Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Eylül '21

 
Kategori
Alışveriş - Moda
Okunma Sayısı
22
 

Olmuyoroğlu

Serbest fiyat, serbest ticaret, serbest ahlakla birleşince böyle oluyormuş meğer. Bir ülkede serbest fiyat, tek fiyat uygulaması olabilir mi? Aslında olabiliyor, değerlerini batıdan almış şirketlere ait (gıda, market hariç) işyerlerine gidin, pantolon A şehrinde B mağazasında neyde D şehrinin E mağazasında da aynı.

Esasında Avrupa bunu yüzyıllar önce keşfetmiş. Sınıflar arasında barış olabilmesi için toplum sınıflarının birbirini aldattığına dair şüphe oluşmaması gerekir. Yani kurallar net olmalı hemen her yerde kuralları belli oyunlar olmalı. Bu bizim kültürümüze Araplardan ve dolayısıyla da İslam’dan enzime edilmiş bir kural olarak; “pazarlık sünnettir” şiarıyla birleşince insanları bırakın birbiriyle birlik haline getirmeyi sırf bu düşünce tarzı bile milletin farklı sınıflarını birbirine kin güder ve düşman haline getirmek için yeter de artar da. Şöyle ki memur olan Ahmet Efendi kendisine bir takım elbise almak istiyor. Girdiği mağazada alıcı gözle takım elbiseleri süzerken yanına mağaza çalışanı geliveriyor. Tabi çalışan tam bir kurt. Buradan Ahmet Efendiyi eli boş göndermeye niyetli değil. Memur olduğunu da esnaf ya yürüyüşünden tanır. Hemen yapışıyor önce bir, sonra iki sonra üç derken bir sürü elbise çıkarıyor. Alma konusunda ikna edilen Ahmet Efendi fiyat konusunda kafasında bir rakam (beş yüz ) var, esnaf üç aşağı beş yukarı müşterisinin bütçesini tahmin ediyor ancak yine de sormayı ihmal etmiyor teyit alıyor. Yüzünü buruşturuyor, ona mağazadaki en soluk, en ucuz elbiseyi göstererek maalesef bu bütçe ile ancak bunu alabilirsiniz, sonra en beğendiği takıma bin beş yüz lira fiyat çekiyor. Hâlbuki yedi yüz elliye bırakacak ancak beş yüz lira taban fiyatı olan üründen, fiyat üzerinden ne kadar yukarıda satarsa komisyon alacak. Onu düşününce elbette en yukarıdan satmak istemesi gayet doğal. Uzatmayayım Ahmet Efendi’yi taksitle senetle ikna ederek bin liranın üzerinde takım elbiseyi satıyor. Ahmet Efendi hesapta olmayan bir para ödedi ama neyse ki mağazadaki en pahalı hatta genel müdürlerin bile giydiği (satıcı öyle dedi) takımı giyeceği için içinden buna değer be diye düşünüyor. Mağazadan çıkıp yüz metre ilerlediğinde vitrine baktığında ne görsün sırtındaki elbisenin aynısı, aynı marka altı yüz lira etiketle satılmıyor mu? Adam gerisin geriye dönüyor ama satıcı onu kumaşının aynı olmadığı konusunda ikna etmeye çalışıyor ancak nafile Ahmet Efendi ikna olmuyor, en sonunda satılan mal geri alınmaz, silah mı dayadık kafana denince memur ve 12 Eylül de yaşamış, korkarak sinerek büyümüş adamcağız mecburen yediği kazığı sineye çekiyor ama öte yandan esnaf takımına karşı kinleniyor da kinleniyor.

Görüldüğü gibi bizde ticaret dahi insanları değil, meslekleri birbirine kışkırtmak için bir araç olabiliyor. Neyse uzatmayalım; aradan aylar sonra yine aynı sokaktan ya da caddeden geçen Ahmet Efendi mağazanın yerinde olmadığını görüyor. Yok. Hemen yan dükkânın kapısında gören satıcıya soruyor. Yan mağazanın battığını ve kapandığı cevabını aldığında içinden “oh olsun” diyor. Ticaret insanları birbirine kinlendirme, birbirlerinin acılarından zevk alma müessesi değildir. Sağlıklı bir toplumda herkes birbirine yaslanarak bir bütünü ortaya koyarlar. Birbirine kazık atarak, birbirinden şüphe duyarak bir toplumun abat olması mümkün müdür? Değildir. Görüldüğü gibi de olmuyor, olmuyor oğlu olmuyor.

 

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2149
Toplam yorum
: 317
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 161
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster