Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Şubat '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
109
 

Ölüm Ruhun doğuşudur

Ölüm Ruhun doğuşudur
 

Adam ölümden önce ölmeli. Ne demek ölümden önce ölmek?

Ölümle ruh doğar ve sonsuzluğa kavuşur. Ancak adam bu şekilde huzura erebilir. Bunu yapabilmek için kişi kendini kaybetmeli, yok olmayı, kendini tamamen pasifize etmeyi bilmeli. Kendi bedeni, kendi arzuları, kendi varlığını düşünmemeli. “Ben”inden, tüm kabuklarından sıyrılmalı.

Kişi kalbini açıp kendine baktığında görür ki; içinde iki farklı, birbirine zıt “ben” var. Bu yaradılışımızın iki yönüdür. Biri pozitif diğeri negatif, biri aydınlık diğeri karanlık, biri iyi diğeri kötü. Beden ve zihin sadece bu hayatımız için gerekli unsurlardır, yaşamımız son bulduğunda onların da bir değeri kalmaz. Fakat insanoğlu gerçek varlığının bunlara bağlı olduğu konusunda yanılgıya düşmüş durumda. Ve asıl olan gerçekliği zaman içinde unutmuştur.

Peki bedenin ve zihnin yaşlanıp senden vazgeçmeden önce senin onlardan vazgeçmen nasıl mümkün olabilir bir taraftan bunlara ihtiyacın olduğunu zannettiğin sanal bir hayatta yaşamaya devam ederken? Bu ölmeden önce ölmeyi gerektirir. Bu senin dışında olduğunu zannettiğin diğer her şeyin aslında senin bir parçan olduğunu bilip, onların sevincini, mutluluğunu ve acısını içinde hissetmendir. Kendini ve arzularını onların karşısında yok edip, mutluluğunu onlara bağlamandır. Tıpkı annenin kendi yemeyip çocuğuna yedirmekten sonsuz haz alması gibi. İşte bu ölümdür. Arzularının, egonun, bedeninle sınırlı olan algılarının son bulmasıdır, ruhunun sonsuzluğa doğumudur. Aslında bu ölüm bize sonsuz hazzın olduğu bir dünyanın kapılarını açar. O kapıdan bir kere geçince geride bıraktığın sınırlı ve fakir yaşamı terk edersin. Sürekli haz peşinde koşan, sınırlarla dolu bedeninden, zihninden, hiçbir zaman tatmin olmayan arzularından feragat edersin. Bunu yapabilmek ustalık ister. Gerçek Sen’i, ruhunu ortaya çıkarmanın tek yolu, egosal sen’i kurban etmektir. Bunun başka hiçbir yolu yoktur. Ancak bu şekilde sonsuzluğa açılan kapıdan geçersin ve gerçekliği edinirsin.

Sadece bir yanılgı olan bedenlerimizi o kadar önemsiyoruz ki bunun son bulacağını, aslında gerçekte var olanın bu olmadığını göremiyoruz. Bundan soyunduğumuzda asıl geriye kalan gerçekliğimizin ruhumuz olduğunu göreceğiz. Bu yüzden ruhumuzun bu yaşamla ilgili tecrübeleri çok önemli. Beden yaşlanıp, fonksiyonlarını yitirdiğinde ve bizi terk ettiğinde ruhumuza bu yaşamdan geriye kalan tek şey bu hayatta yaşadığımız tecrübeler sonucunda yarattığımız realite. Realitemiz başımıza gelen olayları nasıl yorumladığımıza göre şekilleniyor. Eğer acıyla dolu bir yaşam sürdüysek cehennemi, neşe ve sevgi dolu bir realite yarattıysak cenneti yaşamışız demektir. Beden yok olur fakat ruh edinimleriyle birlikte sonsuzlukta yaşamaya devam eder.

Son Dans

Ölüm'ü öptüm bu gece

Kaygan, sıcak dudakları

Bilmem tenime değdi mi

 

İvedi,

Bütün tüylerime dokundu

Hepsi bir anda uçuştu

Sonra beni dansa kaldırdı

Kollarında uçurdu

 

Yükseldikçe aldı beni bir zevk, inceden inceye

Ben “ben” olalı, görmedim böyle kavalye

Ölüm; en güzel çözüm,

Doğacak bebeğe

Ç.M.

 

Döngü

Sevdiceğim, Cancağızım,

Ayrılığı bize hiç yakıştırır mıyım?

Bin kere ölsem, bin kere dirilirim,

Hallerden hallere girerim.

Doğumun, öldüğüm gündür

Korkma! Bu sadece bir döngüdür.

Ç.M.

 

Ruhun Buzu

Ruhunun buzu, kırıldı mı bir kere

Yaşarsın her duyguyu, zirvede

Girersin yerin 7 kat dibine

Sonra çıkarsın, bulutların ötesine

 

Yapraktaki çiy,

Okyanustaki köpük olursun.

“Hiç” olursun

 

Karıştırırsın gülmekle ağlamayı birbirine

Hepsinde aynı heyecan, aynı esinlenme

Ruhun buzu, kırıldı mı bir kere…

Ç.M.

 

Aşk'a Boğulmak

Aşk bir derya,

Binbir âlem, binbir hal koynunda.

Dalmak için en dibine,

Geçmek için sınırların ötesine,

Boğulmayı göze almalı sevgili,

Hakikat Denizinde

Ç.M.

 

Sonbaharın renkleri

Çalıyor saçları kızıla bu sonbaharda

Yeni yıkanmış, Nergis kokuyor her yağmurda

Gözlerinin yeşili de dönmüş sanki elaya

Mahçup, düşürmüş bakışlarını toprağa

 

Örtmüş güneş sarısı, sümbül moru bir şal çıplak omzuna

Bırakmış kendini rüzgârın dalgasına

Hayatımı renklendirdin bir bakışta

Sonra savrulup gittin Poyrazla

Beklesem, yine gelir misin bir başka bahara?

Ç.M.

Çağla Meydan

 

Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Başımıza gelen bir sürü olay bizde ne derin izler bırakır!Bizi üzecek her şeyin üstesinden gelebilmek için bilgiye,sevgiye ve zamana ihtiyaç vardır.Evrimleşmemiz için de bunlar gereklidir.Aslında başımıza gelecek ölümü bir felaket olarak görmemek gerek.Yaratılışın veya varoluşun zıtlıklar yasasını kavramak önemlidir.Bir bütünden gelip yine ona dönüşle ölüm,belki de yeni bir doğuşun başlangıcıdır.Eski medeniyetlerde ruh doğum öncesinde de var kabül edilir ve bir bedende yerini alır.Topraktan gelen beden yine ona döner,ruh da sonsuz yaşamına devam eder...Şiirleriniz de derin felsefi kodlar taşıyor!Elinize sağlık Çağla hanım.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 02.02.2017 17:01
Cevap :
Çok doğru söylediniz Abbas bey. Maalesef insanlık dünyamızdaki maddecilikten vazgeçebilecek kadar benliğini yok edebilmeye ve kendini sadece yüce yaratılışa bırakmaya hala hazır değil. Keşke herkes görse bu ölüm değil sadece bir dönüşüm. Aşka doğru tekliğe doğru birliğe doğru sonsuzluğa doğru. Halbuki Aşk sardımı heryerimizi bir kere, geriye "sen" "ben" kalmıyor, tek oluveriyoruz. Tüm kabuklarımızdan elbet birgün kurtulduğumuzda geriye sadece huzur kalacak. Şiirlerimin hitap edebildiği insanların olduğunu görmenin ve onları buluşturmanın değeri ölçülemez bir duygu. Çok teşekkür ederim. Saygılar sevgiler   03.02.2017 13:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 243
Kayıt tarihi
: 29.12.16
 
 

Amerika'da finans yönetimi üstüne master eğitimimi tamamlayıp finans ve muhasebe sektöründe, 9 yı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster