Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Şubat '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
364
 

Okuyucu olma sanatı

Okuyucu olma sanatı
 

Kişi bir yazıyı okuyacağı zaman “Ne düşünmeliyim?” diye değil, “Yazan ne düşünmüş?” diye okumalıdır.


Okuyucu olmak bir sanattır. Her kitabı, her yazıyı, her makaleyi okuyan okuyucu değildir. Okuyan kişi yazarın fikirlerinin etkisi altına girmemelidir. Yazar okuyanı yönlendiriyor, okuyan da yazarın fikrini olduğu gibi benimsiyorsa eğer, o kişiyi okuyucu olarak adlandırmak mümkün değildir. Zira okumak üretmektir.

Kişi bir yazıyı okuyacağı zaman “Ne düşünmeliyim?” diye değil, “Yazan ne düşünmüş?” diye okumalıdır. Okuyucu yazıdan kendine ait bir fikir üretmelidir. Bu da ancak okuduğu yazılarda kendine “Acaba?” sorusunu sormakla mümkündür. İnsanlar daima şüpheye düşüp sorular sordukça yeni fikirler üretirler.

Okuyanın yazıyla arasındaki münasebetten yeni fikirler doğmazsa, okuma beyhude sayılacaktır. Zira faydadan ziyade zarar verecektir ve zihnin yükünü artıracaktır. Bu konuda Peyami Safa, “Kitap adamı beslemezse şişirir, bilgilerin yağıyla şişmanlatır” demiş ve eklemiştir(1):

“Ayaklı kütüphane denilen adamların lehinde ve aleyhinde çok şeyler söylenmiştir. Bunların kafalarında kitap, midede öğütülen ekmek gibi değil; ambarda bekletilen buğday gibi durur. Nasıl konmuşsa öyledir. Kana ve hayata karışmamıştır. Onların bilgileriyle zekâları arasındaki ilişki, bir kitapla bir kütüphanenin raf tahtası arasındaki ilişkinin aynıdır. Biri ötekinin üstüne binmekle kalır. Ayaklı kütüphane denilen adamlar ilmin şişmanlarıdır. Bunun için sağlam yapılı bir kafa, dolu bir kafadan üstündür ve düşünmek bir fikre gebe kalmaktan başka bir şey olmadığı için; kitapların en güzelleri düşündürücü ve doğrucu eserlerdir.”

Okuyucu olmayı anlattıktan sonra, bir de okuyucular arasındaki farka değinmek gerekir. Her okuyucu bir yazıda aynı şeyi anlamaz ve aynı şeyi tasvir etmez. Örneğin; bir romanda, “Devasa büyüklükte bir kapıdan içeri girdi” cümlesini okuyucular kendi tecrübe ve intibalarına dayanarak gözünde canlandıracaktır. Yani her okuyucunun “Devasa bir kapıdan içeri girme” tasviri birbirinden farklı ve kendi hayat tecrübelerinden kendinin tasarladığı bir sahne olacaktır. Bu durumda kişi okuduğuna kendi hayatından parçalar ilave edecektir.

SONSÖZ:

Kişilerin kitaplarla kurduğu ilişkilerden tabir-i caizse birer çocuk meydana gelmelidir ve bu çocuk da yeni fikirler olmalıdır. Okunan yazılarda konu ile ilgili “Neden, niçin, nasıl, acaba?” gibi sorular sorulmalı ve yeni cevaplar üretilmelidir zihinlerde. Zira kitap, ancak bu şekilde faydalı olabilecektir.

KAYNAK:

(1) Peyami Safa, Eğitim-Gençlik-Üniversite, Ötüken Yayıncılık, Sayfa: 34-39

KISA BİR HİKÂYE

Sevgili Olmayan İki Âşık

Ne kadar da çabuk geçmişti zaman. Yıllar olmuştu tanışalı. Harikulade bir arkadaşlıkları vardı. Beraber vakit geçirmekten mutluluk duyuyorlardı. Öyle ki ayrılma anlarında yüzleri asılıyor, içleri burkuluyordu. Sonraki buluşma anlarını iple çekiyorlardı birbirlerinden habersiz.

Onlarınki ne bir arkadaşlıktı aslında, ne de dostluk. Kendilerine bile itiraf edemedikleri farklı bir duyguydu hissettikleri. Böyle yıllarca sürüp gitti.

Günün birinde kız, adama "Ben nişanlandım." dedi. "Olaylar çok hızlı gelişti." diye söyledi. Dünyası karardı o anda, gözlerinden yaşlar boşalacaktı adeta genç adamın. Artık çok geçti; ama farkında olmadan o cümle çıktı dudaklarının arasından: "Biz seninle her hareketleri sevgili gibi olan; ama sevgili olmayan iki âşıktık sadece." (Hayri Temür)
 

 

www.hayritemur.webnode.com.tr

http://giresungundem.com/Yazar/hayritemur@hotmail.com

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1019
Kayıt tarihi
: 21.11.10
 
 

Hayri Temür, 1985 yılının Aralık ayına rastlayan soğuk bir kış günü Giresun'da dünyaya gözlerini ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster