Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ocak '11

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
2912
 

Ölüm sonrası yaşam, bilimsel açıdan da ölümün çağrıştırdığı bir gerçektir

Ölüm sonrası yaşam, bilimsel açıdan da ölümün çağrıştırdığı bir gerçektir
 

İnsan içine dönüp, içdünyasına kulak verince o duyguları ve eğilimleri uzaktan bir gerçeği haber ver


İnsan içine dönüp, içdünyasına kulak verince o duyguları ve eğilimleri uzaktan bir gerçeği haber verirler. Adeta bir radarın zifiri karanlıkta yukarıdan geçen bir uçağı gördüğü gibi gerçekleri görürüz. Çok karmaşık bir dünyada yaşıyoruz. Bilimsel ve matematiksel olarak aklımızla çözemediğim bir çok sorunlarımızı doğamızdaki duygularımız ve eğilimlerimiz aracılığıyla duyuyor, hissediyor gibiyim. Sanki gerçekleri içgözümle görüyor gibiyim. Adeta o gerçekleri algılıyorum. İşte çok sevdiğim, çok değer verdiğim bir insanın mezarı başında duyduklarım ve algıladıklarım. Ölüm kabullenemesek de yaşamımızda yadsınamayacak çok acı bir gerçektir. 

Ölüm denince herkesin içinde bir çalkantı oluşur, duyguları alt üst olur. İçimizde fırtınalar estirir o ölüm duygusu. Bir huzursuzluk kaplar içimizi. Büyük olasılıkla çoğumuzun içini bir karamsarlık kaplar. Ama şu gerçeği hiç unutmayalım ki ölüm gerçekte bir yok olup gitme, toprak içerisinde çürüyüp kaybolma değildir. Belki beynimizle öyle algılarız ama asla yüreğimiz yok oluş ve kayboluşu içselleştiremez, benimseyemez.. Yüreğimiz beynimize baş kaldırır. ''Hayır, ölüm bir yok oluş değil yeni bir yaşama atılan ilk adımdır!'' diye haykırır. Bu duygu bütün vüdudumuzu zangır zangır titretir. Beynimizle hiçlik ve yokluğu algılamaya çalışırız ama boşuna. Yüreğimiz hiçlik ve yokluğa asla razı olmaz. Yüreğimiz sürekli ölümsüzlüğü özler. Sonsuzluğa kavuşmak için göğüs kafesimizde çırpınır durur.adeta kafeski bir kuş gibi. Adeta tutsaktır ten kafesimizde. 

Ben duygularımı hiç de hafife almıyorum. Dygularım beni asla yanıltmaz. beynimle hatalar yapıyorum gerçeği bulmada ama yüreğim sanki çok geçmişlerden tanıyor gerçeği. Ona kulak veriyorum. Ban asla ölümle hiçlik ve yokluğa gitmiyorum. İçime dönüp duygu ve eğilimlerime bir baktığımda onların bir gerçekle ilintili olduklarını ve bizleri sonsuzluğa yönlendirdiklerini duyuyorum, görüyorum adeta. Kafamızda ve yüreğimizde kurgularımız gerçeklikleri olmayan yalnızca kuramsal ve gerçekdışı algılar değildir. Demek ki bir şey gerçekte varsa düşünülebilir. Tam tersine mutlak yokluğu düşünmenin olanağı ve olasıiığı yoktur. Bundan ötürü ‘’yokluk’’ kavramı var olabilecek şeylerin henüz varlık aleminde ortaya çıkmamış olmalarıyla ilgilidir. Demek ki biz olması olanaksız şeylerin hayalimize bile gelemiyeceğinden, tasavvur edebildiğimiz şeyler gerçektir. İşte bu nedenden ötürü insan ölüm sonrası bir yaşamı düşünebilmektedir ve ve hatta düşünmesi kaçınılmazdır. Ölüm yüreğimizde bir ürperti uyandırıyorsa, bir huzursuzluk veriyorsa bu ölümden sonra yaşayacaklarımızın bir çağrışımı olabilir. Çünkü insanın düşünme düzeneğinde maddeötesi ve belli bir biçim ve kalıba sığdırılamayan gerçekleri bile rahatça duyumsayabilen yetenekler vardır. Gerçekte hiç yadsıyamayacağımız bu gerçekliklerden biri de ölüm sonrası sonsuz bir yaşamdır. İşte bu gerçeği içimizde bulunan eğilimlerimiz, doğamız, yaratılışımızla çok derinden duyumsarız. 

Çok değer verdiğim, çok önemsediğim, yaşamımda silinmez izler bırakan, belki bana yön veren bu değerli insanın ölümüyle derinden sarsıldım ve ölüm sonrasını onun mezarı başında gözlerim ıslanarak taaa yüreğimin derinliklerinde sarsılarak hissettim. Adeta babam ölmüş gibiydi...Onun tabutunu sırtımda taşırken, soğuk bedeninin üzerine, o buz gibi kış gününde Mersin ili, Silifke ilçesi, Kırobası Kasabası'nda Toroslar üzerindeki yaylasının kabristanındaki mezarına kürekle toprak atarken bütün vücudum zangır zandır titriyordu. Bu soğuktan değildi kuşkusuz. Yüreğimde esen fırtınalardan üşüyordum. Ayakkabılarım onun ak toprağıyla çamura bulandı. Ayakkabılarımdaki o çamurları silmeye bile kıyamadım. O çamurlar ayakkabımın süsü gibiydi. Ayakkabılarımı hiç silmeden o çamurlarla Ankara’ya geri döndüm. 

Allahım! O insan çok iyi biriydi. İnsanlar onu severler ve çok değer verirlerdi. O Sen'i çok severdi. Sen de onu sev ve yanında yüksek makamlara çıkar. Onu merhametinle yargıla, onu cehennemiyin yakıcı alevlerinden koru, onu cennetiyin serin köşelerine koy. 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Belirttiğiniz gibi ölüm bir yok oluş değildir ve bu mümkün de değildir. Çünkü var olan bir şey yok olmaz, yok olan şey de var olmaz gerçeği bilimsel bir gerçektir. Bizler de yok tanımına uymadığımıza göre varız, o zaman yok olmamız söz konusu değil. Ya ne söz konusu? Dönüşüm söz konusu. İşte ölüm de bu dönüşüm olayıdır. İnsan genelde 5 duyusu ile algılayıp değerlendirdiği ile sınırlı olduğu için algılanamayan şeylerin varlığını inkar etmesi son derece saçma geliyor. Bilemediklerimiz, algılayamadıklarımızın oranını düşünürsek bildiklerimiz komik duruma düşüyor. O zaman insanın bilmediklerini açıklayan bir bilene dayanmak gerekiyor ki o da Allah diyorum. Yaratan o olduğuna göre bu sistemi ve düzeni en iyi bilen de O. Kendi koruması altındaki kullanma kılavuzu Kur'an da elimizde olduğuna göre hayatın merkezine onu aldığımızda gelecekten korku duymaya gerek yok diye düşünüyorum. Ne dersiniz? Selam ve saygılar.

akar 
 08.01.2011 11:47
 

İnanmak gerekiyor. Selamlar...

Mesut KARİP 
 08.01.2011 10:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 51
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 1819
Kayıt tarihi
: 07.08.10
 
 

1954 doğumluyum. Mersin'de doğdum. Emekli İngilizce okutmanıyım...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster