Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
387
 

Ölüm hepimize erişiyor

Gece vaktidir. Şehrin ışıklarını söndürüp huzurlu bir eş gibi beni bekleyen evime geldim. Hesap soran yok. Yemediğim haltları karıştırmaklığımı iddia eden de. Koltuktan bozma yatağım bir köşede sırasını bekliyor. Odam aynı dört duvar. Her zaman sırdaşım; akan kanı da kahkahayı da açık etmez. Az ötede kombinin tıkırtısı. Kimbilir ne kadar olur bu ayki fatura? Doğalgaz aldı başını gidiyor..
Nedense pek bir üşengecim bu gece. Üstüm başımla çöktüm masanın başına.Bir kadeh kırmızı. Ağzımda az önce söndürdürğüm puronun kokusu. Sevgilim yok ya yanımda, ne bulduysam yedim. Canıma değsin..
Bir konserde buldum kendimi akşam. Yarı aç, yarı tok. Tıklım tıklım doluydu salon. Keman her zaman en güzelini anlatır öykülerin. Bir de yanımdaki İstanbul Hanımefendisi ile felsefe yaptık biraz. Değmeyin keyfime.
"Neyi yazsam, kime dokunsam?" derken "Amaan, derdine bak." dedi içimdeki umarsız adam. Otur kendini yaz. Yaşamı, kuşların sabahladığı kuytuları . Hayatın tuhaflığını, o kocaman yüreklerimizle ite kaka götürmeye çalıştığımız dünyaya karşı aczimizi yaz. Sevgili arkadaşımın babası bugün gözlerini kapatırken dünyaya, ardında bıraktığı taifenin acısını. "Ölüm hepimize erişiyor, başın sağolsun" diye yazmıştım masanın üzerine bıraktığım kırmızı karanfile iliştirdiğim notta. Ölüme üzülmek midir umulan bizden, yaşıyor kaldığımıza sevinmek mi? Bir büyüğümüzün sırasını savdığını görmek içitimizi acıtır. Değil mi? Peki ne zaman sıra bize gelir? Hayatın yüzünü eskitebilir miyiz son vakte kadar? Ya da gözümüz arkada mı gideceğiz birçokları gibi? Bir bilinmezdir ölüm. Kimi için hayatın, mutluluğun, hazzın sonu; kimi için acıların.
Ama ölümü tadıp ta "kötüdür" diyenini duymadım. Doğmamak elimizde değil elbet ama ölümün kaptanı kendimiz oluveriyoruz bazen. Elbette yaşamak güzel! Nazım'ın dediği gibi:" Bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine!". Ya da yaşadınmı, tutkulu bir aşkı yüreğinde güm güm hissederek, sevgilini öpülmekten nefessiz bırakarak, kolların uyuşsa da sabaha dek sarılarak yaşayacaksın. Ölüm geldiğinde bütün hırslarından arınmış ve kaybetmeye hazır bulmalı seni. Kendine can veren ağaca şükran duygularıyla toprağa süzülen bir kuru yaprak gibi olmalı gidişin. Sessiz ve huzur içinde. Güzellikler yaratarak. Sırası geldiğinde ölüm de güzeldir elbet. Kim demiş "Öldüm, pişmanım" diye...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bende sessiz ve huzurlu olmem ,ya brader bende yasamadimki yillardir evimde yalniz hep,ben ve duvarlar nereye oleyim daha erken.hele once bir yasayalim hic yasamadimki .:):):) yaziniz beni soyletti :):) yillardir yalnizim kendi kendime derdim hep, ama simdi yazdim :) sevgiler

Ben (deniz kabugu) 
 23.01.2009 1:10
Cevap :
Yaşamı dört duvar arasına mahkum ederken, çocuklara adarken yaşamı, ya da "millet ne der?"lere kurban ederken düşünmeye zaman kalmıyor. "Nasıl da çabucak geçti?" diye hayıflanarak ölmek aslında bir ayrıcalıktır. Ya "Allahım bir an evvel canımı al!" diye yalvararak ölüm olsaydı kaderde? Sevgiler..  23.01.2009 10:30
 

Sevebilmek sonra,gidenler mutlu mu? Giden için bir şey yapılabilir mi? Unutma,anımsa;fakat dur orda! Kalanlar için bir şey yapmalı,acı da olsa hayat yaşamalı son zerresine kadar...Bunu hakediyor! Umut mu peki... O yoksa hiçbir seyimiz yoktur zaten,umut et... Yaşam bir armağan,dolu dolu yaşa ya da terk et! Bugün bir başka dünya,bak sanki havada ölüm kokusu var...Aşkı unutmuş gibiyim,acının tadı çok daha güzelmiş! İnsanlar gerçekler mi?Yoksa yeryüzündeki her şey satığ mı? Gerçek misin sen?Doğru mu? Görünüyor musun,gösteriliyor musun? ... Tuğba!

Serçe! 
 22.01.2009 19:15
Cevap :
Sevmenin iki yüzü var; birinde güller, diğerinde gözyazları. "Acı bizim kardeşimiz" olur bazen. "Azrail'i gülle karşılamak" ve "celladın boynuna sarılmak" noktalarına götürür. Ya da sualtında nefessiz bırakır, gücün tükenirken tek bir nefes almana izin verir; ve sürer gider. Acıların ardından ölmedim diye sevinebilmektir erdem. Her gerçek kendinde saklıdır. Onu nasıl gördüğümüz ise bize dair bir özellik. Hayatta ve sonrasında hiçbirşeyden korkmamız için sebep yok. Ölümden bile. Teşekkürler Tuğba..  23.01.2009 9:33
 

minübüsün içinde eve giderken şhir mezarlığına bakıyorum oradan her geçişimde... kapısının üzerinde koca koca yazıyor" her fani ölümü mutlak tadacaktır.. "ölüm tatlı mıdır acaba? o an cazip mi geliyordur ki insan ölümden korkmuyordur, yavaşça kendini teslim ediyordur?" diye düşünürüm. yerin altındakiler, ve biz üstündekiler.. ya toprak şeffaf olsaydı? kara toprak her şeyi örter kapatır, saklar.. galiba uzun oldu, selamlar..

sema öztürk 
 22.01.2009 17:02
Cevap :
Fani olan etle kemik. Duygular ölür mü, yok olur mu gerçekten? Devrimci duygular ya da aşk, bestelenmiş o güzelim eserler yok olur mu? 68 kuşağı diyor birisi, anlatırken titriyor heyecendan. "İlk aşk" dersem kimbilir kaçımızın gözleri ıslanır? O zaman ölüm maddi bir kavram. O yüzden sadece "canlılar" ölümü tadıyor. Ölümün de yetemediği "duygular" vardır. Hep var olurlar. Muhatapları yok olsa da; aslolan, baki kalan birşeyler VAR bu dünyada...Bu da uzun oldu:)..Sağolun.  22.01.2009 17:31
 

Ölümü, bitişleri, yenilgileri düşünmekten yaşamaya geçemiyoruz. Biz insanlar tuhaf yaratıklarız. Acaba tarih öncesi insanlar da bizim kadar düşünce yorgunumu idi? Medeni olmak zor iş.

SEMA KILIÇ 
 22.01.2009 15:44
Cevap :
Moderniteyle beraber "sıkıntı" da insanoğlunun başına çorap olup örülüyor. Modern öncesi dönemlerde sıkıntı ve buna bağlı karamsarlığa götüren şeylerin olduğuna dair kanıt yok elimizde. Belki de sanal olmayan, dokunabildiğimiz güzellikler daha mutlu ediyordu atalarımızı.  22.01.2009 16:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 68
Toplam yorum
: 164
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 630
Kayıt tarihi
: 17.11.08
 
 

1964 İstanbul doğumluyum. Bekarım. Çocuk hastalıkları uzmanıyım. Halkla İlişkiler ön lisans ve İk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster