Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Şubat '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
152
 

Ölüm Melodisi 10. Bölüm: "Yolcu Listesi"

Ölüm Melodisi 10. Bölüm: "Yolcu Listesi"
 

Görsel: Serdar Burak Yıldız


Çıkan Kısmın Özeti: Komiser Tahsin, intihar süsü verilmiş bir cinayet olayını araştırırken emniyet içindeki bir yapılanmaya kadar uzanan bilimsel fakat illegal bir deneye ulaşır. Çip Projesi’ni araştırırken dosyadan alınan komiser, yardımcısı ve eski bir arkadaşının yardımlarıyla deneyi araştırmaya devam ederler. Tahsin, deneye dair bilgi sahibi olduğunu iddia eden bir adama ulaşmak için Adana’ya gidecekken uçağı kaçırır. Kaçırdığı uçak düşer.

“Yolcu Listesi”

Sabah, alarmla uyanan Tahsin bezgin bir hareketle uzanıp saatin pimine basar ve alarm sesini susturur. Bir önceki gece Nevzat’ın lokantasında Asuman, Necip ve Nevzat ile birlikte; bindiği uçağın neden düşürüldüğüne dair kafa patlatmışlardır. Alkolün, yorgunluğun ve stresin etkisiyle çok uyuma ihtimalini göz önüne alarak sabah için alarm kurmuştur Tahsin.

Asuman’ın Nevzat’ın lokantasında öne sürdüğü fikri hemfikir olarak beğenmiş olan ekip, gün içinde araştırma yaparak akşam tekrar lokantada buluşmayı kabul etmişti. Tahsin’in Adana’da buluşacağı adamın, düşen uçakta olduğunu düşünüyorlardı. Bu düşünce Asuman’ın ağzından çıktığı andan beri çok mantıklı gelmişti hepsine. Adamla konuştuğu anı hatırladı komiser.

“Benim adıma X deyin, çip projesini finanse eden ekipten birisiyim kısaca. Yıllardır atılan bütün adımlar belge olarak bende var. İnanıp inanmamak sizin elinizde…”

Tahsin bir yandan düşünürken, bir yandan ayağa kalkmış ve lavaboda dişlerini fırçalamaya başlamıştı bile. Aynadaki aksine bakarken kafasından ihtimalleri geçiriyordu:

Yıllardır yapılan bir deney ve bu deneye finansör olan bir ekip… Demek ki, güçlü ve zengin adamlardan oluşan minik bir ordu var.

(Ordu?)

Birden duraksadı.

Emniyetin içinde böylesi bir deneye destek çıkan bir güruh varsa, ordunun içinde de olmalıydı. Lojistik destek sadece emniyet birimiyle sağlanamazdı. Beyni çatlayacak gibiydi, eliyle şakaklarını kavramışken aynadaki aksiyle göz göze geldi. Gözleri kan çanağına dönmüş, sakalları iki veya üç gündür kesilmemiş, saçları artık taranamayacak kadar darmadağın bir hale gelmişti. Eliyle lavaboya dayanıp çenesini havaya kaldırdı; traş olmak çok uzun sürer miydi diye hesaplamaya çalışıyordu. Birkaç saniye sonra lavabodaki bardaktan jiletini çekip çıkardı. Beş dakika geçmemişti ki sakallarını kesmiş ve saçlarını, kimbilir hangi otelden çıkarken cebine attığı ve lavabonun kenarına dizdiği minik şampuanlardan birisiyle, yıkamaya geçmişti.

Toplamda on dakikayı bile bulmayan bir zaman dilimi sonucunda pür-i pak oluvermişti Tahsin. Baş havlusuyla saçlarını kurularken mutfağa geçip kendisine bir kahve hazırlamaya koyuldu. Suyun ısınmaya başlarken çıkarttığı kaynama sesiyle dalıp giderken uçağın düştüğünü gördüğü televizyon haberini hatırladı Tahsin. Uçak düşmüştü ve hakkında yasal araştırma başlatılmıştı. Emniyet şeridi çekilmişti.

(Emniyet şeridi?)

Emniyetin olaya el koymuş olması; haliyle bir soruşturma yapılması ve yolcu listesinin çıkarılması gerekiyordu. Su ısıtıcısı suyun ısındığını ilan eden sesini çıkarırken Tahsin mutfaktan çıkmış, komodinin üstüne bıraktığı cep telefonunu almak için yatak odasına geçmişti.

Daha önceleri pek çok davada el altından yardımlarını aldığı, çip projesini araştırırken de çipi incelettirdiği Bilişim Şube’deki Kenan’ı aradı cep telefonundan. Kısa bir selamlaşma ve hal-hatır sorma faslından sonra konuyu özetledi ve isteğini dile getirdi. Kenan, birkaç dakika bekleyip bekleyemeyeceğini sorduktan sonra bilgisayarda bir şeyler yapmaya başlamıştı.

Telefonun diğer ucundaki Tahsin, öbür tarafta klavyeye hızlı hızlı inip kalkan parmakların çıkardığı sesi duyuyordu. İki dakika geçmeden bir e-posta adresi istedi Kenan ve Tahsin’in söylediği e-posta adresine bir belge yolladığını söyleyerek yapabileceği başka bir şey olup olmadığını sordu.

Yoktu.

Tahsin, nadiren kullandığı için hep salonda bıraktığı dizüstü bilgisayarının başına geçti. E-postasını açar açmaz en tepede yanan maili görünce heyecanlandı. Boğazının kuruduğunu fark edince yapmaya niyetlendiği kahveyi anımsadı. Kenan’ın geçici bir e-posta adresinden yolladığı dosyayı bilgisayarına indirmeye başladığında mutfağa geçip kahvesini koydu. Tekrar geri döndüğünde dosya inmiş ve açılmıştı. Üst sıralarda kendi adını görünce doğru dosyanın olduğunu anladı ve içinden, Kenan gibi birkaç kişiyi tanıdığı için şükretti.

Toplamda yetmiş beş kişi görünüyordu uçakta. Hepsinin kimlik bilgileri yazılıydı listede. Listedeki isimlerden tanıdık birilerini bulmaya o kadar dalmıştı ki, telefonunu neredeyse duymuyordu! Son anlarda açtığını tahmin ettiği aramayı kimin yaptığına bile bakmadan telefonu kulağına götürmüştü. Karşı tarafta heyecanlı bir kadın sesi belirince birkaç saniye boşluğa düşmüş gibi oldu Tahsin. Neyse ki kısa sürede arayanın Asuman olduğunu anlamıştı.

- Komiserim, ben şimdi bir dosyayı incelemek için büroya gelmiştim. Otururken aklıma birisi geldi ve onu aradım. Havayolu şirketinde çalışıyor; check-in’lerden sorumlu. Onu aradım ve bir hayli dil döktüm, hatta bir akşam yemeği sözü vermek zorunda kaldım ama değdi. Bu akşama kadar uçağın yolcu listesini bana yollayacak.

Tahsin bıyıkaltından gülümseyerek konuşacakken kendisini tuttu. Telefonlar dinleniyor olabilirdi. Kenan’ı arayarak büyük bir aptallık yapmış olma ihtimalini fark ederek kendi kendisine küfretti.

- Asuman, telefondan fazla konuşmayalım ama o listeyi ben hallettim. Sen sıkma canını, arkadaşını da ara; yemeğe gitmek istiyorsan gene git ama liste için uğraşmasın. Boşuna gebe kalma kimselere.

Belli belirsiz bir rahatlama melodisi döküldü Asuman’ın dudaklarından. Sonraki duraksamasından “Nasıl?” sorusunun döküleceğini hissetti komiser.

- Fazla kafanı da yorma, akşam nasılsa buluşacağız. Fazla bir şey yemeden gel, bu akşam yemekleri ben hazırlayacağım.

Asuman’ın gülümsediği, sesinin tonundan bile anlaşılıyordu. Görüşme temennileriyle telefonu kapattılar. Akşam ne yemek yapacağını düşünmeye başlayan Tahsin, göz ucuyla listeye de bakarak ayaklandı.

8 Saat Sonra

Tahsin, mutfaktaki tencereleri kontrol ederek restoranın iç kısmına göz attı. Necip, Nevzat ve Asuman koyu bir sohbete dalmışlardı. Çip projesini sorgulamak için yaptıkları buluşmalarda aslında birbirlerini tanımaya başladıklarını fark etti Tahsin. Aynı anda düdüklü tencerenin çığlığı da dolunca kulaklarına, ocağı kapattı ve tenceredekileri, tabaklara pay etmeye başladı.

Nevzat’la birlikte servisi de yaptıktan sonra yemeğe başladılar. Tahsin’in nohutlu pilavı ve tavuğu sınıfı geçmişti. Takdirleri, babacan bir gülümsemeyle kabul etti. Yemek faslı da sonlandığında, artık herkes merakla bekledikleri listeyi görmeye hazırdı. Necip ve Asuman, yanlarında bilgisayarlarını da getirmişti. Tahsin listeyi açarken onlar da bilgisayarlarını çalıştırdılar.

Yolcu listesine göz atmaya başlayan ekipten ilk görüş bildiren Nevzat oldu.

- Bence, aileleri elemeliyiz. Sonuçta böyle tehlikeli bir işe kimse ailesini alet etmez veya en azından ailesiyle yola çıkmaz.

Bu öngörü masada kabul görünce listeden bazı isimleri çıkardılar. Yetmiş beş kişi, altmış sekiz kişiye düşmüştü.

- Yabancıları da çıkarmalıyız bence. diye atıldı Necip

- Ya sonradan Türk olmuşlarsa? diye sorarak bu öneriyi savuşturdu Asuman

Masadakiler liste üzerine hummalı bir beyin fırtınasına girişmişti. Bazı isimler önce siliniyor, sonra geri ekleniyordu. Necip, IP adresini gizleyerek emniyetin sistemine giriş yaptı ve üzerinde anlaşamadıkları isimleri araştırdı. Yaş olarak çok genç ve çok yaşlı olanları da elemişler, kadınları zaten en baştan silmişler ve listeyi otuz kişiye düşürebilmişlerdi.

İkinci fincan kahvesini yudumlamaya başlayan Tahsin ayağa kalktı ve pencerenin önüne gitti. Arkasında bıraktığı masada hala tartışma dönüyordu. Dışarı bakarken ilerideki sitenin önüne park etmiş arabaları fark etti. Çok düşük modellerle, son model arabaları bir arada gördüğünde istediği fikir pırıltısını elde etmiş bir şekilde masaya döndü.

- Geri kalan otuz kişinin maddi düzeyini araştıralım. Meslekleri, aileleri, yaşadıkları semtler… Hepsini… Neticede buluşacağım adam bir finansördü. Yani, para babası olması lazım.

- Veya parayla ilgili bir işinin olması lazım… diye mırıldandı Nevzat

Masadakiler bir anda Nevzat’a dönmüştü. O ana dek hiç dile getirilmemiş bir ihtimali dile getiren Nevzat da anlık söyleminin mantık çerçevesinde hedefi on ikiden vurduğunu fark etmişti. Gülümsedi.

Otuz kişilik liste üzerinden yeni bir çalışma başladı.

İstanbul’da, düşük gelirli insanların oturduğu semtlerde ikamet edenleri elediler. Sonra mesleklere baktılar ve sırayla ilerlerken öğretmen, memur, avukat ve serbest meslek erbaplarını birer birer elediler.

Necip, sırtını geriye yaslayıp harıl harıl aramaya devam eden Asuman’ın sırtına dokundu ve kendi bilgisayarının ekranını işaret etti. Asuman ekrana bakarken gülümsedi ve Necip’in yanağına bir öpücük konduruverdi. Çıkan sesle, farklı bir konuya dair sohbete girişen Nevzat ve Tahsin’in dikkati ikiliye dönmüştü. Asuman onları, Necip’in bilgisayar ekranını işaret ederek yanlarına çağırdı.

Necip Asuman’a bakakalmıştı, Nevzat ve Tahsin birbirlerine kaçamak bir bakış atıp göz kırptılar. Ekrandaki isme bakarken gülümsemeleri arttı. Necip, aradıkları kişiyi bulmuştu.

“Tufan Edip Yetiş”

İsminin altında yer alan eğitim bilgilerinden yıllarca yurt dışında eğitim gördüğünü ve yurt dışındaki bazı üniversitelerde ders verdiğini, İstanbul’un en pahalı semtlerinden birinde yaşadığını işaret eden ikamet bilgisini ve mesleğini görünce adamın bu olduğunu anladılar.

Ekonomistti.

Onuncu Bölümün Sonu

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 17
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 405
Kayıt tarihi
: 24.04.11
 
 

ReputeUs'da metin yazarı. Sol Gazetesi ve Fotospor'da köşe yazıyor. "08:00" isimli bir romanı var..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster