Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ocak '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
357
 

Ölümle burun buruna gelmek yaşamı anlatır mı? duyguları benzetmelerle aktarabilmek, anlayabilmek.

Ölümle burun buruna gelmek yaşamı anlatır mı? duyguları benzetmelerle aktarabilmek, anlayabilmek.
 

Durmadan uğraştım durdum duygularımı benzetmelerle aktarmaya.
Hatta en çok kendim anlamaya...
Alabalık gibidir duygular, bilince (Anlakmı desem yoksa?) bir çıkarlar,
Belli süre göz göze geliriz,
Sonra kaybolup giderler, bulanık sulara... Derinlere... Alt bilince...
Elle tutamazsınız, aklınızda tutamazsınız, kaygandırlar...

Duygularını, düşündüklerini bir şeylere benzeterek anlatmak illa ki sanat değildir...
Şiirsel anlatım değildir amaç...
Fiyakalı yapmaz anlatılanı...
Anlatanı da fiyakalı yapmaz...
Anlatanın başka çaresi yoktur çoğu zaman..
Bir an gelip gidiveren balığı elle yakalamak imkansızdır...
Bu kaygan, elde avuçta durmayan, ama göz göze geldiğin duyguyu,
Gözlerinle yakaladığın, inandığın bir duyguyu en çarpıcı anlatma şekli onu bir şeylere benzeterek anlatmaktır..

Göz göze çok geldim yaşamla, ölümle desem daha doğru galiba...
Hala neye benzediğini bulamadım...
Yıllardır düşünüyorumç..
Bulamadım hala neye benzediğini...
Galiba tersten almak gerek bazı şeyleri...
Ölüm kutsal kılıyor yaşamı...
Aslında pekde ahım şahım bi şey değil yaşam, ciddiye alınırak yaşanıyorsa...
Çoğu zaman kendimiz için bile yaşadığımızı söyleyemeyiz...
Kendimizi düşünerek,
bencilliğin sınırlarını (başkalarına zarar vermemek noktasına kadar) zorlayarak yaşadığımız anlar bile çok azdır...

Göz göze geldiğimde düşündüğüm çoğu şey, sorumluluklarımla ilgiliydi...
Çalışkan bir öğrencinin bir kereliğine ev ödevini yetiştirememe telaşına bile benziyordu...
Ya da utancına mı diyeyim?
Galiba yaşamın asıl anlamı ev ödevleri gibi, yaşam ödevleri olmuş...
Sevgi çemberimin içine giren herkese nasıl bir kötülük ettiğini düşünmek galiba yaşamdan vaz geçmek...
İşte buydu asıl düşündüğüm...
Kendime ettiğimi hiç düşünme gereği bile duymadım...
Birde garip bir şey oldu...
Eski bir hikayeden kalan birinden intikam alıyormuşum gibi his geldi içime...
Unuttuğum birinden...
Nanik yapıyordum ona...
Üzerek garip bir intikam şekli gibi...
Yufffffff çektim kendime...

Yaşam niye bu kadar kutsal biliyorum artık ben...
Onu kutsal tepsi içinde taşıyor ölüm ve kutsuyor ayrıca...
Yoksa birilerine bağımlı yaşamdan aslında çoktan vazgeçmişiz...
Küstüğüm  hiç gelmedi aklıma...
Ama hiç gelmedi...
Sası kokusu bile uğramadı yanıma...
Buna çok sevindim...

Yaşamı maviliklerle anladığım gün ölüm olmayacak işin ucunda...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kendimiz için yaşadığımız zamanlar bir ömür içinde ne kadar az. 8 saat uyu, 8 saat çalış, yollarda, yemekte, onunla bununla derken... Düşünerek başkalarını, düşünemeden geçip gidiyor hayat... Çok güzeldi kuyucak...

Ahmet KARAKAYAN 
 16.01.2012 12:46
Cevap :
Teşekkür ederim Ahmet bey... Bazen en çok insan kendi yaşamına yanıyor. Katkılarınız için sağ olun... Saygılar.  17.01.2012 11:07
 

Bilinmezlik mi korkutuyor insanı bilemiyorum. Korku mu, ürperti mi, merak mı onu da bilemiyorum. Yahya Kemal'di yanılmıyorsam "Ölmek değildir ömrümüzün en fecî işi, Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi." diye yazan... Saygılarımla...

Eray Ergün 
 15.01.2012 21:25
Cevap :
Eray bey günaydın... Sanırım kış bize bu tür duyguları düşünmeye iten. Temmuz gelse dedim bu sabah. Sevgiler...  16.01.2012 9:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 615
Toplam yorum
: 1395
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 932
Kayıt tarihi
: 25.06.10
 
 

1959 Denizli doğumluyum.. İ.Ü. İktisat Mezunuyum.. Emekliyim ve hala çalışıyorum.. Yaşam bizden önce..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster