Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '08

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
745
 

Okurlarım ve ben

Kendime yıllarca ‘yazar’ yerine, ‘yazan’ dedim. En erken 2000’de, en geç 2002’de kendime ‘yazar’ diyordum.

25 yıldır yayınlanıyorum. 25 yıldır ‘sıfır okurum var’ diyordum.

2005’de bir fotoğraf sitesinde bir makalem, 10.000 kişi tarafından okununca, bu Milliyet Blog’da 2007’de bir kez daha tekrarlanınca, artık istesem de ‘sıfır okurum var’ diyemem, uygun kaçmaz.

Okurum var ama okurumu sevmiyorum. Sanırım hiçbir insanı da sevmedim. Sevilecek insan bulamadım, diyelim.

Okurumla sempati ve empati kurmuyorum. Kuramıyorum değil, çünkü şizofrenik otomatik pilottaki replik dağarcığım, onlarca altkültürle diyaloğumu mümkün kılıyor. İletişim sorunum yok çok şükür.

Okurlarımı anlamadığımı söyleyemem ama onların beni anlamadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Ondan önce de, beni dinlemediklerini söyleyebilirim. Dinledikleri kafalarının içindekiler.

Oysa, yeni bir yazarla karşılaşınca, zihninizde boş ve yeni bir sayfa açarsınız ve o yazarı okurken, o olursunuz. Bu, empatiden öte bir şeydir.

30 yaşını geçmeyi ve en az 1.000 kitap okumuşluğu gerektirir.

Tuhaf bir biçimde, böyle en az bir okurum var, sizler değilsiniz tabii ki şahsen tanıştığım biri. O nedenle durum değişti.

Yavaş yavaş bir ‘Reha Ülkü okuma rehberi’ hazırlıyorum. Uygulanması için değil, tasarım olarak. Bu başka yazarlar için, başka yazarlarca da denenmiş bir durum. Zaten, Kafka gibi birini doğrudan ve erken yaşta okumanın adamı ipe götürme olasılığı var. Oğuz Atay okuyup, 17 yaşında intihar eden birini biliyorum.

Japon anime (Japonca çizgifilm) şirketi Manga’nın (Japonca çizgiroman) sloganı şuydu: ‘Sizi 21. Yüzyıl’a fırlatıyoruz.” Bu durumda benim sloganım şu olur: “Sizi en kısa menzille 23. Yüzyıl’a fırlatıyorum ve neyle karşılaşacağınızı bilemem.” En uzun menzil, 45. Yüzyıl.

Neden bunu yapıyorum?

Çünkü gelecek orada, bunun yapılması gerek ve zaten başka birileri de, sizin geleceğinizi öldürmek üzere işe çoktan girişti. Türkiye’nin sağ kalmadığı en az 20 tasarım var. Benim bunun için, Türkiye’nin sağ kalacağı en az 20 tasarım sağlamam gerek ki bir denge sağlansın.

Belirtirim. Henüz ikinci bir Reha Ülkü yok. Olsaydı, bu kadar keskin olmazdım.

Asıl birincil okurum olması gereken, akil adam geçinen, alaturka gerontokratlar, tam anlamıyla bunamış durumdalar. E tabii, bir bölümü de mandacı.

Örnekleyeyim: Türkiye Fütüristler Derneği başkanı, bana 3 yıl önce bir mesaj atıp, benimle tanışmak istediğini belirtmişti. Hala tanışmadık. Hala aramadı.

Bu durumda, somut projeler yerine, internet okurları gibi, sanal okurlara yönelmiş oldum.

2000’de imdb.com, 2001’de demokrasim.net, 2002’de anayasam e grubu, 2003’te AFL listesi, 2004’te teknoiktisat e grubu, 2005’te fotografim.com, 2006’da Milliyet blog, 2007’de Onpunto.

Hepsi başarısızlığa uğradı.

Elde var epsilon ise şu: Türkiye’de gelecekbilim ile ilgili Türkçe malzeme ilk kez oluştu ama benim 100 konum daha var. Örneğin, sinema konusunda ve matbu dergilerde klanlar hakimiyeti nedeniyle, tümüyle dışlanmış durumdayım. Tüm konularda ise, 100’e yakın yayınevinden kitap reddi, 100’e yakın dergiden makale reddi yaşadım. Türkiye’deki kültür celepleri, yazarları yayınlanmadan mezbahaya yollamaya çok meraklı.

Okurlara pek ulaşamıyorum, ulaşınca da Mars’ta bir antropolog durumu oluyor.

Yüzlerce yorum ve mesaj aldım. Epeyi pozitifti. Ancak, bir okurumun biyografik-kültürel momentini saptadıktan sonra, onu o gönüllü açmazından dışarı çıkarmayı hiç beceremedim.

Onu bırakın, İstanbul’da avangard sanat dallarında, onlarca avangard sanatçıyla birlikte çalıştım. Uçmak yerine akademisyenliği, bir klana kapılanmayı yeğlediler. Hepsi. 100-200 kişiden söz ediyorum, olabilecek herkesten söz ediyorum, okurum olması gereken kişilerden söz ediyorum.

İşte bu nedenlerle, son 3 haftadır libidom sekteye uğradı. Durdum. Sustum.

Sonra yeniden yazılar damlamaya başladı. Bu da onlardan biri.

Sevgili okurlarım, sizlere öznel değil, nesnel nedenlerle yazıyorum. Bana doğru değil, benden uzağa yol almanız için yazıyorum. Karşılaşacağınız olası kurtlar karşısında, kuzu kalmayın diye yazıyorum.

Umudum kalmadı. İnat diye yazıyordum. İnadım da kalmadı.

Dile kolay: 50 yaş bu. Anoz için erken değil.

Sizler için, bir sırat köprüsüyüm. Faşizm ve engizisyon çukurundan, metinlerimin kurduğu köprüyle geleceğe geçebilirsiniz. Geçmezseniz de, paşa gönlünüz bilir. Dedenizi de gördük, babanızı da gördük, torununuzu da göreceğiz: Hep kapı kulu, hep kapı kulu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir damla yaş göz çukurlarımda, - çay idi damlayan porselen fincandan su tınılı - , buruk lezzetinde acılar yaşanılan yuvarlanıverdi boşluklara kaybolup gidiverdi benim gibi. Dün’ü düşündükte yaşamak ve ağlamak ölümü , ölüme ve kabusu , kabusa bitti gitti demek ummak yinelenmeyecek her şey yalnızca çay içerken ağlamak şu an … Reha ÜLKÜ (Dışavurumcuyum... Bu güzel şiiri de yazmak istedim.) Kurt'ların kurtluğu Kuzu'ların kuzuluğu kalmadı... Kuzular, gelembenin içinde de kalmıyor... Dedelerimizi, babalarımızı da Yemen'de, Çanakkale'de rahat uykularına bırakalım.. Devletimiz Türkiye Cumhuriyeti'nin âli menfaatleri ve kendi yaşam kaliteleri için Çocuklarımız, torunlarımız geleceği evrensel açıdan irdelemekte ve planlar yapmaktadırlar, yaşamaktadırlar.Temenniniz gibi sizden daha uzağa yol alırlar.... Sevdiklerinizle; huzurlu, sağlıklı bir yaşam geçirmeniz dileğiyle...

NEZHAD AGLAĞU 
 25.04.2008 12:52
Cevap :
Tam yanlış anlaşılma ama güzel yürek. Ne diyeyim?  25.04.2008 19:05
 

Günümüzün yükselen trendi sıra dışı olmak... Herkes o kadar sıra dışı o kadar sıra dışı ki; sıranın içinde kimseler kalmamış gibi görünüyor... Sıra dışı olmak en sıradan durum olup çıktı... Bu bakımdan marjinal görünmek için, sıra içini de bi deneyin derim ben..:))

Yıldız... 
 22.02.2008 12:20
Cevap :
İnsan-değil biri, sıradışı bir insan değildir. Negasyon da felsefenin temelidir, eylediğim budur, bunun sıradışılıkla ilgisi yok. İnsan türü, yeni bir tür olmakla 1 milyon evrilmeden kalmak arasında yolu çatallanan bir durumda. Ben uzayı seçtim, Dünya'yı Türkler'e bırakıyorum. Dipnot: 60 yaşında bir okurum, sinema kitabımla onun sinemaya bakışını 3 kat yukarı çıkardığımı söyledikten sonra, gençlerden 100 kat yukarı çıkmalarını beklemek haksızlık değil. Yazar okurunu belirleyemez, yalnızca onu seçme hakkına sahiptir, okurun kendi yazarını seçtiği gibi.  22.02.2008 16:19
 

Sınısal durumunuz oluşturuyor bilincinizi bu ortada.. Öfkenizide.... Anlaşılır bu!... Bunca yorumu neden yayınlıyorsunuz ?...

yucel evren 
 22.02.2008 11:22
Cevap :
Oğuz Atay'ı yineletmekten sıkılmıyorsunuz: Yazar, bir panorama çizer, içine kendini de yerleştirir. Yazar-okur resminin de tam olması gerekir. O nedenle, söylenilenleri yayınlıyorum, sizinkini de...  22.02.2008 11:34
 

Parayla imanın kimde olduğu bilinmez derler ya ben de diyorum ki,kimin ne okuduğu ya da ne kadar entellektüel zekaya sahip olduğu veya sosyal/toplumsal olayları ne boyutta irdelediği,en azından ekranın diğer tarafından belli olmaz.Sanırım sizde sanal gerçeklik! çıkmazı içinde bir bocalama ve kendisinin herkesten daha zeki ve iyi olduğunu düşünmesine rağmen kendince hakettiği noktaya ulaşmamanın bir gerginliği ve saldırganlığı var.Bu bağlamda benim her zaman söylediğim şudur:insanların seni anlamadığını düşünüyorsan bir zahmet o zavallıların seviyesine inip onları kendi düşüncen doğrultusunda eğiterek onlara yardımcı ol.Yok ben anti-hümanistim ve sadece ben diyorsan kendinle kal.Sözün bittiği yerde konuşmak bazen beyhude çırpınışlar ve girdaplardır ve sürekli içine çeker insan olanı..

serhatt 
 22.02.2008 0:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2217
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 486
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster