Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Aralık '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
454
 

Ömür dediğin bir hokus pokus !..

Ömür dediğin bir hokus pokus !..
 

Böyle bir yzı yazmayı tasarlamamıştım ama hayat süprizlerle dolu..


Ömrümüz çok hızla akıp gidiyor. Biz farkında olmadan, bir de bakıvermişiz ki, yaşam skalasının son dilimindeyiz. Kimin, ne zaman bu skalaya uyacağını bilmesek de, her beşer, farklı zamanlarda, farklı ortam ve hallerde bu seviyeye gelecek. Peki, biz insanların ortalama yaşam süresi ne kadardır? Şimdi burada kitabi ve de istatistikî bir bilgi versem, tatmin olacak mısınız? Ne fark eder ki? Kimin ne kadar yaşayacağı ya da yaşadığının ölçümü kimi nasıl rahatlatır bilemem ama bu rakamlar beni çok da ilgilendirmiyor. Çünkü göz açıp kapatıncaya kadar hayat akıp gidiyor. Farkında mıyız?

Belki çoğumuz farkında değiliz. Değildik. Hatta yaşamımızın ön değerlerinden de habersiziz. Hep günlük yaşayıp, günlük düşündüğümüz için yarınımızda başımıza ne geleceğini, hangi sürprizlerle karşılaşacağımızı ise bilmiyoruz. Bilemeyiz de zaten.

Siz hiçbir sürprizle karşılaşmadınız mı hayatınızda? Şaşırmadınız mı? Beklemediğiniz bir an, beklemediğiniz bir olay, beklemediğiniz bir hastalık, beklemediğiniz bir kayıp? Beklenmeyen bir ölüm ?..

Yaşam filmi almış başını akıp giderken, bazen yanı başımızdakileri anlamadan, sevmeden, hatta tam da ağız tadı ile birlikte olamadan, ya da tam da olabilecekken kaybettiğimiz olmadı mı? Annemizi, babamızı, dostlarımızı, yakınlarımızı hiç beklemediğimiz bir anda yitirmedik mi? Onları aramızdan, sonsuzluğa yolcu ettiğimiz zaman hiç üzülmedik mi? Çoğu zaman, bu insanları, özellikle de yakınlarımızı kaybedeceğimizi, o anın yakın olduğunu bilsek de, onları ölüm denen sinsi yolculuğa uğurladığımızda bile şaşırmaz mıyız? Üzülmez miyiz? Peki neden? Onlara böyle bir sonu yakıştırmadığımızdandır. Onları hala, dimdik ayakta yanımızda, gülerken, konuşurken, yemek yerken düşündüğümüzdendir..

Bu kadar lafı niye etti diye düşünebilirsiniz. Aslında, hiç sevmediğim yazı konusudur bu yazdıklarım. Yazmama neden olan ise, dün akşamüstü bilgisayarımı açıp da, bizim blog platformuna düşen üzüntü, keder, kayıp ve ölüm yazılarını okuyunca şaşırdım. Çünkü hepsi de ortak bir insandan bahsediyordu. O insan Mustafa Mumcu idi.

Evet, şaşırdım. Üzüldüm de.. Evet, hastaydı, hastalığı ilerlemişti, tedavi görüyordu. Belki, bir onu tanıyan pek çoğumuz bu sonu bekliyordu. Ama dedim ya! Her ölüm apansız, her ölüm ani ve beklenmeyendir. Neden? Çünkü kimseye yakıştırmayız o ölüm giysisini? Hiçbir modaya uygun değildir.

Mustafa Mumcu ile kısa ama özlü bir tanışıklığımız oldu. İyi de giden bir dostluğumuz başlamıştı ama ta ki, o en son beni üzen ve çok kızdıran, hakaretlerde ve gerçek dışı dolu suçlamalarla dolu yazılar silsilesine kadar. Ona usturuplu olduğunu düşündüğüm, cevabi birkaç yazı da yazmıştım. Rahmetli yine de sert ve acımasız yazı ve yorum bombardımanına devam edince, cevap gereği duymamıştım ve o tartışmadan sonra da aldığım kararla hiçbir toplantıya katılmamıştım. Belki, daha sonra bir vicdan muhasebesi yaptı, belki, yakınında olanlar ona salık verdi bilemem ama son toplantılara katılmam için bizzat mail atmıştı. Ben de kırgın olduğumdan ve de o ortamda bir tartışma yaşansın istemediğimden gitmek istememiştim. İyi ettim, kötü mü ettim muhasebesi bende kalsın ama o hırçın, delişmen, huysuz ve geçimi zor insan maalesef ki artık yok. Dün akşamüstü saatlerinde öğrendim bu haberi, haberim olsaydı cenazesine de giderdim. Ama maalesef, kandillerde, bayramlarda hatta Cumhuriyet bayramlarında bile tebrik ve kutlama mesajı gönderen bizler, böylesi bir haberi birbirimize iletemiyoruz. Oysa ki, bu tür haberler paylaşılabilmeli..

Her neyse, Mustafa Mumcu, iyilikleriyle, kötülükleriyle, sevabı ve günahı ile artık hakkın rahmetine kavuştu. Yukarıda dediğim gibi.. O zor bir insandı. Onunla geçinmek için onun frekansına uymanız gerekirdi. Ama benim gibi biraz anarşist ruhlu insanlar ne yazık ki, bu tür insanlarla biraz zor geçiniyor. Mustafa Mumcuyu anlamak pek kolay değildi. Ama o kendisini, kendi yazısında, kendi kaleminden şöyle anlatıyordu:

“ Benim için dostluk kavramı çok önemlidir. Bazen kalp kırıcı oluyorum. Zira ‘adam sende bana ne ‘ diyemiyorum. Araştırmadan, paldır küldür yazan ve çok lüzumsuz hatalar yapanları eleştirirken yapıcı olmayabiliyorum. Zira o insanın diğer blog yazarlarına ve okuyucularına karşı saygısız davrandığımı düşünüyorum.”

Haklı olduğu bir durum vardı. Diyordu ki, “hepimiz her hatayı görmezden gelirsek, ülkemiz ‘Körler Ülkesi’ olur. Diğerleri cirit atarken oklarıyla bizleri de yaralayabilirler.”

Mustafa Mumcu yaralı bir adem olarak bu diyarı terk etti. Kendisine rahmet diliyorum..

../..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ya işte böyle. Kalp kırmaya gelmez bu dünya. İnsan sonunda pişman oluyor. Gerçi dediğin çok doğru. Kendisi de bunu dile getirmiş. Kırıcı olduğunu inkar ediyordu. Ama ne var ki onu öyle kabul etmek gerekirdi diye düşünüyorum. Ne şartlar altında yaşadı. O yaşta ne ruhsal durumdaydı. Bizler o yaşa geldiğimizde çevemize nasıl davranacağız. Bir büyüğümüzdü. Abimizdi. Sen de haklısın belki Mustafa ağabeğimizle olan davanda. Senle bu konuyu uzun uzun konuşmuştuk. Ama son toplantıda yine bir büyüklük yapmış sana mail atmış. Son toplantıya bende gitmedim. Keşke gitseydim. Buna rağmen gidenlerin sayısı eskiye oranla azdı. Gitseydin sana nasıl davranırdı. O büyüklüğünü yapmış. Allah rağmet eylesin.

Ahmet Üstündağ 
 15.12.2009 17:10
Cevap :
Evet öyle. Kırgın değilim. Herşeye rağmen, rahmet diliyorum...  18.12.2009 17:54
 

Sayın Tansel S.Çam, geçmişte yaşanmış bir olumsuzluğu bir faninin ardından dillendirmeye hiç ama hiç gerek yoktu. O artık aramızda yok. Bizleri duyamıyor, yazdıklarımızı okuyamıyor. Size cevap yazacak, tepkisini ortaya koyacak durumda da değil. Ölüye saygı, geleneklerimize uygun toplumsal bir ortak tavrımızdır. Keşke bir ölünün ardından yazdığınız veda yazınızda aranızdaki gerilimli yaşanmış geçmişi ortaya koymasaydınız.

Hızır Kabil 
 02.12.2009 22:08
Cevap :
Sayın Kabil, bu yazıda bir ölmüşün ardından duyulan üzüntü ve geçmişte yaşanılan bir anıdan bahsediyor. Yoksa, ne gerilimli anı paylaşıyorum herkesle, ne de nasıl olsa öldü deyip, cevap hakkı doğmaz deyip bir tepki ve yermeden bahsediyorum. Yazımda belki çok açık değildi ama, şunu ifade ettim. Evet, rahmetli hırçındı, saldırgandı ama bu onun karakteristik özelliğinden kaynaklanıyordu. Belki de huysuzluğu yaşadıklarının dışa vurumuydu. Tanıştık, sohbetimiz, paylaşımımız oldu. Tatsız anlar yaşadık ve bitti. Ama şimdi o rahmetli ve rahmet diliyorum.. Aynen böyle... Selamlar...  03.12.2009 12:26
 

Çok onurlu bir davranış sergiledin.. Kalemine sağlık. Keşke dargın gitmeseydi.. ama onun ruhunda vardı asilik.. AKSİLİK DEĞİL..

Adem ÇALIŞKAN 
 02.12.2009 14:16
Cevap :
Katılıyorum. Ama ne günah çıkartmak, ne de laf olsun diye yazdım. Samimi duygularımdı.. Selamlar...  02.12.2009 17:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2484
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster