Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '16

 
Kategori
Biyoloji
Okunma Sayısı
208
 

Ölümcül avcılar virüsler ve bakteriler

Yazan:Uçar Demirkan
 
BÖLÜM:1
 
Geçen gün televizyonda vahşi yaşamın hep varolduğu ve bazı hayvanların av bazılarının avcı oldukları anlatılıyordu. 
 
Gerçekten de doğada bir doğa yasası olarak bu vardır. Ancak, doğa bazı avcıları av durumuna getirerek bu doğadaki varlık kırımını dengelemektedir. Örneğin kişioğulları başlangıçtan beri avcı durumundayken, çağımızda virüslerin ve bakterilerin avı durumuna düşmüştür.
 
Yüzyıllardır bu doğa yasasının tek istisnası kişioğullarıdır. Doğadaki en acımasız ve en dengesiz avcılar kişioğullarıdır. Gerçekten de; kişioğulları yeryüzünde ortaya çıktıkları andan itibaren toplayıcılık ve avcılık yapmağa başlamışlardır. Bu durumu, mağara duvarlarına çizilmiş mamut avlayan kişiler çizimlerinden anlamaktayız.  
Geçirdikleri evrim sonucunda edindikleri yeni silahlar ve tekniklerle, kişioğulları yerkürenin en etkili ve aynı zamanda en vahşi avcıları durumuna gelmişlerdir. Gerçekten de en usta avcılar olan aslanları, kaplanları, timsahları neredeyse soylarını tüketecek ölçüde avlamışlardır.
 
Günümüzde;  soyu tükenmiş hayvanlardan söz edilmektedir. Dinozorlar 65 milyon yıl önce yok olmuşlardır. Gökten gelen büyük bir göktaşının buna neden olduğu ileri sürülmektedir. Ancak; dinozorların ortadan kalkması, kişioğullarının yerküreye egemen olmasında önemli bir etken olmuştur.
 
Mamutlar;  MÖ 1700 yıllarında yok olmuşlardır. Nedeni, buzul çağı ve aşırı avlanma olarak belirtilmektedir. En büyük kuş olan Yeni Zelenda kuşları Moa’ların da soyu tükenmiştir . Avlanma sonucu olduğu açıktır.
 
Tazmanya kaplanı ve kurdu 1930 larda tükenmişlerdir. Hazar kaplanı 1970 lerde, Anadolu parsı ve Anadolu kaplanı 1970 lerde, Anadolu aslanı 1890 yılında tükenmiştir.
Dünya Doğayı Koruma  Birliği raporuna göre yerkürede 784 türün bütünüyle yok olduğu saptanmıştır. Diğer yandan;  16.119 hayvan türü de giderek tükenmektedir. Örneğin;   1976 da 13 milyon fil varken bugün 400.000 fil kalmıştır. 2012 yılında  745 gergedan-cinsel gücü arttırıyor diye boynuzlarından yararlanmak için-öldürülmüştür. Her yıl; 10 milyondan fazla köpek balığı da –çorbası yapılacak diye-yüzgeçleri için öldürülmektedir. Kanadalılar her yıl fok ve kutup ayısı katliamı yapmaktadırlar.
Birçok hayvan türü soyu tükenmekte olanlar listesine alınmışlardır. Başlıcaları;  Mersin balığı, çizgili sırtlan, altın başlı langur-yetmiş adet kalmış-, pandalar-2000 adet kalmış-,  kutup ayıları-25.000 adet kalmış-,  penguenler, kısa gagalı yunuslar, su samurları,  javan gergedanı-60 adet kalmış-, dev Mekong yayın balığı-200 adet kalmış-, Cross River gorili-300 adet kalmış-, Vakita(Meksika yunusu)-300 adet kalmış-, Sumatra kaplanı-600 adet kalmış-olmaktadır.
Ayrıca;  dağ gelincikleri, pigme Borneo filleri, yaban eşekleri ve atları, oklu kirpiler, balinalar da soyu tükenmekte olan canlılardandır.
Ülkemizde ise kafkas öküzleri, kelaynaklar, deniz kaplumbağaları, Akdeniz foku, ceylan, yırtıcı kuşlar, iç su balıkları, dağ horozu, Van kedisi soyu tükenmekte olan hayvanlardır.
Kişioğulları aşırı ve dürbünlü tüfek gibi gelişmiş silahlarla avlanmalar sonucu,  bu canlıların soyunu tüketmişler ya da tükenme noktasına getirmişlerdir.
Kişioğulları yalnız hayvanların değil,  bitkilerin de soylarını  tüketmişler ve tüketmektedirler. Örneğin; Likya orkidesi, maymun çıkmaz ağacı, canavar ağacı, Venüs sinekkapanı, Rafflesia çiçeği(et çiçeği),  baobab ağacı, Titanarium(ceset çiçeği), Yarasa çiçeği gibi bitkiler soyu tükenmişlerdendir.
Ülkemizde yok olma tehdidi altında olan 42 bitki vardır. Başlıcaları; sevgi çiçeği, sığla, yabani sıklamen, çan çiçeği, çöven, kardelen, yabani karanfildir.
Kişioğlulları yalnız hayvanları değil, bitkileri de avlamışlar, toplamışlar ve onları da tüketmişlerdir. Günümüzde de; ayrıca yollar açmak, köprüler kurmak, sanayi alanları yaratmak, oturma yerleri yapmak için bitki katliamı da sürmektedir.
Ancak;  doğada ve uzayda kişioğullarından daha etkili avcılar da bulunmaktadır.  Bunların en ünlüleri virüslerdir. Çağımızda kişioğulları için birincil düşman virüsler olmaktadır.
Virüsler; mikrop diye anılan gözle görülmeyen ve çeşitli sayrılıklara-hastalıklara-neden  olan varlıklardır.  Yerkürede yaşayan en küçük canlılardır.  Milyarlarca yıldır,  yerkürede ve uzayda yaşamaktadırlar. Neredeyse yerkürenin gerçek sahipleridirler. 
Kişioğulları mikropları ancak 1683 yılında,  ilk basit mikroskopun yapılmasından sonra öğrenebilmiştir. Ancak; sayrılık  yaptıklarının anlaşılması için 200 yılın geçmesi gerekmiştir.
Mikroplar; dört grup canlıları kapsamaktadır.
Virüsler: Sadece genlerden oluşan,  hücre bile olmayan varlıklardır.
Bakteriler: 3,5 milyar yıl önce yerkürede görünmüşlerdir. Virüslerden çok büyüktürler(Bin katı kadar).  Tek hücreli canlılardır.
Protozoalar: 2 milyar yıl önce ortaya çıkmışlardır. Bakterilerden bin kez daha büyük asalaklardır.
Funguslar:  Mantarlar ve mayalardır. Hayvanlarda ve bitkilerde konakçılık yaparlar. Bunun sonucunda mantar hastalıklarına neden olurlar.
Şimdi can düşmanımız olan virüsleri tanımaya  başlayabiliriz..
 
VİRÜSLER
Virüsler;  canlı hücreleri enfekte eden-onlarda sayrılıkların ortaya çıkmasına yol açan-mikroskopik taneciklerdir.  Kapsit adlı  bir protein örtü içinde genetik malzemelerden –bu özelliği onu canlılar sınıfına sokmaktadır-oluşur. Virüsler; hayvanları, mantarları, bitkileri ve bakterileri ve arkeaları-bakteriler gibi  olan ve fakat onlar gibi çekirdeği bulunmayan tek hücreliler-enfekte –hasta-edebilirler. Virüs sözcüğü Latince’de zehir anlamına gelmektedir.
Virüslerin canlı varlıklar mı cansız varlıklar mı oldukları günümüzde de tartışmalıdır. Virüslerin hücre için zorunlu olan hücre zarı yoktur. Ayrıca virüslerin kendi metobolizmaları-canlı organizmada ya da canlı hücrede meydana gelen yapıcı ya da yıkıcı kimyasal olayların tümü-yoktur.
Virüsler, bakteri süzgeçlerinden geçebilen, bakteri ortamlarında üremeyen, biyolojik özellikleri kesin olarak saptanamamış olan ve bilinmeyen mikroorganizmalardır.
10-400 nanometre-metrenin milyarda biri-büyüklüğündedir.  Bir karşılaştırma yapmak istersek tipik bir hayvan hücresi, 100.000 nanometredir. İlk kez Coffler ve Frosh  adlı biyologlar varlıklarını kanıtlamışlardır. 1933 yılında ilk elektron mikroskopun yapılması ile kesin virüs görüntüleri elde edilebilmiştir.
Virüsler belli sıcaklıklarda, bazı canlı dokularda üremektedirler. Asalak varlıklardır. Virüsler;  tek nükleik asit zincirinin(DNA ya da RNA olabilmektedir)çevresini saran protein kılıfından-bir tür plazma- oluşur. Yapısında normal hücrelerde bulunan büyüme ve üreme bölümleri yoktur. Ancak, konakçılık yaptıkları hücrelerde üreyebilmektedirler. O nedenle de canlı sayılmaktadırlar. Virüs,  konakçılık yaptığı hücrenin DNA sına ya da RNA sına girerek  kendi yapısındaki proteinleri oluşturur. Hasar büyükse içine girilmiş olan hücre ölmektedir. Virüs ise kılıflanarak üremeyi sürdürür. Virüslerin bir kesimi de atipik dev hücreler durumuna dönüşmektedir.
Yerkürede yaşamın yaklaşık 4 milyar yıl önce tek hücrelilerle(bakteriler gibi) başladığı düşünülmektedir.  Virüsler ise, canlılarla cansızlar arasında sınırı oluşturmakta ve bir  geçiş dönemi gibi olmaktadırlar. Çünkü,RNA yı ve DNA yı aynı anda yapılarında  bulunduramamaktadırlar. Bu nedenle de bakterilerden de önce yerkürede ortaya çıkmış olmaları büyük bir olasılıktır. Ancak;  bu halleri ile günümüze dek yaşamışlar ve yaşamlarını sürdürmektedirler. Bu nedenle yerkürenin ilk sahiplerinin onlar olduğunu söyleyebiliriz.  Bu egemenliklerini de çağımızda sürdürdükleri anlaşılmaktadır. 
Virüsler iki türdeki yapıdadır. Çeşitli üçgenlerin üst üste binmesi ile oluşmuş kabaca küresel görüntülü virüsler ve çubuk biçimli virüsler.
Yaşadıkları ortamlara göre ise virüsler; bitkisel virüsler, hayvansal virüsler, bakteriofajlar (bakterilerde yaşayan virüsler) olmaktadır.
Yapılarına gore DNA lı virüsler ve RNA lı virüsler olmaktadır. DNA varsa RNA yoktur. RNA varsa DNA olmamaktadır.
Virüslerin neden oldukları sayrılıklar çok fazla ve çeşitlidir. Başlıcaları ve en yaygın olanları şunlardır:
Hafif soğuk algınlıkları-Sarı humma-Bazı kanser türleri(serviks-rahim kanseri ve karaciğer kanseri)-Solunum sistemi hastalıkları(her tür gripler)-Uçuk-gözde kertit-zona(sinir uçları iltihabı)-rahim kanseri(muhtemelen)-burkit lenfoma(kız çocuklarında görülen bir hastalık)-frengi.
Bir tarihte sağ kolumun dirseğindeki sinir uçlarında zona sayrılığı ortaya çıkmıştı.  O zamana dek ben böyle dayanılmaz acı görmemiştim. Gece yatakta kolum bir yere değdiğinde öyle bağırıyordum ki tüm apartman dairelerinde uyuyanlar bu gürültüye uyanıyormuş.  Bir ay kadar sürmüştü bu acı dolu yaşam.   
MS hastalığı(multiple skleroz)(Muhtemelen)-su çiçeği-kabakulak-kızamık-SSPE hastalığı(Kızamığın yol açtığı beyin hastalığı-ölümcül kızamık)-ensefalit(beyin iltihabı-bazen menenjit ile birlikte görülür)-AİDS(Bedenin bağışıklık sisteminin çökmesi hastalığı)-C hepatit(ölümcül karaciğer hastalığı)-Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı(Kenelerden geçen ve ölümcül olan hastalık) da virüslerin yol açtığı hastalıklardır. 
Diğer yandan;  genellikle bedenin bağışıklık sistemi ile ilgili birçok sayrılığın da virüslerle ilgili olabilecekleri düşünülmektedir. Her türden romatizma hastalıkları, romatoit artrit(eklem iltihaplanmaları),  yumuşak doku iltihaplanmaları, kalp romatizması, Behçet hastalığı, lupus(damar iltihabı)hastalığı gibi sayrılıkların nedeni bilinememekte ve virüslerin bu hastalıklara neden olabilecekleri düşünülmektedir.  
Bu türlü hastalıklarda bağışıklık sistemi hücrelerinin bir bölümü diğerlerini düşman hücre gibi görmekte ve onlara saldırmaktadır.  Bunun sonucunda bağışıklık sistemi çökmekte ya da zayıflamakta ve bu türden nedeni henüz bilinemeyen  sayrılıklar  ortaya çıkmaktadır.
                                                                                                                                                                        Virüslerin yol açtığı bazı hastalıklara karşı aşı geliştirilmiştir. Nezle, grip, su çiçeği, kızamık, (deneme aşamasında olduğu söylenen )AİDS aşısı bu tür aşılardır.
Virüslerin bulaşma yolları şunlardır:
Hepatit virüsleri:  Yiyecek içecekler,  her türlü beden sıvıları; kan, alkol, ilaç kullanımı, bazı kimyasal maddeler kullanımı ile bulaşmaktadır.
HPV virüsleri:  Üreme organlarında siğiller oluşur. Cinsel ilişki, genel tuvaletleri kullanma, kirli duşlarda ve havuzlarda yıkanma ve yüzme ile bulaşır. Daha çok kadınlarda olur. Kansere yol açan türleri de vardır.
HİV virüsü:  Kişilerin bağışıklık sistemini çökertir. Cinsel ilişki ile ve hasta kişilerin kullandıkları iğneleri(Enjektör)kullanmak ile bulaşmaktadır.
İnflüenza virüsleri: Öksürük ve hapşırmalarla bulaşmaktadır.
Herpes(simplex) virüsleri: Uçuklara neden olur. Bunlar genital bölgelerde de ortaya çıkabilir. Bulaşma yolları ve nedenleri stress, yiyecekler, travmalar, diş macunu içindeki bazı kimyasallar, sigara içme, tütün çiğneme, uçuklu kişilerin eşyalarını kullanmak,  onlarla öpüşmek, başkasının uçuğuna dokunmaktır.
Hantavirüs: Böblekleri tahrip etmektedir. Fare pisliği ve çişiyle bulaşmaktadır. Çiftçiler, hayvancılıkla uğraşanlar, liman işçilerinde sıklıkla görülür.  Fare ısırması,  bulaşık yiyecekleri yeme ve havaya yayılmış virüsleri soluma yoluyla da bulaşmaktadır.
Ebola virüsü:  Kişioğullarında ve bunlara yakın canlılar olan primatlarda görülür. İshal, kanama, deri döküntüsü, yüksek ateşle ortaya çıkar. Ölümcüldür.
Adını Afrika’daki bir ırmaktan alır. 80 nanometre boyunda bir virüstür. Her türden dokunmalarla bulaşır.
 
 
Mehmet Sinan Gür bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 141
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 530
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster