Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Kasım '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
41
 

Ölümden ötesi

Ölümden ötesi
 

ALINTI;  

Dünyada yaşa, ama dünyanın senin içinde yaşamasına izin verme. Arzular seni yaşamaktan alıkoyar, hırslar şu anını feda eder. Açgözlü olma, çünkü aç gözlülük seni geleceğe götürür; sahiplenici olma, çünkü sahiplenicilik geçmişe tutunmana sebep olur. Şu anda yaşamak isteyen bir adamın açgözlülükten, sahiplenicilikten, hırslardan, arzulardan kurtulması gerekir.

KURMACA;

“Petersburg Ermitaj müze vakıf heyeti başkanı Jelena Mislinka. Hoş geldiniz,” deyip eski eşimin sandalyesini çektim. Kürkünü çıkartıp oturdu. “Nikolai, ne istiyorsun?” diye sordu. Garsonun uzattığı menüyle ilgilenmedi. Bende “Sonra yanımıza uğra,” diyerek garsonu gönderdim. Moskova’nın canlı klasik müzik yapan tek restoranında oturmuş evlilik antlaşmamızla sona eren evliliğimizden kalan mallarımızı paylaşacaktık. “Sana zırnık koklatmayacağım,” diyen Jelena büyük bir öfkeyle kuryeyle gönderdiğim antlaşma metinlerini suratıma çarptı. “Neyimiz varsa ben kazandım. Sayemde Moskova müzesinin tablo sergisinin müdürü oldun. Utanmadan mal mı istiyorsun?” deyip masadaki su şişesini başımdan döküp şişeyi masada kırdı. Arkasına bakmadan koltuk altına sıkıştırdığı kürküyle gitti. Bütün gözler üzerimdeyken telefonuma mesaj geldi. Beklediğim bir fotoğraf vardı. Ceketimin iç cebinden telefonumu çıkardım. Mısır kazı heyetinde ki dostum Nikolai, Giza piramidinin gizli odasında buldukları Akhenaton’un yağlı boya tablosunun fotoğrafını göndermişti. Bulunan tabloyu müzemde sergilediğimde eski eşimin yüzünü görmeyi sabırsızlıkla bekliyordum. Ancak Mısır hükümeti gönül rızasıyla tabloyu verecek değildi.             

“Dimitri geldim aşkım,” deyip pazardan aldığım birkaç poşet sebzeyi antreye bıraktım. Merakla evi araştırıyordum. Kocamı battaniyeye sarılmış çalışma odasında bilgisayarın başında umutsuz otururken buldum. “Yana, romanımı basmıyorlar,” diyen kocam başını romanının fotokopilerinin üzerine bıraktı. Masaya oturdum. Başını dizlerime aldım. “Üzülme. Benimde üniversiteye yaptığım profesörlük başvurum cevapsız kaldı,” derken saçlarıyla oynuyordum. “Seni mutfağa alalım Dimitri. Müsaadenle çeviri yapmam gereken Mısır yazıtları var,” dediğimde başını kaldırdı. Suratı asıldı. Söylenerek odadan çıktı. Kafamın tası attı. “Doğalgaz faturasını ödeyemedik. Kapandı. Birinin para kazanması lazım,” deyip masadan indim. Kapıyı olanca kuvvetlimle kapadım.    

“Juri, Mısırdan Petersburg’a uçuşum var. Moskova’ya geldiğimde yanına uğrayacağım. Buralardayken amatör definecilerle vakit geçirdim. Birkaç sikke buldum. Sorun olmamasını sağlarsın değil mi?” diye sorduğumda telefonun diğer ucundan “Hallederiz,” cevabını aldım. “Mikula, havaalanına gidelim. Uçağın bakımını kontrol etmeliyiz,” diyen yardımcım çantalarımızı almış odadan çıkıyordu. Mısır, Rusya’ya göre çok sıcak daha doğrusu yanıyordu. Kliması en güzel otelde zor oda bulmuştuk. Ancak kiralık arabada o kadar şanslı değildik. “Kapıyı tut,” diye yardımcı pilotuma seslendim. Koridorun sonundaki asansöre yürüyene kadar gömleğim terden ıslandı. Arabayı düşünmek istemiyordum.  

“Bay Teteratov, istediğiniz yapamam. Yani Mısıra gidip tabloyu getirmek,” derken Moskova müze müdürü Juri Teteratov “Sen bilirsin Yana. O zaman yaptığın çevirileri bırak. Parasını verelim. Ancak sana yeni çeviri vermeyi düşünmüyorum,” dediğinde iyice köşe sıkışmıştım. “Neden beni göndermek istiyorsunuz?” diye sorduğumda “Tablonun keten kumaşında ki yazıyı tercüme edeceksin. Ayrıca baban Mısır’da diplomat olarak çalışmıştı,” diye cevapladı. Kucağımda duran tercümeleri aldı. Göz atarken cevabımı bekliyordu. Evde doğalgaz açılmıştı. Tekrar kapandığını düşünmek içimi titretti.  

“Mikula, için rahat olsun. Sikkelerini ülkeye sokarken Moskova müzesi olarak arkanda olacağım. Sende bu küçük desteğimi birkaç sikkeyle ödüllendireceksin,” deyip amatör definecinin yüreğine su serptim. Öğlen paydosunda Kremlin meydanının keyfini sürerken iş konuşmayı sevmezdim. Ama pilotun derdi büyüktü. Uçak motorunda henüz tamir edilemeyen bir sorun vardı.

“Petersburg Ermitaj müze vâkıfının değerli yönetim heyeti. Moskova müzesi, Giza piramidinin gizli odasında bulunan Akhenaton’un yağlı boya tablosunu yasa dışı yolla getirtiyorlardı. Ancak onları bir sürpriz bekliyor,” dediğimde salon sessizleşmiş nerdeyse masa etrafındakilerin kalp atışları duyuluyordu. “Tabloyu getiren kişiyle anlaştık. Tabloyu biz sergileyeceğiz,” dememle salonda alkış koptu.  

Alkış sesleri odamdaydı. Heyetinde bana çalışan eski bir dostumdan habersizdi. Böcekler işime yaradı. Sevgili eski eşim Jelena Mislinka tabloyu Ermitaj müzesinde sergilemenin eşiğindeydi. Yana ikili oynamıştı. Petersburg’a gidebileceğinden ne kadarda emindi. Mısır’a doğru ufak bir görüşme yapmanın zamanı gelmişti. 

“Bayan yüz dolar,” diyen taksici tabloyu arabanın tavanından sertçe yere indirdi. “Otel nerdeyse havaalanın dibindeydi. O kadar yola yüz dolar çok değil mi?” diye sitem ettiğimde taksi şoförü bagajı açıp tabloyu kaldırdı. Elimi çantama sokup ne çıktıysa adama uzattım. Göz ucuyla baktı. Paraları aldı. Tablonun boyu boyumdan uzundu. Ne olduğu belli olmasın diye otelde ne bulduysam sarıp sarmalamıştım. Havaalanının önünde öylece kaldım. Yardım eden de yoktu.

“Jadal ağzını bıçak açmıyor,” diyen eşim sofrayı topladı. Hiçbir şey yiyememiştim. “Baba yemeği mi yedim. Bahçede köpeğimizi yıkayalım mı?” diye soran oğluma cevap veremedim. Evde nefes alamıyordum. Sokağa çıkarsam rahatlayacağımı düşündüm. Eşim kapıdayken “Nereye?” diye sordu. Öylece çıktım. Petersburg uçağının sağ motoru fazla dayanmazdı. Nikolai adındaki Rus, hangarda bıçağı boğazıma dayadığında “Motora bakım yapmak yok,” deyip beni sonrada ailemi öldürmekle tehdit etmişti.

Koca tabloyu çekeleyerek oturacak bir yer arıyordum. Petersburg uçağının kalkmasına daha vardı. Önümü zor görüyordum. “Bayan dikkatli olun zemin kaygan,” diye paspasçı kadın uyardı. Teşekkür edecekken ayağım kaydı. Yere yapışıyordum ki kadın beni kolumdan yakaladı. Tabloya bir şey olmadı. Hemen önümde koltuktan kalkanlar oldu. Fırsat bu fırsat deyip hızlıca oturdum. “Oturabilir miyim?” diye soran kadına “memnun olurum,” dedim. Kadın üzgündü. “Bayan, eşim aslında iyi biriydi. Azla yetinmedi. Kazandığını kumara yatırdı. Elimizde avucumuzda kalmadı. Bende bu ihtiyar halimle çalışmak zorunda kaldım. Ama ne fayda,” deyip içini çekti. Belindeki telsizden çağrı gelince “iyi yolculuklar,” diyerek kalktı.    

“Bay Teteratov lütfen televizyonu açın,” diyen sekreterim önümüzdeki hafta müzeye alacağımız parçaların listesini masama bırakıp çıktı. Keyfim yerinde votkamı yudumluyordum. Petersburg uçağı düşmüş eski eşimin heyecanla beklediği tablo alevler arasında kaybolmuştu. “Şu anda Şarm El Şeyh havalimanına canlı bağlanıyoruz,” diyen spiker sözü muhabire bıraktı. Muhabir heyecanlı, sesi titriyordu. “Mısır’ın Şarm el Şeyh kentinden havalanarak St. Petersburg’a giderken Sina’da düşen uçağın bir yolcusunun son anda değiştirdiği kararla hayatının kurtulduğu ortaya çıktı. Mikrofonu kendisine uzatıyorum,” dediğinde kameranın önünde cesedinin kül olması gereken çevirmenim Yana Veretenova duruyordu. “Şu anda Şarm El Şeyh havalimanındayım. St. Petersburg'a giden uçağın düşmesi sebebiyle 9:30'da kalkması gereken uçağımızı ertelediler. Dört saatten fazladır bekliyoruz, bize su verdiler. En başta St. Petersburg'a gitmem gerekiyordu, fakat son anda fikir değiştirdim,” dedi. Hemen yanında çaputlara sarılmış tablo vardı. Votkayı yutamadım. Boğazıma kaçtı. Zor nefes aldım. Penceremi açtım. Temiz hava alırken telefonum çaldı. Arayan Yanaydı. “Bay Teteratov, tabloyla Moskova uçağına binmek üzereyim. En kısa zamanda yanınıza müzeye geleceğim,” diyordu. Ellerimi pencereye dayayıp batmakta olan güneşi seyrettim. Kız çok şey biliyordu. Tabloyu aldıktan sonra…

“Baba hastaneden aradılar. Annemin kanaması başlamış. Kan istiyorlar,” derken kızım bir yandan giyiniyordu. “Sen evde kal. Kardeşine göz kulak ol. Hem kanın tutmuyor. Ben veririm,” deyip şemsiyemi alıp yola çıktım. Hastaneye de uğrayan otobüsümüz henüz durağa gelmemiş olmalıydı. Koşuyordum. Ama nefesim sık sık kesiliyordu. Durağı gördüm. Az kaldı diyordum ki son otobüs durağın önünden geçti gitti. Peşinden koştum ama yetişemedim.

“Yana yavaş sür,” diyen Dimitri hızdan korkmuştu. Yağmur çiseliyordu. Arada bir silecekleri çalıştırıyordum. “Aşkım iyi ki Petersburg uçağındakilerden değildin,” diyerek yanağımdan öpen kocam torpido gözünden bir zarf çıkardı. “Sen Mısırdayken profesörlük başvurun kabul edilmiş,” deyip kağıdı bana uzattı. “Gerek yok. Tablo tercüme ve yazıt çeviri işi daha kolay ve daha fazla kazandırıyor,” diyerek camı açtım. Kağıdı buruşturup yola savurdum. Yolun kenarında az ileride ihtiyar bir adam el sallıyor durmamızı istiyordu. “Yana dursana ne sıkıntısı varmış öğrenelim,” dediyse de dinlemedim. “Dilencinin teki,” deyip yanından basıp geçtim. Dimitri çok kızdı. Tartışıyorduk. Aniden kendi şeridinden çıkan bir kamyon üzerimize geldi. Farları gözümü aldı. Direksiyonu kırdım ama çoktan kamyonun altına girmiştik. Göğsümde büyük bir acı hissettim. Üstüm başım kan oldu. Tavan koltuklara değiyordu. Dimitri’nin elini görüyordum. Boğazım düğümlendi. Gözlerim yaşardı. Başımı az eğip baktığımda göğsünde üniversiteden gelen zarf kana bulanmıştı. Burnuma benzin kokusu geldi. Büyük bir parlamayla araba alev aldı.    

SIRA SENDE;

“Yana Veretenova gözlerini aç,” diyen sesle kendime geldim. Gözüm kamaştı. Beyaz bir boşluktaydım. Vücudumu görmüyordum. Karşımda geniş kanatlı, takım elbiseli, havada asılı duran biri mi ya da bir şey vardı. “Dünyaya tekrar döneceksin,” dediğinde “Havalimanında uçağa binmemi engellemiştim,” dedim. “Dimitri ve sen öldünüz,” diyen varlık ortadan kayboldu. Etrafımda mavi, yeşil, parlak bir ışık huzmesi oluştu. Düşüyordum.

Çok sert bir şeye çarptım, etrafıma baktım. Nefes nefese, sokak lambasının aydınlattığı bir duraktaydım. Yol boştu ama hemen sağımdan bir araba geliyordu. Hızlıydı. Dikkatli baktım. Gelen benim arabamdı. Direksiyondaydım. Dimitri bana bir şeyler söylüyordu… “…” deyip…      

Varoluşun tekrarı yok. Tekrarsız olana hazır olmak için ALINTIDAN esinlenerek kurmacaya devam et!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 37
Kayıt tarihi
: 09.05.15
 
 

1978 yılı Sakarya doğumlu, evli ve bir çocuk babasıyım. Yüksekokul dâhil eğitim hayatımı Sakarya'..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster