Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Aralık '18

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
291
 

Okul ve Eğitimde Paydaşlar

Okul ve Eğitimde Paydaşlar
 

Okul hemen herkese göre bir tanıma sahip olsa genel olarak; konularında uzman olanların veya uzman olduğuna inanılan kişilerin, mimari tasarımından, müfredatlarına kadar hazırladıkları aslında veli ve öğrencinin pasif kaldığı, diğer planlamacıların ise etkin olduğu bir toplumsal yapıdır.

İlk ve ortaokullar öncesinde imkânı olanlar, zorunlu olan çocukların öncesinde kreş ve anaokuluna devam ettiği malum, burada da veliler ve öğrenciler doğrudan okulların açılmasında, karar alma süreçlerinde örgütlülük oranı düşüktür.  Örgütlülük kültürü ile 12 Eylül öncesinden gelen alışkanlıkla topum nezdinde tehlikeli fikirlerin yuvalandığı yerler olarak toplum hafızalarına yer ettiğinden toplumu sivil toplum örgütlerinden soğutmuştur. Bu durum, toplumsal kararlar alırken, halkın karar alma mekanizmalarının dışına çıkmasına neden olduğu savı pek temelsiz olmasa gerektir. Yani okullar, müfredat programları hâlihazırda toplum tarafından tartışılacak görülmediğinden, teknik belki de gerçekten öyle olduğundan karar süreçlerinin başında velilerin, öğrencilerin dâhil olduğu çalışmalar olmaz.

Bu durumda okullara sınıf ve öğrenci sayısına, mimari yapıya, müfredat programlarına veli ve öğrenci haricinde çeşitli düzeylerde teknik ekipler, uzmanlar ve zamanın ihtiyaçlarına göre aslında toplumun kontrolünü kim elinde tutuyorsa, o gücü elinde tutan erk karar verir. Karar vericilerin arasında temel olarak ülke içinde belli bir gruptan söz etmek mümkün değildir. Çünkü günümüz dünyasında denklik, uluslararası sınavlar, uluslararası yetkinlikler de hesaba katılmak zorunda olunduğundan uluslararası karar vericilerin, standart ve yeterlilikleri belirleyenlerin belki de en önemli karar merci olduğu iddiası pek de geçersiz bir sav olmasa gerek.

O halde standartları kim belirliyor? Bu soruya kanaatimce verilecek cevap olsa da bu soru üzerinde düşünmekle beraber, bu soruyu düşünmeye ve üzerinde kafa yorulmaya değer bir konu olduğunu algılamakla birlikte ‘bizler veli öğrenci, öğretmen, kısacası bu halkın bir parçası olarak artı ne değer veya değerler katabiliriz’ sorusuna cevap vermeye enerjimizi harcamak belki daha faydalı olabilir diye düşünebiliriz.

Toplum veya topluluk hedefleri gelecekteki perspektifleri açısından gençlerini toplumsal hedeflerini gerçekleştirmek, gençlerin gelecekte mutlu yaşamalarını sağlamak ve örf-adet toplumsal kimlik inşa etmek, doğal dengenin bozulmadan devam etmesini sağlamak üzere evrensel kurumlarla da uyumlu çalışmaları, anormal istekler olmasa gerek.

Toplumda herkes bilgi ve yetenekleri ölçüsünde sorumluluklar üstlenmelidir. Toplumda herkes üstelendiği sorumluluklar ölçüsünde ödüllendirilmelidir, ödüller ve cezalar ile ilgili kurallar net, sınırları belli olmalıdır. Yönetilen bir toplumun “adalet” ahlakı olmak zorundadır. Adalet duygusu aşınırsa veya adalet olduğu halde adalet olmadığına dair bir kanı topluma hâkim olursa ya da gerçekten de görev ve sorumlulukların paylaşımında adalet olmazsa hiçbir paylaşımda da adalet olamayacaktır.

Öte yandan insanlar her zaman karşısındakinden daha fazla şeyi hak ettiğine dair bir kanı bencillik seviyesi ve ego ne yazık kişileri uzaktakilerden ziyade hemen yakındakiyle yarışma içerisine sokar. Bu yarışmanın veliler arasında dahi olduğu açıktır. Eğitim ve eğitimli olmak çoğu kez belki başta ben olmak üzere veliler arasında “az çalışsın, çok kazansın-temiz işleri benim çocuğum, pis işleri başkalarının çocukları yapsın” anlayışına dönüşür. Eğitimden beklenti çoğu kez gelecekte yaşamlarında benimki daha değerli dolayısıyla önce can anlayışıyla ve zaten pamuk ipliğine bağlı adalet duygusunun toplumda kaybolmasına sebep olur. Alt tabandan gelen baskı ve ayrıcalık istekleri toplumun tamamına sirayet ederse eğitimde velilerin ideal yüce hedefleri maddi beklentilere dönüşür ki, materyalist düşünce akımının inşa ettiği düzene son derece uygun olan prensipler din, gelenek, görenek ve birçok doğa düzeninin, kurallarının sadece bir toplumda değil, tüm dünyada hızla aşındırılmasına neden olur.

Düşünen ve adalet duygusuna hâkim olan her eğitimci; gerekli eğitimi almış ve kendini gerektiği gibi yetiştirme şansına sahip olmuş ve heyecanını da kaybetmemişse, bildiğini bilir, bilmediğini bilir, bilmediğini öğrenme azminde ise ki eğitimci gerçekte böyle olmalıdır; her bireyin eğitime ihtiyacı olduğunu, öğrencilerinin özelliklerinin hepsinin eşsiz ve farklı olduğunu, öğrenme şekilleri ve algılama frekanslarının farklı düzeylerde olduğunu bilir.

Her öğrenci şüphesiz öğretmen için değerlidir. Hepsinin hikâyesi farklı olabileceği gibi, her birinin ailesinde çevresinde yaşadığı deneyimler farklıdır. Hepsi insanlar hakkında yeni bir şeyler öğrenmek isteyen iyi bir gözlemci için eşsiz bir hazine ve tecrübedir. Öğrenciler; sorunları olan, derin yıkımlar yaşayan ancak gerek sınıflar kalabalık olduğundan gerekse fark edilmedikleri için tamamen kapanan ve yitip gitmeye son derece müsait de olabilir, son derece iyi eğitimli ailelerin, maddi sorunlarını çözümlemiş ekonomik refah içinde yaşayan çocukları da olabilir.  Her durum birbirinden birçok açılardan farklıdır ve dikkatle etüt edilmesi gerekir.

Yine de çoğu öğrencinin ilgiye, sevgiye, teşvik edilmeye sohbet edilip dinlemeye o kadar ihtiyaçları vardır ki çoğu zaman yıkılan bir dünyayı ufak minik dokunuşlar bir anda değiştirebilir. Öğretmenlik son derece dikkat isteyen bir meslek dalı olduğu gibi ülkemiz ve öncesinde örnekleri görüldüğü gibi istismar edilmeye son derece müsait bir özünde aşk olan bir meslek dalıdır. Gerekli değeri maddi ve manevi olarak bulamayan her meslek dalı gibi öğretmenlik de popülerliğini yitirmeye mahkûmdur. Eğitim dünyasına hükmedenler idealizmini insandan meta üretimine kaydırdığından olsa gerek, değerlerin para ile karşılaştırılmasında “annesini veya babasını başka biri yakaladığı için yıkıma uğrayanların ruhsal halini, taciz veya tecavüze uğramış bir çocuğun ruhsal çöküntüsünü” fark edip onu tamir etmeyi başaran bir ruhsal tamircinin ödülü elbette para değildir. Ama sırf içinde değersiz haberlere konu olmuş kişi veya kişiler var diye tamamen değersizleştirilmeyi de hak etmez.  Haberlerin medyanın sineğin pisliğe konması gibi nedense kötü örnekleri daha fazla haberleştirip iyi örnekleri haber yapmaması ya da yapmaya değer görmemesi de eleştirilebilir. Şüphesiz neyin haber değeri olduğuna karar verenler, iyi örnekleri de sürekli haberlerine taşırlarsa kötülükleri görüp vasat durumda olan çalışanları “ya ben en azından bu kadar kötü değilim” savunmasına itmek ve sadece durumu idare etmek yerine “ben daha nasıl güzel şeyler yapabilirim” düşüncesine iteceği açıktır. Sağlıklı bir toplum, sağlıklı bir aile inşa etmede şüphesiz herkes üzerine düşeni iyi niyetle yerine getirmelidir.

Görüldüğü üzere okul içinde ailelerin, öğretmenlerin, öğrencilerin ve toplumun hemen her kesiminin olduğu geniş perspektifli bir yapıdır. Bu yapının paydaşlarının en önemlisi şudur diğerlerinin fikirlerinin önemi yoktur deme lüksü veya hakkı kimsede olmamalıdır. Temelde aile, okul öğretmenler ile başlayan, toplumun hemen her kesimini bir şekilde ilgilendiren en önemli konudur. Geleceği inşa ederken bir eğitimci sadece mimarın çizdiği yapıyı inşa etmeye çalışabilir. Esasında görevi de budur. Tanımlanan görevi en azından. Gerçekte ise yapıyı inşa etmek üzere çalışan milyonlarca işçi, çalışan yine aynı şekilde milyonlarca değişken vardır. Coğrafya, din, iklim, tarih, genler, aile, insan, besinler. Değişkenlerdeki bu kadar farklılık olması bir bölgede doğru olan yöntemi aynı şekilde hiçbir şeyi değiştirmeksizin başka bölgede uygulamak aynı verimle çalışmasını beklemek doğru olmayabilir. En azından ben standart hukuk kuralları etik kurallar bilimsel kurallar haricinde her bölge kendi öğrenme frekanslarına ulaşılırsa uyum sağlayacağına inananlardanım.

Beden eğitimi, fen bilimleri, edebiyat, sanatsal faaliyetler ile birlikte ülke ihtiyaçları gelecekteki insan kaynaklarının doğru dağıtılmasına yönelik yükseköğretime geçişler, esasında belgeler üzerinden kimlik edinme ve diğerlerine sorgulanmaksızın hükmetme gücünden ziyade insanlarımızın ellerinde hangi belgeler olursa olsun, adaletle edinilmiş belgelere saygı duyulması, kişilerde her ne tür belge olursa olsun birlikte mutlu yaşayabilmelerini sağlayacak felsefe akımları kendi toplumumuz için geliştirip adaleti yaşantımızın her aşamasına uygulama iddia ve emeli doğrultusunda çalışmak, gözlerinde neşe ve umut dolu, huzurlu bir toplum oluşturma gayesinden güzel bir şey olabilir mi?  

 Okul ve eğitim toplum adına iyi ne varsa toplumdaki bireylere kazandırmak için var. Paydaşları ise tüm Türkiye ve elbette tüm dünya.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1120
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 206
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster