Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
524
 

Omuzundaki kuşdan kimler haberdar??

Omuzundaki kuşdan kimler haberdar??
 

Son günlerde bu konuyla ilgili birkaç yazı ve bilhassa Can Yücel' in ' musallat taşı ' adlı yazısını okuduktan sonra fena halde bu konuya takmış bir durumdayım.

Çok klişe olacak belki ama eminim herkes ölümünden sonrasını görmek
ister... ailesini, arkadaşlarını, dostlarını, sevdiklerinin-sevmediklerinin neler hissettiklerini bilmek hatta bilhassa görmek ister... (ama sanırım anlatıcağım hikayenin kahramanı Mori gibi kimse yaşarken kendine cenaze töreni hazırlatmayı cesaret edemez.) Bizler günlük sohbetlerimizde 'neden hayatta iken onlara onları ne kadar çok sevdiğimizi söyle (-ye) miyoruz? ? ' yada ' neden ölümü-kaybedişimizi bekliyoruz? ? ' gibi soruları birbirimize sorarız. Sohbet sonunda ise
sevdiklerimize karşı sorumluluklarımıza, söyleyeceklerimize, değerleri paylaşıma açmaya, yeniden başlayacağız gibi tipik sözler verir konuyu bitiririz.

Şimdi anlatacağım hikayede; son günlerini yaşadığını bile bile hayata bakış açısını değiştirmeyen ve yaşam kalitesini düşürmeyen aksine ona nasıl sımsıkı sarılan (kaldıki sağlıklı bir insan geçirdiği küçük bir gribal enfeksiyonda dâhi psikolojisi değişip isyana kalkışabiliyor), hala eski yaşamına devam etmek isteyen hatta 'son 24 saatin olsa' sorusa tevâzu gösterip hâlâ yaşamakta olduğu herhangi bir gününü anlatabilen (ve yapmak isteyen) çok güçlü bir karakteri göreceksiniz..(tüm bunlara istinaden hikayeyi okuyunca hemen paylaşmak istedim.)

Mori
Mori Schwartz, hayat dolu bir üniversite profesörü...
1994'te vücudunda bir gariplik hissetmiş. 60'lık vücudu artık dans derslerini kaldıramayacak kadar bitkinleşmiş. Doktora gittiğinde yakında öleceği haberini almış:


Hastalık Mori'yi tekerlekli sandalyeye bağlamış. Dersleri bırakmış, evdeki bakıcının kollarında bebekliğe yeniden dönmüş: Kucaklanıp kaldırılır, başkası tarafından yıkanır, poposu pudralanır olmuş.

Düşünmüş o zaman:

"Kendimi bırakıp yok olmayı mı bekleyeyim, yoksa kalan zamanımı en iyi şekilde değerlendireyim mi? "

Sonunda ölümünden utanmamaya ve yaşamla ölüm arasındaki son köprünün bütün ayrıntılarını anlatmaya karar vermiş.
Hayattaki son dersi, "kendi ölümü" olacakmış.

Önce sevdiklerini toplayıp, onlara bir "canlı cenaze töreni" düzenlemiş.
Bizim ancak ölenlerin ardından yaptığımız sevgi konuşmalarını hayattayken dinleme ve gönlünce cevap verme şansını yaratmış.
ABC televizyonunun ünlü haber sunucusu Ted Koppel'ın programına konuk olunca üne kavuşmuş.
Dünyanın dört bir yanından mektup yazan, röportaja gelen insanlar ona "son yolculuk" u sormaya başlamışlar.
Mori'nin bu sorulara verdiği yanıtlar Türkçede de yayımlandı.
(Mitch Albom, "Öğretmenim Mori'yle Salı Buluşmaları", Boyner Y. 1997) Birbirinden ilginç o yanıtlardan benim aklımda kalan ders şu oldu:
"Herkes öleceğini bilir, ama kimse buna inanmak istemez. Oysa öleceğimize inansak, bazı şeyleri farklı yapardık. İnsan ölmeyi öğrenince yaşamayı da öğrenmiş oluyor. Budistlerin yaptığını yap ve her sabah omuzundaki küçük kuşa sor:
'- O gün, bugün mü? Hazır mıyım? Olmak istediğim insan mıyım? Kariyer, iyi maaş, araba ve ev taksitleri... hayattan istediğim şey bu mu? '"

"Şuraya uzanmış yavaş yavaş ölürken rahatlıkla söyleyebilirim ki, istediğin kadar güce ya da paraya sahip ol, yaşamı satın alamazsın" diyor Mori...
"- Son bir 24 saatin olsa ne yapmak isterdin? " sorusuna ise herkesi şaşırtacak kadar sade bir cevap veriyor:
"- Sabah kalkar, jimnastiğimi yapar, ardından çörek ve çayla kahvaltı eder, yüzmeye giderdim. Sonra arkadaşlarımı evde güzel bir öğle yemeğine davet eder, onlara ne kadar değer verdiğimi anlatırdım. Ardından ağaçlıklı bir bahçede yürüyüp renkleri, kuşları seyreder, doğayı içime çekerdim. Akşam sevdiklerimle bir restorana gidip yemek yer ve en güzel kızlarla tükeninceye dek dans ederdim. Ardından eve gelir mükemmel bir uyku çekerdim".

Sizin bunları yapacak vaktiniz var.
Bütün yapmanız gereken arada bir omuzunuza bir bakış atıp sormak:
"Bugün mü küçük kuş, bugün mü? .."

günlük sohbetlerimizde birbirimize ve kendimize sorduğumuz soruların aksine hikayeye istinaden .. kimler omuzunda ki küçük kuştan haberdar? ?

Mori'nin hastalığına karşı gücü, yaşama azmi, insanlara hastalığından hayat
dersi verme isteği hatta henüz yaşıyorken kendine cenaze töreni
hazırlatması...bütün hikaye aklıma şu sözü getirdi ''ölmeyi
öğrendiğinde yaşamayı da öğrenmişsindir.'' tadını çıkararak yaşamak
için illa ki acı çekmek, son günlerimizden haberdar olmak, keşkeleri ardarda söylebileceğimiz kadar yaşabileceğimizi bilmek mi gerekir..bence hayat bize verilmiş en büyük hatta tek armağandır. ânı yaşamak ve yaşatmak dileğiyle...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yazında beklediğim bir yazıydı sanki. Sanki önceden okumuş gibi... Umutsuzluk içinde biri olsa, ya da aşk acısından yüreği yanan, ya da tüm servetini kaybeden, ya da söylemek istemiyorum daha kötü bişey... Yazılarını okuduğunda nefes almanın mutluluğunu kavrıyor insan. İyi ki varsın Mürvet. İyi ki...

Ersin Yalın 
 15.08.2007 13:19
 

'Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütüne karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana...' Bu şiir geliverdi aklıma... daha çok vakit ayıracağız deriz dostlarımıza,sonrasın da unutulur sözler, ders alınan hikayeler... Yaşamın kıymetini bilebilmek umuduyla Mürvetçim,omzumuzdaki küçük kuşu hatırlattığın ve bir kez daha düşünmemizi sağladığın için teşekkürler...Sevgiler

guguk kuşu 
 12.02.2007 15:05
Cevap :
ne güzel söylemişsin hatticecim 'ömür hayata, hayat insana sunulmuş bir armağandır'. Sanırım bunun üzerine söylenecek pek bir şey kalmıyor...yorumun için teşekkürler..sevgiyle...  12.02.2007 19:52
 

evet hayat bize verilmiş en büyük hatta tek armağan ama biz bunun kıymetini bilmiyoruz.. ne zaman başımıza bir şey gelse hemen aklımıza keşke şunu yapsaydım yada bunu v.s neden illaki başımıza bir şey gelincemi hayatın değeri aklımıza geliyor.. işte bu yüzden kimsenin omuzundaki küçük kuştan haberi yok. ben annemin rahatsızlığından sonra ölümün ne kadar bize yakın olduğunu hele ki canından çok sevdiğin birinin başına geldiğinde anladım.. işte o zaman keşkeler başlıyor. şu anda kendisi çok iyi ve artık hayatımda keşkeler yok.. ve artık her fırsatda ona onu sevdiğimi söylüyorum ve onla her şeyi yapıyoruz ve yakınlarım içinde geçerli bu.. yarının bize ne getireceğini bilemiyoruz o yüzden bugünü yaşamalıyız ve insanların ne dediği değil senin içinden gelenler ve hissettiklerini yapmalısın yani hayatın tadını çıkartmalı, anı yaşamalı kendin ve sevdiklerinle :)

seyhan teker 
 12.02.2007 12:12
Cevap :
bazen hayat bizi beklemediğimiz zamanda beklemediğimiz şekilde sınayabiliyor..kayıp yaşamaktansa sınanmayı tercih ederiz tabii..bunun dışında önemli olan herhangi bi durumla karşılaşmadan sevgimizi heryerde herşekilde ifade edebilmek.. yabancı bir rock grubunun, bir şarkısı var çok sevdiğim 'bugün hayatımızın geri kalan kısmının ilk günü' her günü ilk günümüz gibi yaşamak dileğiyle...çok teşekkürler seyhancım...  12.02.2007 13:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 224
Toplam mesaj
: 76
Ort. okunma sayısı
: 882
Kayıt tarihi
: 31.01.07
 
 

Hayata yayılarak yaşamayı düşlerken, zamana sıkıştığımı fark ettim, tek sebebini çalışma şartları..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster