Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '10

 
Kategori
Doğal Hayat
Okunma Sayısı
391
 

ÖKSÜZ ANADOLU

ÖKSÜZ ANADOLU
 

Ege, Karaca Arboretum'da 09


Sorun insan olmakta. Varlık olarak insan doğmuş olmak insanı , “insan “ yapmıyor.

Ne diyordu Mevlana yedi öğüdünde; “Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol... Şefkat ve merhamette güneş gibi ol... Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol... Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol... Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol... Hoşgörülükte deniz gibi ol... Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”

Olduk mu? Olabildik mi..? İster Amerika’da, ister Afrika’da, ister triplexte ister gecekonduda, ister cahil ister okumuş, ister zengin ister fakir, ister kadın ister erkek … Ne fark eder, “insan” olmadıktan sonra?

Varlığımızdaki öz’ü yitirdik. Cömertlikten, şefkatlikten, merhametlikten, tevazudan, alçak gönüllülükten, hoşgörüden ve olduğumuz gibi görünmekten fersah fersah uzakta; yaşamı sürdürülebilir kılan tüm doğal varlıkları, kapitalist sistemin tahakkümüne bırakmışız.

Öte yandan, 8 Mart “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” mü?, “Dünya Kadınlar Günü” mü? yoksa “Kadınlar Günü” mü? diye tutturmuş gidiyoruz. Öz’deki sınırsız çeşitlilik; insanla, dış dünyası arasındaki dengeyi kurar. Bilgi ise; Öz’de kaybedilen boşluğun yeniden doldurulmasını sağlar.

Yıllardır, “Toprak, yaşamın anasıdır” diyoruz. “Erozyon, topraktan başlayan sosyal, siyasal, ekonomik ve ekolojik krizdir” diyoruz. “Toplumsal barış, topraktan gelecektir” diyoruz. “Toprak yoksa, hayat yok “ diyoruz. Her geçen gün özünü biraz daha yitiren biz Anadolu insanını o kadar çok uyarıyoruz ki… Köksüz bir ağaç gibi biz öz’ümüze sırt çevirdikçe elimizden yitip gidenin aslında son Anadolu’nun, hepimizin ve her şeyin ANA’sı TOPRAKANA’nın olduğunu göremiyoruz.

TOPRAKANA’nın kıymetini, yüceliğini, bereketini, rahmetini, vefasını, hoşgörüsünü, kutsallığını, sabrını, cömertliğini bilmeyen“ insan”, varlık olarak KADIN’ın kıymetini bilebilir mi?

Bas bas bağırıyoruz; Türkiye orman zengini, tarım toprağı zengini ve su zengini bir ülke değildir. Bu toprakların yüzde 86’sında erozyon sorunu vardır. Erozyon; yoksulluktur, açlıktır, göçtür, işsizliktir, çarpık kentleşmedir, susuzluktur, ormansızlıktır. Erozyon; sosyal çatışmadır. Erozyon; siyasal kaostur. Erozyon; canlı çeşitliliğinin azalmasıdır.

Bunun için, her 8 Martta “1857 yılında New York’lu dokuma işçisi kadınların…” giriş cümlesi, bana hiçbir şey ifade etmiyor. - Ezilen, sömürülen, şiddete ve tacize maruz kalan kadınların haklarını, sosyal ve ekonomik durumu daha iyi olan kadınlarca salonlarda nutuklarla kutlanmasını anlayamıyorum. - 8 Mart sabahından öğleye kadar, sokakta her gördüğü kadına karanfil-gül veren sempatik partili vatandaşları anlayamıyorum. - Gündem 21 bünyelerindeki Kadınlar Meclisi üyelerinin vali, kaymakam, belediye başkanı gezmelerini anlayamıyorum. - Doğumhane servislerindeki yeni annelerin acıları yüzlerinden okunurken, objektife tüm dişlerini göstererek altın takanları anlayamıyorum. - Vitrinlerdeki Kadınlar Günü’nü kutlayan spotlarla ürün satma girişimini anlayamıyorum. - Pankart ve dövizlerin arkasında, sağında solunda, önünde arkasındaki erkeklerle, “erkek egemenliğine” karşı yürüyen kadınları anlayamıyorum. - TBMM’ne 8 Mart’ın tatil olması teklifini verenleri anlayamıyorum. - Tv’lerde yapılan kadın özel programlarını ve röportajlarını anlayamıyorum. - 8 Mart’ta erkeklerin ağzından dökülen “çiçektir, böcektir “ laflarını anlayamıyorum. - Devlet erkanının “Dünya Kadınlar Gününüz Kutlu olsuuuun!” tebriklerini anlayamıyorum. - “Anamız, bacımız, hayatımın yarısı…“ ile başlayan cümlelerin sonunu anlayamıyorum. - Peygamberimizin hanımlara karşı daima sevgi, saygı, hoşgörü ve anlayış göstermiş olmasını 8 Mart günü aklına getirenleri, “cennetin” anaların ayaklarının altında olmasına atıfta bulunanları anlayamıyorum. - “Kadınlar siyasette daha fazla yer almalı deniliyor” anlayamıyorum. - Nazım Hikmet’in “Kimi der ki kadın …” diye başlayan şiirini, her 8 Martta yayınlayanları anlayamıyorum. - Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlığının, neden kurulduğunu anlayamıyorum.

Herkes sahip olduğu dünya görüşü ile “kadının” etrafında dolanıp duruyor.

Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun “Bu Anadolu var ya bu Anadolu / Bu misli menendi görülmemiş cömert ana / Bu her yanı meme, bu her yanı dudak, bu her yanı gül / Bu hiç durmadan veren, habire veren yedi gül “ dizelerindeki öksüz Anadolu’nun, öksüz çocuklarıyız biz!

Yüzünüzü toprağa çevirin, Öze gelin, Öz’e…!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 271
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 42
Ort. okunma sayısı
: 694
Kayıt tarihi
: 13.10.07
 
 

1959 Sinop Bektaşağa Köyü doğumluyum. Yaşamda, anlaşılacak bir şeyi olanlara ve bunu öğreti yapan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster