Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Temmuz '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
683
 

Ölüm o kadar uzak değil

Hiç düşünmeden yaşıyoruz. Anlık duyguların hayatımıza yön vermesine izin veriyoruz. Mutluyken her şeyi toz pembe gören gözlerimiz, öfkeliyken hiçbir şey görmez oluyor. Sıkkın ve dahi bıkkınken hiçbir şey umurumuzda olmuyor. Bazen de öyle körlemesine kaptırıyoruz ki kendimizi hayatın akışına. Gözlerimizi de beynimizi de kapatıyoruz sanki. Akıntıda sürüklenirken hiçbir şey düşünmez oluyoruz. Hiç düşünmeden yaşıyoruz hem de hiç. Akşam yatıyoruz, sabah kalkıyoruz. Kurulmuş robotlar gibi rutin bir hayatın içinde birbirlerimizle ve işlerimizle uğraşıyor, koşuşturup duruyoruz. Karıncalar gibi kodlanmış bir şekilde evimize yiyecek taşıyoruz. Bunun için telaş içinde koşuyoruz bir yerlere, ha babam de babam çalışıp kaptırıyoruz kendimizi işlerimize güçlerimize ve günlük telaşlarımıza. Bu telaşlı koşturmaca içinde bizi işimize gücümüze götürecek arabalarımıza biniyoruz ve kullanıyoruz onları şuursuzca ve dahi fütursuzca, biz mi onları kullanıyoruz yoksa onlar mı bizi kullanıyor düşünmeden. Otomatiğe almışız yaşamlarımızı ne şekilde kurulmuşsak öylece işliyoruz. Tıpkı kendi ellerimizle kurduğumuz makinelerimiz gibi çamaşır veya bulaşık makinesi gibi, CNC tezgahlar gibi, otomatik pilot gibi kendimizi de kuruyoruz veya başkalarının bizi bizim adımıza kurmasına izin veriyoruz.

Kurulu düzen böylece işlerken hayat akıp gidiyor. Biz ise bu akışın farkına bile varamayacak kadar meşgulüz, yoğunuz, telaşlıyız, yorgunuz ama hepsinden önemlisi dedik ya şuursuz ve dahi fütursuzuz. Farkında değiliz olanın bitenin. Farkına varmak için durup bir dışardan bakmak, bir nefes alıp azıcık kafa yormak gerek. Gerekmesine gerek de dedik ya meşgulüz, işimiz var, canımız sıkkın vs. Bahaneleri bulmaktan, peş peşe sırlamaktan, onların arkalarına saklanmaktan kolay ne var. Merak etmeyin ahkam kesmeyeceğim sizlere boş yere. Ben de farkında değilim çoğu zaman. Çünkü aynı çarkın içinde ben de dönüp duruyorum. Dolap beygiri gibi kan ter içinde koşturuyorum ben de sizler gibi. Fakat bir şey oldu bana bugün kendime izin verdim. Çalışmama hakkımı kullanıyor durup dışardan seyretmek istiyorum olanı biteni. Bugün kendimle baş başa, vicdanımla yapayalnız kalmak istiyorum. Musalla taşına beni de yatırdıklarında bunu yapmaya ne canım kalmış olacak, ne de yaptıklarımı düzeltmeye imkanım. Hayatım belki film şeridi gibi geçmiş olacak çoktan gözlerimin önünden ama ben oturduğum yerden uzaktan kumandamın bir tuşuna basıp onu geri alacak ve istediğim gibi yeniden izleyecek durumda olamayacağım.

Neden mi bu kadar karamsarım bugün. Bu anlattıklarıma sadece karamsarlık mı demeli? Hayır bunlar karamsarlık değil, hayatın gerçekleri. Anadan üryan viyaklayarak gelmiştik dünyaya, beyaz bir bezin içine konmadan önce yine anadan üryan, bir acı çığlıkla gideceğiz bu dünyadan. Bu iki çığlık arasında geçirdiğimiz her şey, yaşadığımız her olay bizim başrol oyuncusu olduğumuz bir film şeridinden ibarettir sadece. Bugün az daha benim film şeridim kopuyordu bu sabah erkenden ben yoldayken. Hep mırıldandığım çocukluk şarkısındaki gibi “sabahları erken erken, işe gider gün doğarken trik trak trik trak olur mu hiç çalışmamak, trik trak trik trak…” erken erken işe giderken az daha gidiyordum gerçekten. Belki ben şanslı idim. Belki trafikte ölen ünlü ünsüz binlerce can gibi yitip gitmeyecektim. Barış AKARSU’nun arkasından ağlandığı gibi ağlanmayacaktı arkamdan binlerce kişi tarafından. Belki sadece eşim, anam-babam ailem, arkadaşlarım tanıdıklarım ağlayacaktı ve belki de iş arkadaşlarım.


Ya ben n’olacaktım? Yazık olmayacak mıydı bana ölseydim? İyi haberlerimi bekleyenlere kara haberler gitseydi ya, yazık olmayacak mıydı acı bir sürpriz gerçekleştirseydim beni sevenlere? Yaş 34 yolun yarısı bile değilken Dante gibi ömrün ortasına bile gelemeden daha işlerimi yoluna bile koyamadan göçüp gidecek miydim bu dünyadan? Bu kadarcık mıydı yaşayacaklarım. Böylesi kısa bir ömür kime yeter, bu ölüm benim için erken değil midir? Zaten her ölüm erken değil midir? Hem de hiç kabahati olmadan başka bir arabanın hatası yüzünden ölmek haksızlık değil midir? Hayır hayır olamaz, bu bana olamaz, benim başıma gelemez. Gelmedi de çok şükür. Hayattayım. Ölmedim ama ölebilirdim. İşte o zaman anladım ömür içinde yıllarımız var sanıyorken aslında iki saniye bile sürmediğini hiçbir şeyin ve dahi her şeyin bir anlık olduğunu. Beş dakika sonra ordayım gelince görüşelim, seni birazdan arayacağım şimdi olmaz meşgulüm, işim var biraz sonra. Önümüzde günler, aylar, yıllar var sanıyoruz ama yanılıyoruz. Bu yanılgı bizi kandırıyor, aldanıyoruz ve işlerimizi erteliyoruz. Sonra yaparım, sonra ararım, sonra giderim, sonra veririm, sonra öderim, sonra sonra sonra… Ya sonramız yoksa. Hiç ölmeyecekmişçesine yaşıyoruz hepimiz ama aslında yanılıyoruz. Ölüm sandığımız gibi bizden o kadar uzak değil…

Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için yarın ölecekmiş gibi öbür dünya için çalışmak önerilir ilahi dinlerin hepsinde. Önerilen budur ama nedense işimize gelen ilk kısmını almayı tercih ederiz sadece. Yani hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamayı seçeriz. Sonrasını hiç düşünmeden bugünün işini yarına bırakmayı pek severiz. Çünkü dedik ya nasıl olsa sonra hallederiz… Öyle değil mi? Ben bilemem öyle mi değil mi ama en azından kendi sonramın olup olmayacağını bilmediğimi anladım. Gerçekten anladım Carpe Diem’in manasını ve kavradım bugün geriye kalan ömrümün ilk günü. Her gün yeni bir gün. Kucaklamalı her yeni doğan günü ve doyasıya yaşamalı. Sonra eklemeli o güzel günü ömür dediğimiz kısa metrajlı film şeridinin karelerine teker teker. Hepimize kazasız günler, mutlu, huzurlu, yaşandığına değen, uzun ve güzel ömürler…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 2723
Kayıt tarihi
: 27.06.07
 
 

73 doğumluyum. 90'da Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi'ni, 95'te Ankara SBF İşletmeyi bitirdim. 12 y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster