Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ağustos '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
1487
 

Okul anıları 3 - İlk an, ilk yaş-

Okul anıları 3 - İlk an, ilk yaş-
 

Önce komik olanlardan başladım. Aslında hep komik şeyler yazmak ve güldürmek istememe rağmen hatta ciddi şeyleri bile komik ve sıradan yazmayı sevmeme rağmen, içimden bir güç bu tarz şeyleri yazmaya zorluyor beni. Acıklı bir hikaye. İsterseniz okumayın.

1977 yılının Eylül ayında ve geç başlaım okula. Dediğim gibi annem ve babam ayrıydı. Bana babaannem bakıyordu ama, okula gitme devrim geldiğinde, küçük bir çocuğa sahip çıkamayacak kadar yaşlıydı.

Babam da çalıştığından uygun okul bulması uzamıştı. Çok büyük bir gecikme değildi ama, zaten zekası gelişmiş bir çocuk olduğumdan bir yıl geç baslasam bile bir sorun teşkil edeceğini sanmıyorum...

Tam da başlamışken "3. ağızdan anlat" dedi yine aynı ses. Bence benim anlatmam daha güzel olurdu ama...

Akşam olmuş, Eylül ayının son günleri olması sebebiyle karanlık erken çökmüştü. Sıska, çelimsiz, hüzün yüzlü bir çocuk elini tuttuğu babasıyla bir kapıdan girdi. Babasının diğer elinde kırmızı bir bavul vardı. Aslında daha ne olduğunun, olacağının da farkında değildi. Bir kaç gün önce gelmiş ve önlük denen siyah elbise üzerine takılan beyaz yaka ile fotograf çektirmişti. Yaka boynunu acıtsa da, ses çıkarmamıştı. Babası en pahalısını almıştı, kızardı yoksa. Belki onun korkusuyla, vesikalığa hüzünlü bir bakışı sabitlendi. Gülerken bile, yüzünün bir yanı hüzün doluydu hep. Koca gözlerinin içindeki sis bulutu, çok dikkatli ve içten bakılırsa görülebilirdi...

Kapı büyük bir avluya açılıyordu. Sağ tarafta bir büyük taş bina vardı solda ise yüzünü tebessüme boğan bir şey... Oyun parkı... Kafasını kaldırıp, babasına baktı ve gülümsedi. Hatta bir iki adım da sekti. Ozamanlar sekerek çok daha hızlı gittiğini düşünürdü ve uçtuğunu... Hiç bir yola sapmadan hızlı adımlarla karşıdaki taş binaya girdiler. Büyük bir sahanlık vardı. Orada onları bir görevli karşıladı. Babası ile bir şeyler konuştular. O ise etrafı inceliyordu. Atatürk resmini gördüğünde, tanımadığı bu adamdan etkilendi. Öğretmeni o olmalıydı. Bir koridora girdiler ve ileride pek çok küçüğün bulunduğu bir salona ulaştılar. Çocuklar oturmuşlar, o çok sevdiği diziyi seyrediyorlardı. Bir Alman çoban köpeğinin başrolde oynadığı Joe... "Yakala joe joe joe" diyen bir ses... Joe nun kahramanlıkları... Böyle bir köpeği olmasını istedi. Aslında en çok da bisiklet isterdi. Ama, her sınıfı geçtiğinde söz almasına rağmen, liseyi bitirene kadar hiç bisikleti olmayacaktı.

Babası ile diziyi seyretti ve bir zil çaldı. Herkes ayaklanınca O da kalkmak zorunda hissetti kendisini. Kalktı babasına baktı. Babası ona bakmıyordu ve yüzünde hiç bi ifade yoktu. O an bir ürperti deldi vücudunu. Ne olduğunu anlayamamıştı ama, kötü bir şey olabileceğini hissedebiliyordu...

Babasıyla, sıra sıra çift katlı yatakların olduğu - adının ranza olduğunu sonra öğrenecekti- büyük bir yere geldiler. Okadar çocuğu ilk defa bir arada görmüştü. Bir iki arkadaşı vardı. Tarkan, Şeyda ve Cenk. Şeyda onu hep döverdi. Oysa Şeydayı çok severdi... Çocukların bir kısmı pijamalı, bir kısmı önlüklü. Herkes önlüklerini çıkarıp diğerlerinin yaptığı gibi pijamalarını giyiyor. Hep bir ağızdan konuşmaları yüksek tavanda birikerek bir uğultuya dönüşüyordu. Babası, "bu akşam burada kalacaksın" dedi. Daha önceden kalacağını biliyormuydu ya da öğrenmişmiydi hatırlamıyordu ama, aynı ürperti geldi, bu sefer vücudunu terketmedi. Üşümeye başladı ama, babasına farkettirmemesi gerekirdi. Babalar korkakları sevmez...

5. sınıflardan bir ağabey ile aynı dolabı kullanacaklardı. O ağabeyle ileride tatsız bir anı da yaşayacak ve tokat yiyecekti. Belki bunu hissettiğinden ilk gördüğünde bir adım geri attı. Yatakhane görevlisi bir şeyler geveledi ağzında, kendisine verilen dolaba bakmaktan başka tepkisi olmadı. Sözler bittiğinde kırmızı bavulunu açtı. Eşyalarını dolaba koymaya başladı. Babası pijamalarını giymesine yardım etti. Masmavi iki parçalı üstü düğmeli ve horoz işlemeli çok güzel bir pijama. Çok sevdi o pijamayı biraz olsun rahatladı...

Sonra yine bir zil çaldı. Akabinde uğultu azalmaya başladı. Yatakhane görevlisi, yatma zamanının geldiğini bildiriyordu. Babasına baktı. "Gitme" dedi. Babası kafasını okşadı sadece, ağzından hiç bir şey çıkmadı. Kolormatik gözlükleri, orada bile düşüncelerini anlamasına izin vermeyecek kadar karaydı. Kendsine verilen yatağa ilişti. Babası özellikle istemişti. Üst yatak tehlikeliydi. Altta yatması daha güvenilir olacaktı. İleride küçük kafası, hiç bir şeyin göründüğü gibi olmayacağını, başına gelen trajikomik bir olayla kavrayacaktı.

Babası kapılar kapandığında gitmişti çoktan. Sonra ışıklar kapandı, uğultu fısıltıya dönüştü. Arada, aksırmalar, tıksırmalar ve gürültülü nefes almalar sessizliği bozuyordu. Sonra tamamen karanlık çöktü sessizlik geceye hakim oldu. Gözlerini dikmiş, demir somyanın yaylarına ve şeritlerine bakıyordu. Göz kapakları ağırlaştı, biraz uyumak istedi.

Bir sesle uyandı. Hayır zil sesi değildi. Ezan sesiydi. Hala bile inancına göre, Allah a en yakın olunan zamandı, sabah ezanı. Yatakta oturdu. İki elini babaannesinden öğrendiği gibi, iki yana açtı. Dua etmeye başladı. Babaannesi "Allah ın küçük çocukların dualarını duyduğunu, onlara hep yardı ettiğini" söylemişti. İkinci babası Allah babaydı. Gökyüzü ağarana kadar dua etti. Aslında söyledikleri bir iki cümleden fazla değildi ve isteği oradan kurtulmaktı. Defalarca tekrarladı aynı dileğini, defalarca...

Gözlerinden sessiz yaşlar süzülmeye başladı. Sesli ağlamazdı, diğer çocuklar gibi. Sessizce ve gizli ağlardı. Ağlamayı o zaman bile kendisine yakıştırmazdı. Babası öğretmişti. Erkekler güçlü olur...

Ne kadar güçlü de olsa, ne kadar dua da etse, göz yaşlarının yanaklarından süzülmesine engel olamadı. O, kalabalığın içinde yalnız kalmış küçücük bir çocuktu. Kimseyi tanımıyor ve çok korkuyordu. Korkmak, erkek adama yakışmasa da...

Ne kadar dua etti ne kadar ağladı bilemedi hiç. Gözleri kızarmış, yanakları gözyaşı izi ile dolmuştu. Yine o iğrenç zilin sesi duyuldu. İçgüdüsel olarak kafasını kapıya çevirdi, belki de içindeki son umudu harcadı ve orada babasını gördü, gülümsüyordu. "Baba" dedi gözyaşlarını saklayarak, koştu ve sarıldı. İlk kahramanı babasıydı onun. Babası şefkatle saçlarını okşadı ve öptü. "İlk gecen nasıl geçti" diye sordu. "İyiydi" dedi ürkek bir sesle. Yalan söylemeyi sevmezdi aslında...

Babası kuru incir getirmişti. Hep güçlü kuvvetli olmasını istemişti zaten. Babasının getirdiği incirleri aç olmamasına rağmen yedi. Önemli olan babasının onu yalnız bırakmamasıydı. Yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı.

Babası da, O nu seviyordu....

Ümit Culduz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Açıkçası evet senin açından çok trajik bir anmış Ancak bence baban için olay çok daha kötü!!! Ve eminim ki bu olay seni çok daha güçlü kılmıştır bu hayatta.. Babanı ise güçsüz... :-( Henüz anne değilim ve olmamada asılar var sanırım ama nedense yazını okurken hep ebeveyn gözünden baktım. Çok zordur herhalde minicik oğlunu bir okul yatakhanesinde bırakıp da evine dönmek...

Demet Balkanlı 
 09.05.2008 15:21
Cevap :
Hmmm. Tabi babamın düşüncelerini bilemiyorum. Üzülmüş olduğu muhakkak. Ertesi günün ilk ışıkları ile okulda bitmesinin sebebi de budur. Yine de kendimin duyguları hala bile içimde bir yerlerde köz gibi. Ne zaman bir yerlerden bir rüzgar esip hatırlatsa o günleri, cız ediyor. Güçlü kılması konusuna gelince, sanırım fazla güçlü kıldı. O yüzden çoğu zaman diğerlerini anlayamıyorum. Bu da kötü bir şey. Saygılar.  09.05.2008 16:49
 

film sahnesi izler gibi oldum..anlatımın çok duygulu..resmin de çook sevimli:)

.. .. 
 29.02.2008 14:27
Cevap :
Teşekkür ederim. Ben kendim de çok sevimliyim zaten. Yakışıklıyım bir de. Çok rağbet olunca fotolarımı kaldırdım. Kih kih.  04.03.2008 9:47
 

anılara yolculuk belki .. tozlanmış çerçeveler yarım kalan anılarda.. yol uzun... şimdi yolculuk zamanı tozlu raflarda kalan göz yaşlarına... sen gittin ya kuşlar da gitti.... Vakit geç oldu artık gitmem gerek anılara, düşlere düşümden arda kalanlara... Duvarda asılı birkaç hatrı sayılır fotoğraf, birkaç tane vesikalık kaldı siyah-beyaz düşlerde. Zamanın akışını sana borçluyum duvardaki saatim. Benim zamanım renkli dünyalara uzanıyor siyah biyaz düşlerden uzaaak.... İlk okuduğumda yazınızı o kadar çok şey anlattıki gerçekten yazmış olmamak için hiç bir şey yazmadım, yazınızın ahengi, duygular bana bunları düşletti teşekkür ederim bana bu düşleri yaşattığın için... suskun...

siyahh 
 18.01.2008 15:48
Cevap :
Sağdaki taş yapı kızlar yatakhanesiymiş. Bir keresinde ablalar beni içeri sokmak istemişti de kaçmıştım. O zmaandan beri hayıflanırım. Küçükken, şimdi olduğumun tam tersiydim. Sanırım evrim bu olsa gerek... bu arada siz niye silmişsiniz her şeyi?  18.01.2008 17:53
 

Bu kırmızı bavullar ayrılıkla ilgili sanırım hep. Annem de evden giderken (ben 8 yaşındaydım) sadece kırmızı bir bavulla evden ayrılmıştı. ben de kapıda durmuştum. gidiyormusun? demiştim, o da gidiyorum demişti. Diyaloğumuz o kadar olmuştu. Sonra bu bavulu, basılmış olan bir hikayemde de yazmıştım. Ama dört köşe değildi bizimki. Silindir gibi ya da duba gibiydi vişne çürüğü rengi daha çok. Herkesin yaşamında bir kırmızı bavulu var sonuçta, rengi şekli farklı da olsa işlevi aynı olan. Kendine iyi bak Koraycım. Sevgiler.

Kwan Yin 
 20.10.2007 23:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 561
Toplam mesaj
: 254
Ort. okunma sayısı
: 7169
Kayıt tarihi
: 20.03.07
 
 

Karga, kargagiller (Corvidae) familyasından Corvus cinsini oluşturan, iri yapılı, düz gagalı, pençel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster