Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1594
 

Ölüm Yıldönümünde Abdi İpekçi

Ölüm Yıldönümünde Abdi İpekçi
 

Ülkemizin en büyük ayıbı aydınlarına sahip çıkamamasıdır...!


Abdi İpekçi

9 Ağustos 1929 İstanbul doğumlu Abdi İpekçi 1 Şubat 1979 yılında uğradığı suikast sonucu hayatını hayatını kaybetmiştir.

İlköğrenimini gördükten sonra Galatasaray Lisesini bitirdi. Sonra bir müddet Hukuk Fakültesine devam etti. Yeni Sabah, Yeni İstanbul ve İstanbul Ekspres Gazetesi gibi çeşitli gazetelerde spor muhabiri, sayfa sekreteri ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. Ali Naci Karacan'ın çıkardığı Milliyet Gazetesi’nin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.

Bir müddet sonra da genel yayın müdürü oldu. 1961 senesinden 1 Şubat 1979 tarihine kadar aynı gazetenin başyazarlığını da yürüten Abdi İpekçi, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Basın Enstitüsü Başkanlığı, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Basın Enstitüsü’nün ikinci başkanlığı, Basın Şeref Divanı genel sekreterliği gibi vazifelerde bulundu. Yazılarında Atatürkçülüğü, barışı, düşünce özgürlüğünü, ülkenin bağımsızlık ve bütünlüğünü savundu.

1 Şubat 1979 gecesi İstanbul Maçka'daki evinin yakınlarında arabasında iken Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü. Mehmet Ali Ağca'nın verdiği ifade de Abdi İpekçi'ye 5 – 6 el ateş ettiğini söylemiştir. Fakat olay yerinde 9 mermi ele geçirilmiştir. Bu da bir ikinci kişinin olduğunu göstermiştir. O da Oral Çelik'tir. Oral Çelik ve Mehmet Şener suikastı beraber planlamış Mehmet Ali Ağca da tetikçi olarak sonradan aralarına katılmıştır.

Mehmet Ali Ağca, İpekçi suikastından idamla yargılanırken 1979 yılında ülkenin en iyi korunan askeri cezaevlerinden biri olan ‘Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçırıldı.

Abdullah Çatlı, Bedrettin Cömert suikastinden aranırken 1978 Ağustos’unda Sakarya’da yakalandı. 48 saat sonra serbest bırakıldı. Uğur Mumcu’nun İpekçi cinayetinin kilit ismi dediği Çatlı 1982 Şubat’ında bu kez ‘MHP’ davasıyla aranırken, Zürih’te Mehmet Şener ile birlikte sahte pasaportla yakalandı ve yine 48 saat sonra salıverildi.

Uğur Mumcu; ‘Şener iade edilirse İpekçi cinayeti aydınlatılır, yitirilen her saniye önemli.’ Diye yazdı. Ama değil saniye aylar geçti Şener yargılandı ve delil yetersizliğinden serbest bırakıldı.

Oral Çelik 1982 yılında İsviçre’de yakalandı. 10 gün sonra serbest bırakıldı. Türkiye’ye döndükten sonra Malatya’da süren bir cinayet davasında dosyada bir evrakın kaybolması üzerine tahliyesine karar verildi.

Ağca’nın, İpekçi cinayetinde tetik çektiğini söylediği Yalçın Özbey ise 1983 yılında Almanya’da işlettiği lokalde gözaltına alındı ve 2 ay sonra salıverildi.

Uğur Mumcu'nun Abdi İpekçi için söyledikleri

Gazetecilik habercilik demek, gazete yöneticiliği de haberleri en çabuk ve en doğru biçimde yansıtmak, bu bir sanat. Gazete yöneticiliğinin en hünerli adlarından biri Abdi İpekçi idi. Bu bakımdan Türk basınına büyük katkılarda bulundu.

3 Şubat 1979 tarihli ‘Cumhuriyet Gazetesi’nde Uğur Mumcu, suikast ile ilgili şu satırları yazmıştı; “O uygar gazeteci, o en yetkin gazete yöneticisi, kanlı kefenler içinde ilerici Türk basınının namusunu simgeliyor şimdi. Ey hükümet! Karınca ezmez hükümet! Uyan artık bu aymazlıktan, uyan artık! İstanbul’da kan kusan çetelerin hakkından gelemiyorsan onurunla çekil git. Senin iktidarında insanlar kurbanlık koyunlar gibi birer birer öldürülüyor ve istihbarat örgütlerin tek satır bile rapor veremiyorsa bu olaylardan sorumlu olan sensin! Ya çekil git ya da görevini yap! Ve ey okuyucular! Abdi İpekçi’yi hergün okuyan sevgili okuyucular onu, Türk basınının uygar yazarını, Türk basınının bu en yetkin yöneticisini son yolculuğunda yalnız bırakmayın. Gözyaşlarınızı gözyaşlarımızla birleştirin.”

Mehmet Ali Ağca'nın açıklaması

“Yavuz (Çaylan) İpekçinin arabasının geldiğini bana bildirdi ve ben kaçmadan arabaya gidip çalıştırmasını söyledim. İpekçinin arabası köşede yavaşladığı zaman koştum ve 4 veya 5 el ateş ettim. Tekrar koşarak arabamıza geldim. Yavuz çalışır vaziyette ön tarafta oturduk son süratle kaçtık.”

Yayımlanmış eserleri

Afrika (1955)

İhtilalin İç Yüzü (Ö. Sami Coşar'la, 1965)

Dünyanın Dört Bucağından (1971)

Abdi İpekçi Suikasti

12 Eylül öncesinin terör döneminde, birlik, beraberlik ve barış düşüncesini savunan yazılarıyla ön plana çıkan Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı Abdi İpekçi, 1 Şubat 1979 akşamı gazeteden Nişantaşı'ndaki evine giderken otomobilinde uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi.

Suikastın sanığı Mehmet Ali Ağca, 11 Temmuz 1979' da yakalandı. Ağca, 11 Ekim 1979'da yargılanmaya başladı. Ancak Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçırılan Ağca, 28 Nisan 1980'de gıyabında idama mahkum edildi.

Daha sonra 13 Mayıs 1981'de Vatikan Meydanı'nda Papa II. Jean Paul'ü vuran Ağca, İtalyan mahkemesince ömür boyu hapse mahkum edildi.

Ağca'nın suç ortakları olarak Oral Çelik, Abdullah Çatlı, Mehmet Şener, Yavuz Çaylan, Yalçın Özbey'in de aralarında bulunduğu birçok kişinin adı ortaya atıldı. Oral Çelik, Fransa'da yargılandığı mahkemede suçunu kabul etmesine rağmen, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada beraat etti.

17 yıl sonra ortaya çıkan tanık Abdullah Yavuz, Çelik'i mahkemede teşhis edemedi. Abdullah Çatlı, Susurluk kazasında öldü. Cinayette adı geçen diğer kişilerin izine bile rastlanmadı.

İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada ise trajikomik sahneler yaşandı. Mahkeme, MİT Müsteşarlığı'ndan İpekçi cinayetine karışan Yalçın Özbey'in Almanya'da iki MİT görevlisince alınan ve yazılı tutanağı bulunmayan ifadesinin ses kayıtlarını istedi.

Müsteşarlık uzun süre mahkemeye yanıt vermedi. Ardından ise kasetlerin imha edildiğini bildirdi. Böylece dava zamanaşımıyla karşı karşıya kaldı.

MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, en sonunda MİT görevlilerinin ifade vereceğini açıkladı. Ancak dinlenen görevliler, Yalçın Özbey'in davayla ilgili arandığını bilemediklerini ve görüşmeyi anımsayamadıklarını öne sürdü.

İpekçi davasında en son gelişme, "yeni delil" diye sunulan ve gıyabi tutuklu olarak aranan Özbey'e ait ifade metninin üst yazısız, imzasız, nereden ve kimden geldiği belli olmayacak şekilde mahkemeye gönderilmesi oldu.

İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi ise, İpekçi'nin öldürülmesine azmettirdiği ve olaya iştirak ettiği gerekçesiyle aranan Mehmet Şener'in gıyabi tutukluluğunu, yasal zamanaşımı süresi dolduğu gerekçesiyle kaldırdı.

Şubat 2000'de Ünye Kapalı Cezaevi'nde gasp suçundan hükümlü Yusuf Çelikkaya'nın, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na gönderdiği mektupta, Abdi İpekçi cinayetiyle bağlantısı olduğunu iddia etmesi, zamanaşımına uğrayan davada yeni bir umut oldu.

Çelikkaya, işadamı Kemal Derinkök'ün, cinayeti planlayan ülkücü gruba yardım etmek için Milliyet Gazetesi'ni satın alarak İpekçi'nin önemli açıklamalarına engel olmak istediğini öne sürdü.

Kemal Derinkök, İpekçi'nin eşi Sibel İpekçi'ye "O dönemde gazetenin alınması girişimleri olmuştu, Yusuf Çelikkaya olayların içinde olmasaydı, bu durumu bilmezdi" açıklamasını yaptığı gerekçesiyle 5 milyar lira tazminat davası açtı.

İhbar üzerine soruşturma başlatılırken, İpekçi ailesi Avukatı Turgut Kazan, davanın zamanaşımına uğramasından sonra birçok delilin ortaya çıktığını savundu. Hukukçular ise davanın zamanaşımına uğramasına karşın, ek süreyle uzatılabileceği görüşünü belirtti.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu ise, Abdi İpekçi davasında yargının sağlıklı işlemesini engellediği gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı ve MİT Müsteşarlığı görevlileri hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

İtalya Cumhurbaşkanı Carlo Azeglio Ciampi, 1981 yılında Papa İkinci Jean Paul'e suikast girişiminde bulunan terörist Mehmet Ali Ağca'nın affını 13 Haziran 2000'de imzaladı. Ağca, affı onaylanır onaylanmaz bir uçakla Türkiye'ye getirildi ve Kartal Cezaevi'ne kondu. Ancak İpekçi davasının zaman aşımına uğraması nedeniyle Ağca'nın tekrar aynı davadan yargılanmasının söz konusu olmadığı açıklandı.

Ağca, Türkiye'ye getirilişinin üçüncü gününde Kadıköy Adliyesi'nde gasp davasıyla ilgili mahkemeye çıkarılan Ağca, duruşmadan önce "Ben Abdi İpekçi'nin katili değilim. Ben sadece aktördüm" dedi.

İpekçi'nin öldürülmesinin hemen ardından başlayan ve 21 yıl sürdükten sonra zamanaşımına uğrayan davanın ardından, Yalçın Özbey ve Yusuf Çelikkaya hakkında "Taammüden adam öldürmek suçuna katılmak" suçundan 20 yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası istemiyle yeni bir dava açıldı. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın ilk duruşmasında tanık olarak mahkemeye çağırılan Mehmet Ali Ağca, tanıklık yapmayacağını söyleyerek yemin etmedi. İfadesi "yeminsiz" alınan Ağca, "Yalçın Özbey, bazı yerlerde İpekçi suikastına karıştığını anlatıp övünüyordu. Bu trajedide övünecek ne varsa? Ben bu karanlık suikastın en büyük mağduruyum" dedi

Neden Katledilmiş olabilir?

1- İddialara göre Abdi ipekçi not defterine gümüş eroin ve silah kaçakçılığıyla ilgili notlar yazmıştır. İpekçi bir yakınına “çok önemli bir kaçakçılık dosyası üzerinde araştırma yapıyorum yakında açıklayacağım” ve ayrıca da Güneydoğu bölgesinden milletvekili olan bir bakan hakkında dosya hazırladığını ve yetkili makamlara vereceğini söylemiştir.Cinayetten yaklaşık 15 gün önce İpekçi’nin özel telefon numaraları ve adresler bulunan defteri kaybolmuştur.

2- Yunanistan NATO’nun askeri kanadından çekilmişti. Yeniden geri dönmesi isteniyordu. Böyle bir dönemde Türkiye de veto kartını kullanarak, Yunanistan’ın dönmesini engelliyordu. Halbuki, Yunanistan’ın NATO’ya dönmesi ABD açısından çok önemliydi. Çünkü daha önce de Fransa NATO’nun askeri kanadından çekilmişti. NATO’nun iki önemli üyesi, askeri kanattan çekilmiş ve bu arada Afganistan Sovyet işgaline uğramış. İran’da Humeyni gelmiş. NATO ise zor duruma düşmüştü. ABD o dönemde dış politikada sıkıntılıydı.Bu suikastta tek bir amaç olduğunu söylemek doğru olmaz. Yunanistan’ın NATO’ya alınması için yapılan baskılar doğrultusunda bu olayı değerlendirmek gerekir. Suikast sadece hükümete mesaj vermek amacını da taşımıyordu. Ecevit Hükümeti yapılan bütün baskılara rağmen veto kartından vazgeçmiyor. Aynı zamanda Sivas, Erzincan, Malatya ve Maraş olayları yaşanıyor. Karşı taraf da bu konuda ne kadar kararlı olduğu mesajını vermek o dönemde Başbakan olan Ecevit’in akıl hocası konumundaki, Abdi İpekçi’yi hedef aldı. Ama böyle suikastlar çok amaçlı olur. Tek amaçlı değildir hiçbir zaman. Bu suikast sonrasında 12 Eylül’e giden kaldırım taşları da döşenmeye başlanıyor. CHP hükümeti düşüyor ve hemen ardından MHP ve MSP’nin desteklediği hükümet kuruluyor. Veto konusunda Süleyman Demirel hükümeti de direnince 12 Eylül geliyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Abdi İpekçi'nin kızı Nükhet İpekçi İzet, dün babasının mezarında "Bizim mahkûmiyetimiz sona ermedi. Özgürleşemedik. Buradayız.” demiş. Ağca’nın mahkûmiyeti sona erse de, İpekçi’yi sevenlerin mahkûmiyeti sona ermedi! İşte bu yüzden bu yazının da ön başlığı, yakın tarihimizle ilgili bilgiler verdiğin diğer güzel yazılarındaki gibi “Yakın Tarihimizin Utanç Veren Olayları” şeklinde olabilirdi. Neden mi? Utanç verici çünkü İpekçi’nin katili tahliye olduğu gün, bir kahraman gibi peşi sıra takip edilip, haberleri yapıldı, beş yıldızlı otellerde konakladı. Pek çok program teklifi aldı. İşte bu yüzden utanç verici! Ağca her ne kadar bu suikastın sadece bir “aktör”ü olsa da, katillerin böyle değer görmesi utanç verici. İpekçinin kızı, babasının öldüğü gün giydiği gömleğini yanında taşırken, o gömleği kanatanların, tetiği çektirenlerin bulun(a)maması, engellenmesi utanç verici! Abdi İpekçi'den çok katilinin adının anılması utanç verici. Eline ve emeğine sağlık Ali Necati. Saygı ve sevgilerimle…

Hezar Yokus 
 02.02.2010 21:50
Cevap :
O programı bende izledim... O gömlek ve o gömleğe sımsıkı sarılmış bir kız çocuğu yaşı hiç farketmez o bir kız çocuğu... Gömlekteki kurşun delikleri ve yaşanılan 31 yıla rağmen yokolmayan kan lekesi... Unutulmaz bir sahne gören göze... Ve bir şerefsiz haysiyetsiz var öbür tarafta; maşa, zırdeli, aşağılık bir katil,... ne derseniz hepsi olur, tüm rezil sıfatların sahibi... Oysaki bizim ülkemizin naylon kahramanı... Asıl üzen ise bugün katilleri medyatik kahraman haline sokan boyalı basın kendi içerisinden verdiği bir şehidini görmemezlikten gelmesidir...Tv, gazete ve internet ortamında Abdi İpekçiye yapılan ihanet; önce bir katilin beş yıldızlı otellerdeki kahraman edalarını saatlerce manşetlerden verilmesiyle, sonrasında ise bugün hiçbir yerde doğru düzgün yer almayan Abdi İpekçi ile yaşanmaktadır. Bir insanın canını bir hiç yerine alan ve sonrasında kendini mehdi ilan eden akıl yoksunu, asalak şerefsizlerin kahraman olduğu bir ülkede, azda olsa duyarlı insanların varlığı nefes alı  03.02.2010 0:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 64
Toplam yorum
: 62
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 5625
Kayıt tarihi
: 27.06.07
 
 

İnsanım herkes kadar; zengin kadar fakir kadar, kadın kadar erkek kadar, Müslüman kadar Hristiyan ka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster