Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ekim '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
242
 

Ölüm meleği

Ölüm meleği
 

Ölümün soluğu ensemizdeyken gelecek hüznü yansıtır.


Ne harabi, harabatiyim, kökü mazide olan atiyim.

( Yahya Kemal )

Aniden gözlerini açtığında odanın içerisi aydınlanmamıştı. Saate baktı. Alarm yedide çalacaktı. Üç saat daha uyuyabilirdi. Bunun rahatlığıyla gerindi. Uyanmasına neden olan sızıyı düşünüp kalbini yokladı. Sanki hafif bir sancı vardı. Doktoru krizin kalpte ağrıya neden olmadığını söylemişti. Kolunda veya sırtında ağrı olması gerekirdi. Ama o bölgelerinde bir şey yoktu.

“Hayatım n’oldu?” Sibel uykulu gözlerle ona bakıyordu. Saçları birbirine girmiş, geceliğinin yakası açılmıştı.

“Birden uyandım. Yok, bir şey…”

“Su ister misin?” soruyu sorarken kolunu komodinin üstündeki sürahiye uzatmıştı.

“İyi olur.”

“Hay Allah!” suyu taşırdığı için kendine kızan Sibel, kızgın kızgın bardağı uzattı.

Yusuf bir yudum alıp bardağı geri verince daha çok kızdı. “Bir yudum içeceksen niye istiyorsun?” Söylenmeye devam ederek yataktan çıkıp peçete getirdi. Suyun döküldüğü yeri sildi. Yusuf karısını daha fazla kızdırmamak için arkasını dönüp gözlerini kapattı. Birkaç dakika geçmeden de yeniden uykuya daldı.

Yusuf telefonun beşinci çalmasında ancak uyanabildi. Gözünü açamıyordu. Uyku sarhoşluğuyla telefona uzandı. “Alo! Buyurun… benim” dedi.


“Pusu kurmuş olan gelecek en acımasız şekilde oyununu oynuyordu. Hasat zamanı, çocukların bıraktığı boşluğu yakalıyor usul usul intikamını alıyordu. Karanlık yol göstericisi, umut düşmanı, karmaşa en iyi dostuydu. Geleceğin en güçlü isimleri işbaşındaydı. Kırmızının en canlısı damarlarımızda akan kandı. Bu kanın yakıcılığı üç büyük dine yayılmış şeytanın rengi olmuştu. O ölümle eş değerde bir yaratıktı. Gelecek -ölümü saklayan hain- yaşanmayı bekliyordu.”


Çocukken en sevdiği şey çevresindeki insanların taklidini yapmaktı. Babaannesi onun iyi bir oyuncu olacağını söylerdi. Yusuf babaannesi öldüğünde sekiz yaşındaydı. Cenazeye ağlaya ağlaya gelen kadınların arkasından taklitlerini yaptığı gün babasından ilk tokadını da yediği gün oldu. O günü hayatı boyunca unutmamıştı. Bir daha da kimsenin taklidini yapmamış, oyuncu olmayla ilgili kurduğu bütün hayallerini de çöpe atmıştı. Çocukluk hayalleri unutulmazmış. Bunu yaşamının ortalı yaşlarına gelince anlayabilmişti.

Yusuf karşısındaki kadının dediklerini artık dinlemiyordu. Telefonun ahizesi elinden düştü. Yere çarpan nesne üç beş parçaya ayrıldığında Sibel sıçrayarak uyandı. Yusuf yıllar önce arkadaşı karahummadan öldüğünde kaleme aldığı satırları beyninde tekrarlamaya başladı.


Biz kimiz? Nerden gelir, nereye gideriz? Kavimler boyunca insanların mücadele ettikleri en değerli şey neydi? Ölümsüzlük insana verilseydi yaşananlar nasıl olurdu? Tarih olur muydu? Karışıklıkların ortasındayım. Kararlar güçlü insanların en gizli yönlerini gösterir. Kritik kararlar alıp zorluklardan sıyrılmak ölümsüzle eş değerdir. Ölümsüz olsaydık bilimsel araştırmalarımız olmazdı. Tıp ilerlemez, çok para kazanan doktorlar olmazdı. Hayatımız güçler yarışına dönerdi. Kim kime hükmedecek? Öldürme olmadığına göre en ağır işkenceler -bir son olmadığı için- biri gelip sizi kurtarana kadar devam ederdi. Gayesiz insanların boşluğu yürekleri sardığından hiçbir şeyin kıymeti olmazdı. Sevgiler tatsız, umutlar solgun, insanlar ruhsuz olurdu. İyi ki ölümlüyüz.


Yusuf üniversiteyi kazandığında babasına bir süre tebrik telefonları gelmeye devam etmişti. Onlara göre babasının azmi sayesinde üniversiteyi kazanmıştı. Babası olmasa kazanamazdı. Her yaptığı olumlu şeyin arkasında babası, başarısızlığının arkasında kendisi vardı. Sokakta kavga ettiğinde babasının sözlü hakaretlerine de hazırlıklı olması gerekirdi. Baba- oğul çatışmasının en vahimini onlar yaşamışlardı. Baba eve gelince Yusuf odasına kapanırdı. Annesi Gülten Hanım oğluyla kocası arasında kaldığı için en çok o acı çekerdi.

Üniversiteye gittiği gün kurtulduğunu sanmıştı. Baba baskısı olmayacak her şey hayallerindeki gibi harika olacaktı. Geleceğin getireceklerinden habersiz gittiği şehirden annesinin cenazesi için geldiğinde geçmişi en mutlu günleri olarak zihnine kazınmıştı. Mutluluk dört harfin etrafındaydı. Aile mutluluğunun merkeziydi ama o hiç anlamamıştı.

“Yusuf!” Sibel kocasını sarstı. “ Yusuf n’oldu?” ayakta, eli havada kalmış vaziyette bekleyen Yusuf, karısının gözlerinin içine baktı. Ta derinlere göz bebeğine baktı. Sibel kocasını kollarından tutup sarsmaya devam ederken o gözlerindeki hayatın kıymetini bilmeye çalışıyordu

“Son nereden gelip nereye gider? Boşluktan gelip boşluğa gider aslında bu hayat dediğimiz karmaşa. Vurgun yaşanan gençlik dönemlerimiz aslında hayatımızdaki en deli dolu dönem olur. Yaşlanınca sona yaklaşmanın sıkıntısı yüreğimize bir yılan gibi çöreklenir. Başlangıcımızı ve yaşamın felsefesini sorgularız. Ölümün güzel yanını görmeye çalışır ölüm iyidir deriz. Din öğretisinin getirdiği gerçek dünyanın özlemini yaşıyormuş gibi yaparız. Aslında yetmiş yaşında bile olsak dünya tatlıdır. Yüreğimiz otuz yaşındaymış gibi capcanlı çarpar durur. Yeni alacaklarımızın hayalini kurarız. Gideceğimiz yerler vardır, göreceğimiz ülkeler. Ve bir gün, sabaha karşı ölüm meleği kapımızı çalar. Usulca hayallerimizden ve geleceğimizden bizi alıp götürür. “


Yusuf, on iki yaşındayken evlerinde yangın çıktığında çok korkmuştu. Korkusu rüyalarına halat atmış, gecelerce yandığını görerek uyanmıştı. Bugünlerdeyse öleceğini, hatta kalp krizi geçireceği korkusunu yaşıyordu. Korku hep vardı bilinçaltında. Şimdi yaşadığı korku bambaşkaydı. Bunu hiç tatmamıştı. En zor anında bile bir dayanağı, bir tesellisi vardı. Karısının gözlerinin içine baktı, ta gözbebeğine. İçindeki tarifsiz acıyı bastıracak bir şeyler aradı. Koskoca adam, yine çocuk oldu. Onun çocuğu olduğunu ama şimdi sahipsiz ve kimsesiz kaldığını ayrımsadı. Yalnızlığın boşluğu kalbinde atarken, karısının sarsmalarının arasında zor duyulur bir sesle;

“Babam ölmüş!” dedi.

 


 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel... Çok etkilendim okurken, harika olmuş. Tebrikler sayın yazarım.

Adil Serkan SATI 
 18.11.2011 13:15
Cevap :
Okumak için zaman ayırdığınız için asıl ben teşekkür ederim. Ölümün acısıyla tanışmak dayınılacak bir durum değil gerçekten. Acıların sizden olabildiğince uzak durması diliğimle kolay gelsin...  26.01.2012 14:39
 

Okurken yaşıyormuşcasına ince bir sızı çöreklendi içime.Hani hep deriz ya Allah bana sevdiklerimin acısını yaşatmasın diye.Allah kimseye yaşatmasın bunu...Ne bencilce oysa ki.Önce giden biz olsak dahi sevdiklerimiz acı çekmeyecekmi biz sevdik de onlar bizi sevmedimi.Hayatlarının anlamı yapmadılarmı bizi.Neresinden tutarsan tut elinde kalıyor ölüm...Yüreğinize sağlık...

sibel kılıç 
 12.10.2011 16:28
Cevap :
Biraz geç oldu ama yorumunuz için çok teşekkür ederim. İnsan sevdiklerinin kıymetini kaybedince anlıyor ne yazık ki. Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim.Kolay gelsin.  26.01.2012 14:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 25
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 228
Kayıt tarihi
: 10.10.11
 
 

1981 yılında Adana'nın Ceyhan ilçesinde doğdu.  On dokuz mayıs üniversitesi Türkçe öğretmenliğind..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster