Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ocak '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
134
 

Ölüm !

Ölüm !
 

Ölüm… Gece iner gözlerine yavaşça. Yayılır nefesin çiçeklere, ay ışıldar soğuk bedeninde. Veda edersin tüm dünyaya. Tüm sevgiler seninle birlikte gömülür.

Arkandan bakan yaşlı bakışlar… Sessizlik dolar tüm kalplere. Nasıl bırakabilirsin arkandakileri? Yazılana yakarış boşunadır. Zaman geçer asice, bencilce, düşüncesizce…

Düşünsene… Boğazını saran hayali düğümü çözemiyorsun! Nefes alamamak… Etrafında sana dikilmiş donuk, soğuk, şaşkın, telaşlı bakışlar! Belki etrafında toplanmış Kuran okuyanlar… Bir an boğazındaki düğümü hissedemez olursun. Ve bir anlık sessizliğin ardından haykırışlar kopmaya başlar derinden… Düşmüş çeneni sarmaya çalışanlar, seni son bir ümitle hayata döndürmeye çalışanlar, donuk bakışlar… Solmuş teninde, bedeninde hissetmeyi en çok istediğin anda hissedemediğin eller…

Karanlık bir kutuda, o hayattayken hiç sevmediğin daracık, karanlık yerlerden birindesin ama şimdi sıkılmıyor ruhun… Tüm sevdiklerin seni gözyaşlarıyla uğurluyorlar. Ve bir çok soğuk bedenin, kemiklerin olduğu yere varıyorsun. Yolcular gitmiş bile… Düşünürken sen ne yapacağını, bir ses… Hiç tanımadığın bir ses senin için dua ediyor. Bu seni ferahlatıyor. Ardından bir çığlık! Biriciğinin çığlığı… Elinde olmadan düşünüyorsun onu… Acaba senden sonra başka biriyle evlenir mi? Hayır, hayır… Yapmaz! O sırada bir avuç toprak iniyor yüzüne. Seni duymazlar, ne desen duymazlar… Ama denemek istiyorsun! ”Durun, ne yapıyorsunuz? Gömmeyin! Korkarım burada tek başıma! Kimbilir ne hale gelecek o çokça ve boş yere kıymet verdiğim bedenim!” Çürüyecek, mosmor olacak. Belki de şişecek. Ağzında gözünde solucanlar dolaşacak. Böcekler gezinecek soğuk bedeninin en olmadık yerlerinde! Binlerce böceğe yem olacak nihayetinde özenle baktığın bedenin… Sonunda bir kemik yığını kalacak senden geriye. Herkes gibi…

Güzel görünmeliydin her zaman… Korkuyordun yaşlanmaktan, çirkinleşmekten, ölmekten… Sonun kaçınılmazdı… Sen de biliyordun. Evet, biraz erken.. Ama asırlarca yaşasan, yine erken olacaktı. Her ölüm erkendi çünkü… Bak! Yokmuş çare… Nedir senden geriye kalan? Kuru bir kemik yığını ve erimiş, çürümüş et yığınları… Bir hayvandan farkın yok şimdi! Bütün sevdiklerin, sırların, anıların, sana dair herşey seninle birlikte yok olacak şimdi… Toprağın üzerinde ne mevsimler değişecek. Yazın sıcağını hissedemeyeceksin. Gözlerin kamaşamayacak güneşten. Kar düşmeyecek yüzüne, hissedemeyeceksin kışın soğuğunu. Göremeyeceksin bir daha sararmış yaprakların nasıl düştüğünü. Üstüne basıp çıtırdatmak zevkinden mahrum kalacaksın. Rüzgar saramayacak seni kollarıyla, uçuşturamayacak saçlarını, eteğini… İlkbahar… En sevdiğin mevsim… Aşkın doğuşu, hayatın yeşerdiği mevsim… Polenler kaşındırmayacak seni artık. Nefret ettiğin alerjini özleyeceksin belki de sırf duyabilmek için kuşların sesini…

Nedense sonradan hatırlıyorsun sana anlatılanları, rüyadaydın, uyandın. Hasret bitti. Kavuşma anı geldi… Biraz erken… Bir hayli erken… Yüzün yere eğik, yapacakların bitmemişti henüz… Tüm sevdiklerini, o çok sevdiğin dünyayı bırakıp gidiyorsun şimdi. Nereye gittiğini bilmeden…  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 442
Kayıt tarihi
: 26.07.12
 
 

Edebiyata ve yazmaya olan ilgim henüz 12-13 yaşlarımdayken yazmaya başladığım günlüklerle ortaya ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster