Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Kasım '18

 
Kategori
Alternatif Enerji
Okunma Sayısı
141
 

Olağanüstü İnsanlar Kimlerdir ve Neden Olağanın Dışına Çıkarlar?

Olağanüstü İnsanlar Kimlerdir ve Neden Olağanın Dışına Çıkarlar?
 

'Ermiş'in Yeni Şarkısı' serisinden, Nodira İbrahim Güçsav, 2010


Birkaç sene önce büyük üstat Gurdjiyev’in ‘Olağanüstü insanlarla karşılaşmalar’ kitabını okumuştum (filmi de vardır). O zaman, ömrüm boyunca aslında hep elimde olmadan, doğal bir şekilde hep bu konu üzerine düşündüğümü fark ettim. Beyin altımda ve ya ruhumda hep bu konu varmış meğer: hayatta tanıdığım ve de buluştuğum çeşit insanların farklı olan tarafları hemen dikkatimi çekerdi. Onların söyledikleri ve yaptıkları orada dursun sadece susmaları bile farklı gibi geliyordu. Fakat şunu belirtmem lazım ki, toplumda sadece ünlü olan ya da hangidir özellikleriyle dikkat çeken insanlar değildi bunlar. Biz, insanlar kendi iç özelliklerimizi o kadar saklamaya, dışarıya farklı yansıtmaya, bazı şeyleri bastırmaya, olmayan şeyleri varmış gibi göstermeye alışmış ve bunda ustalaşmışız ki, kimin gerçekte kim ve nasıl biri olduğunu ayırt etmek zor oluyor. Garip bir şekilde zihnimin dışında içsel olarak algılayabiliyordum bunu ama. İnsan, ünlü psikoloji profesörü Maslow’un dediğine göre, sadece dışa vuran kişilik değildir, o çok zengin neredeyse sınırsız bir potansiyeller sahibidir. Beni düşündüren nokta şuydu: bu potensiyalleri gerçekleştirmesi için insana özel koşullar mı gerek ya da engeller ve zorluklar mı? Çünkü, biliyoruz ki, büyük amaçlarında başarılı olan insanlar hep bal kaymak üzerinde yaşayanlar değildi. Aksine, gerçekten olağanüstü insan olmak hiç kolay iş değildir. İnandığı idealleri uğruna bir o kadar olağanüstü engelleri, zorlukları, meşakkatleri yenmek lazımdı bu insanlar için…

Bu konuda araştırmalarımı daha ciddi şekilde sürdürmeye başladım ve bugünden itibaren sizinle bazı elde ettiğim bilgi ve ya teorileri paylaşmak istiyorum. Bu yazıda ünlü Türkolog araştırmacı Dr.Gumilev’in ileri sürdüğü fikirleri kızaça anlatmak istiyorum. Üstat, konumuz olan ‘olağanüstü’ insanlara Passionarlar, bu sıra dışılık olgusuna Passionarlık der…

Passionarlık Nedir ve Kimlere Pasiionar denir?

Passionarlık- aşırı (üst) enerjililik demektir.

Passionar insan – aşırı fazla enerjili olan insandır, onun enerji dürtüsü, hayatı koruma dürtüsünü aşar ve bu insan idealı adına yaşamından vaz geçebilir.

‘Passionarlık – diye yazıyor Gumilev, - bu alt edilemez şiddetteki içsel, çoğunda bilmeden ve kontrolsüz olan amaç güdüsü. Bu amaç, pasiionar olan şahs için kendi hayatı ve hele hele onun kavimdaşları ve zamandaşlarının da hayatından daha üst konumdadır ve amacın başarısı adına ölmek ve ölüme göndermekte göz kırpmaz’.

Bu insanlar ortamdan birey ve tür olarak ayakta kalması için lazım olduğundan daha fazla enerji absorbe etmek (emmek) kabiliyetine sahiptirler, diyor bu hipotezin ve etnogenez sürecinin teorisyeni, ünlü turkolog N.Gumilev. Kendine çektikleri enerjiyi belli bir odakla, yani amaçları neyse ona göre harcayıp, dışarıya verirler ve bu şekilde dış hayatın bir şekilde değişmesine yönlendirirler. Bu arada ruhsal ve entellektuel aktiflik de fiziksel aktiflik gibi enerji ister, ama onu kayıt altına almak ve ölçmek çok daha zordur.

Dünya gezegeninin en çok kullandığı enerji, biliyoruz ki, Güneş enerjisidir, o fotosentez yapma imkânını verir. İkinci tür enerji – Dünyanın içindeki (yeraltındaki) radyoaktif maddelerin parçalanmasından oluşan güçtür… bu süreç (parçalanma ve enerji yayma) çok etkilidir, ama yerel  (lokal) tesire sahiptir. Uranyum yığınları tüm Dünyaya aynı miktarda yayılmış değildir. Şöyle yerler var ki, radyoaktiflik sıfıra yakındır, bazı yerlerde ise (onların yeryüzüne yakın olduğu bölgelerde) insan, hayvan ve bitkilere çok güçlü etki verebilirler.

Ve üçüncü bir tür enerji de vardır ki,biz onu kozmostan az posyionlar halinde alırız. Bunlar Galaksinin derinliklerinden bize ulaşan damlalardır, Dünyaya gelip çarparlar… hangi bölgeye denk gelirse, orada anında kendi enerjetik etkisini gösterirler. Bu kozmik enerji türü yakınlarda araştırılmaya başlandı. O yüzden bilim adamlarının arasında bile zihnine sığdırmakta zorlanırlar: ki insanlar Dünyayı tamamen kapalı halde düşünüyorlardı ve hala gezegenimizin evrenin bir parçası olduğu hem de ondan ayrılmadan yaşamakta olduğumuz fikrine alışamıyorlar. Biz insanlar, Kocaman galaksiyle etkileşim içindeyiz, oradan gelen enerjiler de biosferin gelişiminde etkili olan tüm başka faktörler gibi etki etmektedir.

Şimdi bizim konuya dönelim: ‘Passionarlik kendi başına, her şeyi hareketlendiren bir motordur, - diyor Gumilev. Evet, bunun bir mutasyon, ama patoloji getirmeyen ve küçük bir mutasyon olduğunu da anlatır. Gerçi ‘normal insanlar’(ki, çok ilginç ki onlar için büyük paralar uğruna yaşam risk altına sokulabilir diye düşünmek te normaldır), passionarlara karşın deli ve fanatikler diyorlar. Elbette, olağanüstü idealleri olan ve norm dışı dediğimiz insanlar maddiyeti pek gözetmediğini de unutmayalım. Böyle insanlar her millette sayıça çok azdırlar, ama onlar tüm etnik sistemi tutan ve hareketlendiren ana ok vazifesini görürler. Şimdi gelelim bu durumun olumlu ya da olumsuz etkilerine: her ikisi de görülebilir! Gumilev böyle yazar: Pasionarlık bireysel olarak çeşit özelliklerle senteze girebilir: yüksek, orta ve küçük özelliklerde dışavurabilir. Bu, sadece o bireyin psikolojik özelliklerinden kaynaklanır ve dışarıdaki etkilere bağlı değildir; o etik durumlara da bağlı değildir, aynı şekilde kahramanlıklar da, cinayetler de, yaratıcılık ve bozğunculuk ta, hem erdem hem kötülük dediğimiz durumları doğurabilir, sadece hareketsizlik, eylemsizliği radeder.’

Yani, passionar kişilik, büyük önder de olabilir, büyük haydut ve ya mafya da, fedakar alim de olabilir, devrimçi-nihilist te.

Mesela, Hitlerin de passionar olduğunu açıklarken, Gumilev şunları yazar: herhangi enerji iki uclu olur (değneğin iki ucu gibi), biyokimyasal olan pasionar enerjisi de öyledir. Etnogenezde bipolyarlık şöyle ortaya çıkar: davranış dominantası sistemi geliştirmek adına da ve ya basitleştirmek (dejenere etmek) yönlendirilmiş olabilir. Mesela, aşırı ırkçılık (nazi misalinde) sadece kendi milletinin gelişmesi ve başka milletlerin yok edilmesi yada köleleştirilmesini gözetirken, çok milletli, çok devletli,  zengin etnosa ve kültürlere sahip olan bir Dünya gezegensel sistemini yok etmeyi amac edinir. Hitler negatfi işaretli bir tipik pasionar idi, tıpkı çoğunluk devrimci-marksistler ve şimdiki globalist-finans sahipleri gibi. Çünkü onların ideolojisi de aynı amaçlara yöneliktir: özgün etnokültürleri yok ederek, Dünyadaki halkları tek bir özelliksiz, özgünlüksüz, duygusuz bireylerin global topluluğuna dönüştürmek istiyorlar.

Bu fenomeni özetlemek için, Gumilev iki tane misal veriyor: Napoleon Bonapart ve Aleksandr Makedonski. Hükümranlık zirvesine ulaşmışken, onlarda her şey vardı: hâkimiyet, para, şöhret. Ama onlar bunlarla yetinemediler ve daha ilerisini istediler. Neden onlar güzel mi güzel saraylarında oturup hayatın tadını çıkaramadılar? Tüm elinde olanları mantıksız atılımlar adına riske attılar (Napoleon – Rus ve İspanyol savaşı, Aleksandr ise Hindistan savaşı)? Onların zamandaşları için bu kararlarını stimule(motive) eden etken anlaşılmadan kaldı. ‘Durdurak ve doymak bilmeyen eylem açlığı’ dır bu etkenin adı.

Lider-Passionar kimlikler ve ya önderler, etnosun (milletin) olağanüstülük potensialının sadeçe görünen uç kısmıdır’ – diyor Gumilev. Bu norm dışı insanların önde değil, arka sıralarda durup, geri kalanları arkadan itmek gibi görevleride vardır. Çünkü unutmayalım, onlar için idealları, inançları, amaçları önemlidir, şöhret değil. Savaşlarda canı uğruna görevini yapan şehit askerler, tüm milletin fedakârlık potensıalinı ifade eder. Her alanda, sıradan insanlar arasında kalarak, değişimi ‘yerinde başlatmak’ adına, halkın arasında faaliyet göstermeyi, bulunduğu ortama neşeli ve iyimser enerji saçmayı üstlenen passionarlar ve ya pek bilinmeyen ‘kahramanlar’ vardır.

Genelde bu insanların biyolojik ihtiyaçlarını sosyal (liderler) ve ideal(dinler, ideoloji, kültür) alandaki dürtülerinin bastırdıklarını görürüz.  

‘Yetenek de bireysel passionarlıktır’ der Gumilev.

Bu faktörün önemli özelliklerinden biri – o bulaşıcıdır. Bu demek oluyor ki, normal dürtüleriyle yaşamını geçiren insanların arasına passionar girdiğinde, yakınlarındaki ‘noırmal’ insanlar da değişim geçirir ve aktifleşirler. Bunu eskilerden beri biliyorlarmış ki, ordularda böyle askerleri seçerek, ya onları birleştirip özel timler yaparlardı ve ordularda her 100-120 kişiden ibaret bölüklere birkaç ‘özel asker’ sokarlardı.  Bu tesir güçü nedir ve neden kaynaklanır? Gumilev buna, ‘passionarın etki alanı’ ya da bireysel ‘biyoenerjetik ’ güç der. Halk arasında ‘karizmatiklik’ denilen özellik te belki budur. Ustat bu enerjiye şöyle örnek getirir:

1880 yılında F.Dostoyevski Pushkin hakkındaki ünlü konuşmasını yapmıştır. Orada bulunanların şahitliklerine göre, başarı olağanüstü düzeyde idi, hatta birkaç kişi o kadar etkilenmiş ki, usunu kaybederek yere düşmüşler. Ancak, metni okuduğunuzda böyle bir etki sezmiyorsunuz. Görünüşe göre, başarıyı sağlayan faktör Dostoyevski’nin kendi etkisiydi.

Gumilev, ‘Etnogenez ve Dünya Biyosferi’ adlı kitabında, milletlerin tarihi bazında ‘olağanüstülük olgusu’nu kozmik enerjilerin yeryüzünde dağılımı faktörüne de bağlayarak, çok enteresan fikirleri öne sürüyor. Yazımın ikinci kısmında onları anlatmayı devam edeceğim.

 Dr.Nodira İbrahim Güçsav

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 120
Kayıt tarihi
: 24.11.18
 
 

1996 da El-Harezmi adındaki Harezm Devlet Üniversitasını tamamlayıp, Biyoloji öğretmenliği diplom..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster