Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mayıs '09

 
Kategori
Evcil Hayvanlar
Okunma Sayısı
844
 

Öksüz yavrunun annesi

Öksüz yavrunun annesi
 

İstanbul'dayız o tarihlerde. Aylardan nisan, öğleden sonra kapı öyle bir çalınıyor ki, koşup açıncaya kadar defalarca çaldı. Kızımdı gelen, hiç böyle yapmazdı. Bakkala ekmek almaya gitmişti ama elinde ekmek yoktu.

Liseye gidiyordu, duygularının, heyecanlarının doruğundaydı, anlamaya çalışıyordum durumu. Tek eliyle tuttuğu şeyi göğsüne hafifçe bastırıyordu. Minicik bir şey, tüylü tüylü tavşan yavrusu olabilirdi. Hiçbir şey söylemedi önce, elime tutuşturuverdi.

Bu minnacık bir kedi yavrusu idi. Toz-toprakla dolmuş gözlerini açamıyordu. Dört ayağı üzerinde de duramıyor, sağa-sola devriliyordu. Merakımı yenemedim, acıyan gözlerle yavru kediye, sorarcasına da kızıma bakıyordum.

Mahallenin yaramazları, annesini bulamayan, ayakta duramayan bu yavru kediyi "nasıl olsa ölüyor, daha kolay ölsün" diye apartmanın bahçesindeki çukur bir yere koyup, üzerini toprakla örtmekteyken kızım koşmuş, ellerinden almış.

-Anne n'olur kurtar bunu, bir şeyler yap.

Annelik işte. Evlâtların istekleri can ile baş üstüne.

Önce temiz, ıslak bezlerle gözlerini temizledim. Halâ gözlerini açamadığından onu, bir veya iki günlük olarak tahmin ettim. Tüm vücudu, iri bir yumurtadan daha ağır değildi. Karnının iki yanı, adeta yapışmış gibiydi, çok aç olmalıydı. Nasıl beslemeliyim, acele etmeliyim, ölmek üzere... Ilık haldeki sütü, ecza dolabında bulduğum küçük plastik damlalıkla, ağzına bir kaç defa adeta şırınga ettim. Titriyordu.Küçük mukavva kutuyu yün parçaları ile döşedim, boş plastik saç jölesi kutusunu yakmayan sıcaklıktaki su ile doldurdum, minik yavru ile beraber yeni yatağına yerleştirdim. Üzerini de, havasız kalmıyacak şekilde, uzak mesafeden örttüm. Bu işlemi 24 saat boyunca bir kaç kez tekrarladım. Onun jöle kutusuna sarılarak uyumasını, halâ unutabilmiş değilim.

Bir günün sonunda artık ayakta durabiliyordu. Gözlerini de açmış, bize, hepimize çok tatlı bakıyordu. Oğlum onun adını "VAHAP" koydu. O bizden biri olmuştu. Vahap aşağı, Vahap yukarı. Evimizin farklı bir neş'e kaynağı. Banyoya yayvan bir kutuya toprak koydum, onunla tanıştırdım. Tuvalet terbiyesi içgüdüsel olarak vardı sanırım. Çok temiz, tertemizdi. Toprağını hergün değiştiriyordum. Onunla ilgilenmek zevkti. Haftada bir banyo yapmaktan da hoşlanır olmuştu.

Tahminim, birbuçuk ay geçmişti. Bizim Vahap büyümüş, nereden edindiğini bilemediğimiz yeteneklerini sergiliyor, taklalar atıyor, bilhassa çocuklarla oynamaktan çok hoşlanıyordu. Sabahları uyanırken, onu, yorganımın içinde, patilerini ayak tabanlarıma çakıştırmış halde buluyordum, yine de kızamıyordum. Galiba beni annesi sanıyordu.

Oturduğumuz daire, dükkanın hemen üzerinde, birinci kattaydı. Sokak yakından seyredilirdi. Akşam üzeri, iş dönüşünde Vahap'ı pencere önündeki üçlü koltuğun yüksek kısmında, bizi beklerken görürdük. Kapıyı açarken de tam kapıda, karşılayan yine O.

Mutfağa girdiğimde arkada, klasik kedi duruşuyla, yarı oturur vaziyette beklemek isterdi. Belki beni özlediğinden, belki de pişmekte olan yemeğin kokusunu daha yakından koklamak için. Ben bu duruma itiraz ediyorum, Git diyorum, inanılması zor ama gerçekten anlıyor ve aheste adımlarla uzaklaşıyordu. Mamasını koyarken gel diyorum, geliyordu. Masal değil, hakikaten yaşadık bunları.

Birgün, buzluktan çıkardığım dondurulmuş kıymayla yemek yapacaktım. Kıyma buzunu çözdükçe, bizim Vahapta bir kıpırdanma başladı. Soyu etoburlardan ya, ayaklarıma sürtünerek, et istediğini belli ediyordu. Bir parça verdim, acele ve ani olarak yok etti. Biraz daha verdim, galiba epeyce doymuştu bizim Vahap, Vahap diyoruz ama onun gerçekte bir "bayan" olduğunu çok geç fark ettik.

Kıyma olayından sonra çok uyumaya başladı. Daha az oynuyor, adeta keyifsiz görünüyordu. İştahı da azalmıştı. Birgün, toprağında ondan düşen, kancalı tenya gördüm. Hepimiz endişeliyiz. Eşim:

-Hanım, git şunu ne yap et, iyileştir, sen becerirsin. Dedi.

Küçükyalı'da oturuyoruz. O tarihte arabamız yoktu, Göztepe'deki hayvan hastanesine taksi tutarak gittim kızımla.

Henüz iki aylıktı Vahap. Severek çiğ olarak yediği dondurulmuş kıyma barsaklarında parazit oluşturmuş. Üç aydan sonra yeseymiş, hastalanmazmış. Evimizde ilk defa evcil hayvan besliyorduk, bilmiyorduk ki. Muayene ettiler, gaeta tahlilinden sonra, büyük insanlar gibi, eczaneden bir poşet ilâç aldım, orada serum yaptılar büyük iğnelerle. "Bu yavru bizim için çok önemli ne olur iyileştirelim, kızım üniversite sınavlarına girecek, bunun sevgisiyle motive oluyor" diye de yalvardım oradaki veterinerlere.

Ama ne yazık ki iki gün dayanabildi o narin vücuduyla. Çocuklar gibi ağlama sesleri çıkararak, en son dakikalarında acı çığlıklar atarak bizi bıraktı. Izdırapları da bitmişti, bu dünyadaki kısmeti de.

Ah Vahap, bizde kalan tek bir poz fotoğrafın ve ailemizdeki bu yerini doldurmadığımız hatıran. Çocuklarımı ve eşimi teselli edemedim günlerce.

Yaratılmış olan her şeyi çok severiz ama aramızdan ayrılmalarına, yok olmalarına tahammül etmek zor, Eğer gerçekten sevmişsek.

Sevgi dolu, kayıpsız günler dilerim lütfedip de okuyan sizlere...

Ablanız
Gül Alkan

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kıymetli Yurdagül Alkan 2009 Mayısında yazdığınız'"Öksüz yavrunun annesi" başlıklı yazınızı bende derin duygular içinde okudum. Küçücük bir yavru olan Vahap artık büyümüştü evdeki nüfustan sayılırdı.Ona öğrettiklerinizi ezberlemiş ve harfin uyuyordu. Sadece dili yoktu.Ne çare ki ülkemizde Yurdagül Alkanlar çok az sayıda ve hayvanlar peri perişan halde.Onlar gerekliymiş ki Allah onları yarattı düşüncesi tükenmiş.Saygılar sunuyorum.Sağlık ve mutluluk diliyorum.

Mehmet Burakgazi 
 03.04.2017 13:39
Cevap :
Vahap, Vahap...O ailemizden biriydi kardeşim, yemek henüz pişmemiş "bekle" derdim, sabırla yanımda beklerdi. İnsana benzeyen yönü vardı, biz ailece onu çok ama çok sevmiştik, benim bilmeden yaptığım bir hatamdan dolayı bizi bırakıp gitmesi var ya, hala daha (bu cevabı yazarken bile) gözlerim doluyor, hayvanların da hakları var, Allah beni affeder mi? Allah affetse bile o minicik affeder mi? O ânı yaşıyorum şu an, kahroluyorum, selamlar size ve hanenize, sağlık ve huzur diliyorum...  03.04.2017 20:33
 

Yurdagül Hanım, kedilere ilişkin çok acıklı bir hikaye.. Fakat hepimizin hayatında böyle minik, sevimli yavruların hikayeleri vardır. Hayvanlar, özellikle kediler herhalde insanların ayrılmaz parçalarıdır. Allah öyle yaratmış. Öyküyü ilgiyle okuduk. Teşekkürler.

Erdal Ceyhan 
 28.02.2017 19:24
Cevap :
Sayın hocam, bizim Vahap'ın hikayesi buruk bir anı. Beslenmesi hakkında bilgisizliğimizin kurbanı oldu zavallı yavru. Gönül isterdi ki evimizde yaşlansın ama olmadı, olamadı. Selam ve saygı ile...   01.03.2017 18:43
 

Siz elinizden geleni yapmışsınız; ama evde beslediğimiz hayvanlarımıza her gıdayı vermememiz gerektiğine dair de acı bir örnek olmuş. Selam ve sevgiyle.

Ata Kemal Şahin 
 28.02.2017 16:03
Cevap :
Ata bey, halâ içimizde unutulmayan acı hatıra olarak kaldı Vahap...Biz O'nu çok ve içten sevmiştik, ama beslenmesi hakkındaki bilgisizliğimize âh ederiz bazen...Selam ve saygı ile...  01.03.2017 18:40
 

Sevgili Ablam Güzel Gönüllü ablam, bir yorumunuza rastlayıp tıkladım yazınızı, evimizde yaşayan bir canlının kaybı da bir yakınımızı kaybetmişcesine acı verir bizlere.Benim de bir kedim vardı, cok hisli hayvanlar onlar ölecegini anlayınca evden kaçarlarmış sahibi üzülmesin diye, hastalanmıştı ve bir gün gitti gelmedi.Günlerce bekledim öldüğğünü anlayınca da coooookkkk üzüldüm cok ağladım dokuz yılı birlikte gecirmiştik ne cok şeyi paylaşmıştık, ardından seni cok özledim diye uzunca bir yazı yazmıştım.Orta okul yıllarımdı nerde o yazım bilmiyorum ama yazarken icimin ne kadar acidigini ve aglayarak yazdigimi hatirliyorum.İnsan canlısı güzel hayvanlar onlar, gidince de böyle yürek dağlıyorlar.Sizi sevgiyle selamlıyorum ablacığım....

emine gezkin 
 22.01.2016 13:06
Cevap :
Dokuz yıl süren sevimli evcilinizle arkadaşlığınızın hazin bir şekilde son bulmasına ben de üzüldüm. Onlar ki bizi tahmin ettiğimizden daha iyi anlıyorlar. Sizin gibi duyarlı kişiler de onları kendilerine yakın hissediyorlar. Her insanın sevgi yönünden bir iç dünyası var örneğin benim sevgi sıralamamda öncelik çocuklar sonra hayvanlar sonrasında bitkiler. Çünkü bunlar, hayatta canlı kalabilmeleri için bize muhtaçlar. Büyük insanlar en sonlarda zira bugünkü durumları onların "dün"lerinin eseri. Duyarlılığınız beni mutlu etti Emine hanımcığım, selam ve sevgiler gönderiyor ablanız...  22.01.2016 14:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 257
Toplam yorum
: 5115
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1619
Kayıt tarihi
: 09.04.09
 
 

Hayatın her aşamasını acısıyla tatlısıyla yaşamış biri olarak sabrın acı, meyvesinin tatlı olduğu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster