Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '10

 
Kategori
İzmir
Okunma Sayısı
1045
 

Ömür de gitti..

Onunla ilk tanışmamızı hatırlıyorum. Bin dokuz yetmiş sekiz yılının bahar ayları idi. Üniversite kapalı olduğu için ben memleketim Menemen’e dönmüş. İlerici Gençler’de çalışıyordum. Tren hala kullanılan bir ulaşım aracı idi. Sanırım “ Küba gecesi” düzenliyorduk. Gece için projeksiyon cihazı gerekiyordu Menemen’den trene binip Karşıyaka istasyonunda inmiş ve hemen istasyonun yanındaki Ömür’e oturmuştuk Karşıyaka İGD’nin buluşma yeri idi. Ortam bizim İstanbul’daki “Beşiktaş Kahve” ya da “Ortaköy Meydan” gibi idi.

Aradan yıllar geçti, darbe oldu, okul bitti ve biz seksen dört yılında Menemen’i bırakıp Karşıyaka’ya yerleştik. Aldığımız ev Ömür’ün iki sokak arkasında idi. Yirmi beş yılım o evde geçti annemi ve babamı o evde kaybettim. Bu dönemde en düzenli uğrak yerim Ömür idi. Ömür’de belki de tarihinin en ihtişamlı dönemini yaşıyordu. Dut ağaçları vardı, hatta bunların bir kısmı üstü kapalı yazlık bölgenin çatısından başlarını özenle çıkaracak şekilde korunmuştu. Peron tarafındaki kenarında küçük, şirin bir fıskiyeli havuz vardı. Trenler sıklıkca çalışıyor, insanlar gruplar halinde trenlere inip biniyor ya da yetişmek için koşuyorlardı bir cümbüş bir hareket adeta bir şenlik yeriydi. Öğlenleri yer bulmak kolay değildi. Bir de o zamanlarÖmür’de “ Ben bir çay bir su istiyorum” diyemezdiniz. Garson belirli aralıklarla tepsiyi doldurur, sizin de kısmetinizde varsa masanıza bir çay bırakırdı. Bunun dışındaki istekleri siz gider ocaktan alırdınız yani “ Elden takip” yapmanız gerekirdi. O zamanlar nargile de vardı. Hatta babam da sabah ve öğlen nargilelerini orada içerdi. “ Kemal Bey’in kahve” derdi babam oraya. Ancak o zamanın şaşalı ortamında birgün, artık Kemal Bey’in oğlunun mu ya da garsonlardan birinin mi bir lafına bozulup daha sonra da sıklıkla yaptıkları şekilde on on beş kişilik nargile tayfasıyla birlikte hemen yan taraftaki “ Uşaklı’nın Kahvesi” ne transfer olmuştu. Sonraki günlerde babamın söylediğine göre Kemal Bey çok rica etmiş hatta araya hatırlı insanlar da koymuş ama bir daha geri dönmemişlerdi. Zaten Uşak’lının kahvede fazla dayanmamış o on on beş kişilik emekli nargile grubu kahvecilerle bozuşa bozuşa Nergis’teki “ Havuzlu Kahve” ye kadar çekilmişlerdi.

Sonraki günlerde benim için iş hayatı başladı. Hemen hemen her gün sabah altı otuzda Ömür’e oturup çay içtim. Hiç kimse olmadığı için gece bekçisinin demlediği çayı içiyordum ki itiraf edeyim o mekanın en güzel çayları idi. Bekçi ile aram çok iyi idi .Benim halime tavrıma bakıp öğretmen olabileceğim kanısına varmış olmalı ki beni sürekli “ Günaydın Hocam” diye karşılar “ Güle güle Hocam hayırlı işler” diyerek uğurlardı. Zaman zaman işim olduğunda biraz daha geç oturur daha sonra Manisa’daki şirketten gelen araç beni buradan alır İzmir’deki işlerimi hallder Manisa’ya dönerdim. Bir gün yine işim vardı o zamanlar şirket son model bir araç almış, araca göz kulak olsun temiz baksın diye askerden yeni gelmiş çalışmaya hevesli bir de şöför atamıştık. “ Günaydın Hocam” ile gelen çayımı içtikten sonra araç geldi ben çay ücretini ödeyip “ Güle güle Hocam” la uğurlanıp araca yöneldim işte o anda hiç beklemediğim bir olay oldu. Hevesli şöför bir anda araçtan inip arka sağ kapıda hazırola geçti ve sürme kapıyı açıverdi ben de o anda şaşkınlıkla açılan kapıdan koltuğa süzülüverdim. Şöför kapıyı kapatıp aynı çeviklikle çalışmakta olan aracı hareket ettirdiğinde arka pencereden esas duruşta beni izleyen bekçiyi gördüm. Meğer bizim şöför askerde Albay şöförüymüş iyi mi?

Ertesi gün sabah yine altı otuzda Ömür’de idim. Bekçi büyük bir itina ile çayımı getirdikten hemen sonra merakla “ Hocam sen ne iş yapıyorsun?” diye sordu. “ Ben Manisa’da bir şirkette fabrika müdürüyüm” diye yanıtladım. O oldu o günden sonra “ Müdürüm günaydın” ile karşılanıp “ Güle güle müdürüm” ile uğurlandım.

Yine bir gün sabah oldukça erken saate Ömür’e geldiğimde ne göreyim kahvenin etrafı kırmızı beyaz bantla çevrilmiş ve tam giriş kapısının ortasında banda bir karton üzerinde kırmızı kocam bir mühür konmuş. Ben şaşkın şaşkın bakınırken bekçi seğirtti: “Gel gel Müdürüm çay demlendi” , Mühüre dokunmadan özenle bandın altından geçip oturdum. Olayın nedeni komik ama düşündürücü idi. Meğerse o sıralar kahveyi işleten Kemal Bey’in hanımı ihalede kahveyi TCDD’den aylık 600 Liraya kiralar, kahvenin çarşı tarafındaki üç dört metrekarelik biri dondurma diğeri tost satan iki küçük büfeden üç yüzer Lira kira alırmış. Kahve bedavaya gelirmiş yani. Ama o gün Karşıyaka Belediye zabıtası tost büfesini basıp “Sağlığa Aykırı” bulunca mühürlemek istemiş adres te aynı olunca komple kahveyi mühürlemiş. “Ya Müdürüm bu memleket böyle işte” dedi bekçi. Birkaç gün sonra da sorun çözüldü zaten ama bir daha asla orada tost satılmadı.

Çok hareketli bir yerdi sonradan Minibüs durakları da oraya taşınmış hareket iki katına çıkmıştı. Ben orada hiç gazete okuyamadım, çok denediysem de birkaç başlığa baktıktan sonra gözüm kalabalığa kayar dalardım, koşuşturan, sakin, şık, rüküş, genç , yaşlı, güzel, çirkin insanları izlemekten kendimi alamazdım.

Ömür’ün kaderi iki bin dört yılında değişmeye başladı. Önce belediye bahçesinin çarşı tarafına bakan önemli bir bölümünü alıp park yaptı iki üç demir bank ve ufacık iki çiçek tarhıyla soğuk, sevimsiz bir parkcık işte. Kapalı alanı düşülünce bahçe diye bir şey kalmamış oldu. O güzel havuz ile içinden dut ağaçları geçen sundurma yoktu artık. Sahipler de değişmişti. Ben de artık sabahları servise evin önünden biniyor, oraya gitmiyordum. Ama hafta sonu sabahları zorlu yürüyüş sonrasında hak ettiğim kahvaltıyı yaptıktan sonra oraya gitmeden duramıyordum. Hiçbir şey söylemez bahçe denilen o kaşık kadar yerde gölge bir masaya oturur biraz sonra da sade kahve ve suyum önüme gelirdi.

Asıl darbe iki bin altı yılının Mayıs ayında geldi. Şimdi adı İzban olarak konulan ve her ne hikmetse daha çalışmaya başlayamayan Aliağa – Menderes hızlı demiryolu hattının en önemli aşaması olan “ Karşıyaka Tüneli” nin temel atma töreni tam da Ömür’ün içinde yapıldı. Ondan sonra orası bir kabus oldu. Bitmek tükenmek bilmeyen temel kazık çakma ve kompresör sesleri insanı çıldırtacak dereceye çıkmıştı, dahası önünden geçen o güzelim demir yolu artık kocaman derin bir çukur kanaldı.

Ama ben yılmadım yine her hafta sonu kahvaltı sonrası oraya oturup kahvemi içtim. Zamanla yirmibeş yıllık baba evimi satıp yeni trent olan Mavişehir’deki sitelerden birine taşındım. Ama Ömür’ü hiç bırakmadım zaten benim siteye giden minibüs durağının hemen arkasındaydı. Orada kahvemi içmeden hemen hiç binmedim minibüsüme.

Ancak çanlar çalmaya başlamıştı Ömür için, o derin kanal kapanmış onu yerine istasyon binası yükselmeye başlamıştı. Kapalı alanda sigara içme yasağı vardı, bahçedeki masaların çoğu toprak üzerinde idi ve yağmur sonrası rahatsız edici bir çamur tabakası oluşuyordu. Sonra istasyon önünde hala devam eden amansız meydan düzenlemesi başladı. Betonlar dökülüyor oluşturulan kırmızı çerçeveli karelerin içine anlamsız soğuk gri renkli pütürlü karolar yerleştiriliyordu. İri yarı işçiler masalarda oturmakta olan yaşlı başlı müdavimleri “Teyze burayı yapcaz” deyip biblo gibi oradan oraya sürüyordu. Dayanamayıp garsona sordum “Siz burada dayanabilecek misiniz?” yanıt kısaydı “ Valla abi bilmiyoruz. Olay mahkemede ne olacak biz de bekliyoruz”

Evet çok geçmedi bir iki hafta kadar çarşıya inmemiştim bir gün minibüsten inip istasyon binasının arkasından çarşıya döndüğümde Ömür dediğimiz o tahta barakanın artık olmadığını büyük ve anlamsız bir düzlük yer aldığını fark ettim.

Dokundu bana. Üstelik artık haftada iki gün yürüyerek çarşıya gidiyor kahvaltı yapıyordum ama sonrasında Ömür’de oturup kahve içememek ağırıma gidiyordu.

Bu gün kahvaltımı edip bir iş için çarşının derinliklerine inmem gerekmişti. Minibüse giderken değişiklik olsun diye o eski demir yolu kenarından seyretmeyi uygun bulmuştum. Bir şey gözüme takıldı Ömür’ün tam karşısına denk gelen alanda tünelin havalandırma çıkışlarının yanında küçük tahta masalar ve hasır sandalyeler sıralanmıştı. Bazı masalarda daha rahat sedirler vardı. Dayanamadım oturdum genç ve hiperaktif garsona sade kahve ve soğuk suyumu sipariş ettim. Çok rahat kilim kaplı sedirlerdi, masaların üstünde de yine küçük sevimli kilimler masa örtüsü yerine konmuştu. Şöyle dikkatlice baktığımda buranın iki üç metrekarelik bir çay ocağı olduğunu ve yerinin on katı büyüklüğünde yayıldığını fark ettim. Kahvem geldi, mükemmeldi ve ben Ömür’ün yerinde yer alan, üzerinde amansız meydan düzenlemesinden kalan taş ve çimento molozlarının olduğu düzlüğe doğru bu kez ters açıdan koşuşturan insanları seyre daldım. Çok güzel bir bahar havası vardı ve olabildiğince içime çekmeye çalışıyordum. Birden uyandım “Boş bakıyordum”. Oysa en son iki sene önceki nevruz tatilindeki İsfehanda o kuru nehrin kenarında oturup böyle boş boş bakmıştım. Hafife almayın bizim gibi her anı mayın tarlasında gibi işlerde çalışmış kişiler boş boş bakabilmenin değerini anlayabilir ancak ve ancak öyle durumlarda kafanızda bir hafifleme olduğunu, görüşünün berraklaştığını ve rahatladığınızı hissederseniz. Benim de öyle oldu, bu anı mümkün olduğunca uzatmaya çalıştım. Büyü meydanı dolduruveren gürültücü dershane öğrencileri ile bozuluverdi. Hesabı ödedim para üstü geldiğinde gördüm ki ücret yıllardır Ömür’ün benden aldığının tam yarısı idi bu yeri bulduğum için sevindim. Sonra birden aklıma insanoğlunun bulunduğu ortama ne çabuk uyum sağlayabildiği ve gerekirse bütün bir geçmişine nankörlük yapabileceği geldi. Umarsızca omuzlarımı silktim ve artan su şişesini alarak mibüsüme doğru yöneldim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Eski tüfekliğine yorum yapmayacağım. Dil yanlışlarınızdan ikisine değineceğim: 1) "Ömür'de gitti." Doğrusu: Ömür de gitti. 2) "Onunla ilk tanıştığımızda..." İnsan biriyle iki kere tanışmaz. Doğrusu: Tanıştığımızda ve/veya onunla ilk karşılaştığımızda... Selam ile.

Can Keman 
 28.11.2010 17:50
Cevap :
Tüfek eski olsa da kalemi daha acemi. Uyarılarınız için teşekkür ederim. Göz önünde bulunduracağım. Selamlar  28.11.2010 19:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1165
Kayıt tarihi
: 20.05.10
 
 

1960 Menemen doğumluyum. Menemen lisesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi Gemi İnşaatı fakültesinde eğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster