Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '09

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
830
 

Ölüm ipi çekince

Ölüm ipi çekince
 

Gökbilimsel saat


23. Temmuz. 2004

Prag’ta, eski kentin girişinde aynı adı taşıyan bir meydan var. Burada sağda, parkın içinde reformcuların lideri Jan Hus’un heykeli karşılıyor bizi. Sadece o mu? IV. Karl’ın heykeli de... Çevredeki binaların çatıları, balkonları hep ayakta durmuş, meydanı dolduran insanları seyreden heykellerle dolu. Bunlardan Klementinum adı verilen binanın çatısındaki, elinde dünyayı tutan İsa ve etrafındaki azizlerin heykelleri çok dikkat çekici. Bu bina eskiden Cizvit üniversitesiymiş. Şimdi Ulusal Kütüpane olarak hizmet veriyormuş. Yanında da Kutsal Kurtarıcı Kilisesi... Zaten Prag’da kiliseden bol bir şey yok. Bu yüzden bir adı da Yüz Kuleli Kent...

Meydandan Karlova sokağına girip Eski Kent Belediye Sarayına geliyoruz. Burada hemen göze çarpan gökbilimsel saat... İki büyük kadrandan oluşan bu saat, ay ve güneşin döngülerinden saniyelere, tüccarların kullandığı Babil saatinden burçlara dek her türlü zamanı, gösteriyor. Bu saatte dünya, evrenin merkezi olarak kabul edilmiş. Öte yandan saatin üzerinde bir takım heykeller, resimler ve simgeler bulunuyor. Bu ilginç saatin hünerlerini az sonra göreceğimizi söylüyor rehberimiz.

Saat 18:50... Biz de gösteriyi daha iyi seyretmek, hem de bacaklarımızı biraz olsun dinlendirmek amacıyla saat kulesinin tam karşısındaki kafeye giriyor, meydana konmuş masalardan birine oturuyoruz. Aslında şans eseri bulduk bu boş masayı. Yoksa meydan ve kafe, saatin gösterisini bekleyenlerle tıklım tıklım dolu. Bir yandan kahvelerimizi içerken gözümüz de saatte.

Saat kadranının yanında bir iskelet var. Bir elinde kum saati, diğerinde ise bir ip tutuyor.Ölümü simgeliyormuş. Onun yanında sarıklı, kaftanlı bir Osmanlı figürü... Elinde bir saz var... Osmanlı figürleri ise gücü simgeliyormuş. Diğer tarafta elindeki aynaya bakan bir adam heykeli bulunuyor. Bu da kibirliliğin simgesi... Yanında da, elinde para kesesiyle bir tefeci heykeli... Alttaki kadranda mevsimleri ve burçları gösteren resimler var. Ortada ise üç kule resmi bulunuyor ki bu Prag’ın sembolüymüş. Yine iki yanda simgesel heykeller. Osmanlı giysili, elinde dürbüne benzer bir şey tutan heykel... Kitap tutan bilginin hemen yanı başında. Diğer yanda elinde kılıç ve kalkan tutan, altından kanatlarıyla bir melek ve yine bir kağıt tutan Osmanlı... Osmanlılar ne çok etkilemişler bu halkı... Tam tepede bir altın horoz heykeli var. Altında vitrayla süslü iki pencere... Pencerelerin arasında yine bir melek kabartması... Bekliyoruz.

Saat tam 19:00 da iskelet, elindeki kum saatine bakıp ipi çekiyor. Yukarıdaki pencereler açılıyor ve önce İsa, ardından havarileri pencereden şöyle bir bakıp geçiyorlar. Hepsi geçtikten sonra horoz ötmeye başlıyor. Ardından saat kulesinin çanı çalarak saati bildiriyor.

Rehberimizin anlattığına göre bu saat yapıldığında zamanın yöneticileri bunu o kadar çok beğeniyorlar ki bir başkasına da aynısını yapmasın diye saat ustasının gözlerini kör ediyorlar - Tanrı tüm sanatçıları bu denli çok beğeniden, böyle hayranlardan korusun-. Buna kızan usta, kollarını saatin çarkları arasına sokuyor. Kolları kesilip saatin çarkları arasında kalınca saat duruyor- Bu da sanatçının öç alışı -.

Meydandaki turistler de beğenmiş olmalılar ki saatin gösterisini alkışlıyorlar. Oysa ben Münih’te bundan daha güzel ve marifetli bir saat gördüğüm için fazla etkilenmiyorum. Belli ki saati yapan sanatçıyı kör etmek de işe yaramamış. Daha güzelini başka sanatçılar yapmışlar. Kıssadan hisse!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu güzel gezi anılarını ayrıca flozofça bir bitişe bağlamanızı kutlarım.

Muharrem Soyek 
 12.01.2009 14:25
Cevap :
Çok teşekkür ederim Muharrem bey.Ben de şiirinizi okudum.Elinize, kaleminize, yüreğinize sağlık.  12.01.2009 16:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 890
Kayıt tarihi
: 03.12.08
 
 

1946 yılında doğan ve tıp doktoru olarak Türkiye ve Almanya’da çalışan Gülseren Engin’in ilk öyküsü ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster