Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '18

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
24
 

Olayla Olay Olmak

Hayatımızın belirli alanlarda bazen tıkandığımızı hissettiğimiz anlar olur. Neden o durumda olduğumuzu biliriz, neleri değiştirebileceğimizi kestirir birkaç denemede de bulunuruz ancak yine kendimizi aynı çemberin etrafında dönüyor gibi hissederiz. En sonunda daha fazla yapabileceğimiz bir şey olmadığını düşünür, usulca oradan uzaklaşırız. Bu uzaklaşma bir süre bize huzur verir, başka şeyler düşünür, oraya pek ilişmeyiz ama çözülmeyen şey sürekli arka planda bizi meşgul ettiğinden yine o çemberin tam ortasında çözümsüzlükle didişiriz.

Aslında Sufizm ile ilgili bir şeyler okurken,bir kavrama rastladım ve hayatıma ne kadar uygun olduğunu fark ettim. "Olayla olay olmak" kavramı. Yani bu olay, sindiremediğin bir şeyi temsil ediyor ve sen rahatlamak için sindiremediğin şeyle savaşıyorsun. Sırf onu hazmetmek için daha da sert savaş yöntemleri deniyorsun. Peki bu ne kadar işe yarıyor? Bu da bir sarkaç metaforu üzerinden anlatılıyor. Bir sarkaç düşünün, ne kadar hızlı itersen o kadar hızlı geri geliyor. Bu sarkaç senin kaçındığın şey ve onu ittikçe hazmetmeyi bırak, çok daha güçlü sorunlar ve duygular olarak, savaştığın konunun sana karşılık verdiğini görüyorsun. Sarkacın çizdiği hareket ise yine kızdığın bir konuyu itelediğinde bu konunun tıpkı sarkacın çizdiği yarım çember gibi başka alanlara yani konulara sıçramasını temsil ediyor.-Sadece kızdığımız değil aslında duygusal olarak hazmedemediğimiz her şey bu örnekle temsil ediliyor.- Bir konuya kızarsın, onu ne kadar itersen bu kızgınlık başka bir konuyla hayatını yine ele geçirir. Bu bir kişiye bastırdığın öfkenin,çok anlamsız bir yerde başka birisine çıkarmana benzer.Sonuç olarak o çemberden ve sarkaçlardan kurtulamazsın.

Benimse kendime en çok sorduğum şeylerden biri o sarkacı hareket ettirmeden ve o çemberin içinde çaresizlik hissetmeden hazmedemediklerimle nasıl başa çıkabilirim oluyor ve kendimi rahatlatmak için şu adımları izliyorum;

*Önce ne hissediyorsam onu kabul ediyorum. Bazen bir şeyi hissettiğini kabul etmek en zoru oluyor.Hatta bazen tam olarak ne hissettiğini hemen bulamıyorsun ama emek verdikçe duygunu tanıyorsun,bıkmadan kendini anlamaya çalıştığında,biraz kulak verdiğinde ne olduğunu anlıyorsun.

*Sonra hissettiğim şeyi hissetme hakkını kendime veriyorum. Hatırlıyorum çoğu zaman böyle hissetmemeliyim,diye hemen duygumu ittiriyor ve başka şeylerle uğraşıyordum.Bu da birkaç gün süren huzursuzluk getiriyordu ve tabiki kendini anlamadan geçen kayıp zamanlar..

"Şu an çok öfkeli hissediyorum, demek ki bu olay beni etkiledi. O zaman bunu hissetmem normal." bu kendimi yargılamadan,kabul ettiğim anlamına geliyor,kendinizi kabul etmiyorsanız, bütün dünya sizi ve duygularınızı kabul etse bence pek bir işe yaramıyor.

*Son adım, peki neden bu kadar etkilendim? Bu olay bana neyi, kimi hatırlattı? sorusu. Bu da hemen insanın aklına düşmüyor hatta özellikle bu soruya cevap bulmak istemediği anlar oluyor ancak sarkacı hatırlayınca bunu göze almak daha karlı geliyor insana.

Benim deneyimim odur ki, olayla olay olmak neyi çözmek istiyorsan onu daha da çözümsüzlüğe sürüklüyor. En iyisi olayı bir olduğu gibi bırakalım, uzaktan bakalım, biz ne hissettik,neden,niçin bir anlayalım,çıkalım bir yürüyelim,dolaşalım.. Her şey nasıl da farklı görünecek o zaman..
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 20
Kayıt tarihi
: 17.07.17
 
 

Yeditepe Üniversitesi psikoloji bölümünden mezun olan Nihan A.Alpman, çocuk, ergen ve aile terapi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster