. Çok değil bu anlamsız ömür için. Birbirinin fotokopisi olan tam tamına 3650 günden farklı bir gündü. Gün her zamanki gibi başlamıştı. O zamanlar sakal traşı olurdum. Saygısızlıktı o zamanlar saç sakal karışık gezmek. Ne de anlamsız.
 
Neyse neyse, traşımı olurken bir ses dikkatimi çekti. Sanki musluk açık kalmış da su şıp şıp damlıyordu. Suratımda traş köpüğü elimde jilet mutfağa doğru ilerledim. Mutfak masasının üstünde bordo renkli bir oje ağzı açık şıp şıp yere dökülüyor. Evime en son gelen kadın ablamdı ve muhtemelen bundan iki yıl önceydi.
 
Ojeyi düzeltip tekrar banyoya gidip sakallarımı kestim. Aceleden herhalde hiç te huyum değildir, yanağımda bir kesik açıldı. Kan taşı aramaya başladım dolapta. En son kan taşı kullandığımda üniversiteye yeni başlamıştım, nerden baksan on sekiz sene oluyor. Kan taşını bulamadım tabii, taşınırken atmış olmalıyım bomboş evden, ya da annem onu da mı alıp götürdü acaba?
 
Düşüncelere dalmışken, telefonum çaldı, arayan Adnan. Hadi kapının önündeyim in çabuk aşağı! Nefes almadan konuşmuştu, panik olmadım, her zamanki hali. Ojeyi unutup çıktım evden. Markete gidiyoruz, dedi Adnan. Koyulduk yola. Kocaman bir market arabası aldı eline. Her ürününün fiyatını karşılaştırdık, son kullanma tarihlerine baktık. Sonunda üç sünger, bir kilo salamura zeytin, tam yağlı peynir, dört kutu yarım yağlı süt, on iki şişe maden suyu, üç kutu diş macunu- üç alana bir bedavaydı- buz dolabı poşeti, siyah noktalar için özel tonik, yanına da cin... İki saat boyunca Adnan’ı takip ettim market arabasıyla. Hiçbir şey söylemiyor, pür dikkat alışveriş yapıyordu. Kasaya yaklaştık, tam banda yerleştiriyorum aldıklarımızı. Adnan açılır kapanır kapıya yöneldi. Oğlum dur nereye diye sordum. Abi boşver vazgeçtim dedi. Üç diş macununu koydum banda, yirmi liralık alışveriş üstüne biri bedava dedi kasiyer, süngeri al diye seslendi Adnan. Yirmi bir lira on kuruş ödeyip çıktım marketten.
 
Yürümeye başladık, Adnan pek konuşmazdı, ben de soru sormayı sevmem zaten. Gül gibi geçinip gidiyorduk. Ağzımdan fırlayıverdi bir anda, oğlum napıcaksın süngeri? Mutfak karosuna dökülen ojeyi silicem, derken Adnan bir anda durakladı. Ağacın gövdesine yapıştırılmış küçük bir broşüre takıldı gözü. Ağacın gövdesiyle aynı renk kağıdın üstüne silik bir şekilde “Okşayan elleri ısıranlar, tekmeleyen ayakları öperler” yazıyordu. Adnan olmasaydı, o kağıdı fark etme şansım sıfırdı ki, Adnan olmasa o saatte, o ağacın yanında, hatta bu şehirde olmam bile imkansızdı.
 
Bu da ne demek diye sordum Adnan’a. Bir dakika içinde iki soru sormuştum, istatistiklerimin çok üstünde bir başarıydı. Gururlandım. Bir şeyi merak etmeyeli yirmi beş yılı geçmişti. Ablama, annemin niçin bizi bırakıp gittiğini sormuştum babamın sirozdan öldüğü gece. Çok soru sorma, bazen bilmemek daha iyidir demişti. O günden beri ilk defa bu kadar hevesliydim bilmeye.
 
Altında bir adres var, iki sokak ötede. Gel bakalım, dedi. Önümüzdeki sokağı geçince, ben yoruldum eve gidiyorum deyip, kağıdı elime tutuşturdu. Baktım adres bırak iki sokak ötede olmayı, iki şehir ötedeydi. Adnan’ın gitmeme engel olduğu, her şeyimi toplayıp dün gitmeye karar verdiğim şehirde. Tesadüf değildi, tesadüflere inanmayı bırakalı on üç yıl olmuştu. Askerden  yeni dönmüştüm memlekete, otobüsten indim otogarda. On iki sene evvel bizi bırakıp giden anneme benzeyen bir kadın bana doğru geliyordu. Ne tesadüf diye boynuma sarıldı. Üç gün sonra bir baktım tüm birikmişimi alıp kaçmış. Komşular anlattı, bir kamyon gelmiş, tüm eşyaları yüklemiş annem ile yanındaki adam. Komşulara hakkınızı helal edin taşınıyoruz deyip gitmiş annem. Tesadüflere inanmayı o gün bomboş eve bakarken bıraktım.
 
Eve yöneldim hemen. Üç beş eşyamı babamdan kalan mavi külüstüre yükleyip bu şehirden ayrılmak için acele ettim. Tam kapıdan çıkarken açık kalan mutfak kapısından yere dökülen ojeye takıldı gözüm. Süngeri alıp karoyu sildim ama çıkmadı. Aseton geldi aklıma, annemin bizi bırakıp gitmeden önce sürdüğü bordo ojeyi beğenmeyip aseton ile çıkardığı gece...
 
devamı gelecek...
 
http://cupcakejuju.com/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 80
Kayıt tarihi
: 23.07.16
 
 

Jülide 1994 yılında doktor anne ve babanın dünya tatlısı oğullarından 9 yıl  sonra açmış gözlerin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster