Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Eylül '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
473
 

On beşliler geliyor...

On beşliler geliyor...
 

Konteynırdaki masada oturuyordu. Bilgisayarın ekranındaki resimlere sırayla bakıyor kimi fotoğrafa takılıp kalıyor, fotoğrafın çekildiği zaman dilimlerine dalıp gidiyordu.

Kolanın içinde ne olduğu belirsiz sıfır kalite bir viski vardı. Buruk, karanlık bir yudum daha çekti…  Karanlık hasreti besliyordu. Avuçlarının arasına alsa karanlığı, taşı sıkar gibi sıksa… Birkaç damla aydınlık çıkarabilirdi…

Konteynırın kapısı simsiyah çaldı. Gel diye seslendi, Ali usta girdi içeri.  Yanında çalışmaya başlamadan önce Adana’da pazarcılık yapardı Ali usta. Hayatının rengi gibi kara, ufak tefek bir adamdı. Pazarda karısıyla birlikte incik boncuk zücaciye satardı. Dikiş tutmazdı bir türlü. Bu yüzden buradaydı o da…

Otur dedi Ali ustaya… Hazanda dalından düşen bir yaprak gibi döküldü Ali usta… Hüngür hüngür ağlamaya başladı. Şefim, benim Adana’ya dönmem lazım acilen dedi. İçi sızladı mühendis Ayhan’ın… Göğsüne çürük bir diş gibi çöktü yalan dünyanın ağrısı.

Aliiii diye inler gibi kısık sesle ama şiddetle bağırdı Ayhan…  Çölün ortasındayız kurbanın olayım… Acilen nasıl göndereyim seni Adana’ya… Anlat hele ne oldu?

Kızım dedi Ali usta… Kızım o yavşağa kaçmış. O it satar kızımı, katil olurum ben… Adananın pavyonlarından toplarım körpe kuzumu… Gönder beni Adana’ya dedi…

Birkaç kelimeden oluşan cümlelerle sımsıkı dolmuştu konteynır. Tartıya vursan atmış kilo gelen Ali usta sanki yüz kilo yüzeli kilo gibi duruyordu yanı başında.  Çaresizliğin, umutsuzluğun ağırlığıydı bu… 

Dur hele dedi Ayhan… Masanın çekmecesinden bir bardak çıkardı. Koyu karanlık sıvıdan doldurdu. Ali ustanın önüne doğru itti. Bardağı eline aldı Ali usta…  Baktı… Yanaklarındaki gözyaşları ışıldıyor, kristal taneleri gibi duruyordu yüzünde. Ali ustanın o Anadolu yüzü bir mücevher sandığına dönüşüyordu. Ala kır sakallarında, sabah aydınlığında çiğ yağmış gibi duruyordu. Burnunu çeke çeke içti yarıya kadar. Birbirlerinin gözlerinin içine baktılar… Donup kaldılar…

Bir ıslık tınısı duydu Ayhan… Daldığı o acıda duraksadı. Islık gittikçe büyüyordu. Bunun ne anlama geldiğini biliyordu…

Aliiiiii, diye bağırdı tekrar. Sesi ıslığı bastırıyordu. Kendini masanın altına doğru atarken Ali ustayı da kolundan kavradı ve birlikte masanın altına yuvarlandılar. Konteynır hopladı yerinden, yer zangır zangır titredi. Bütün karanlığı içinde taşıyan bir patlama sesi duyuldu…

Masanın altında beklediler birkaç dakika… Ölmediklerini biliyorlardı. Arkadaşlar nerdeydi diye sordu Ayhan. Dışarıda volta atıyorlardı dedi Ali usta… Akşam yemeğini yedikten sonra ne yapsınlar…

Dışarı fırladı Ayhan… Toz duman yatışmaya başlamıştı… Ceset görünmüyordu ortalıkta… İçi rahatladı… Aliiiii diye bağırdı tekrar… Arkadaşları topla, kimseye bir şey olmuş mu bakalım dedi…

Faktığımın yankisine şu kampın etrafına bariyer kuralım diye kaç kez yalvardım dedi Ayhan… Bir bizim kampın bariyeri yok… Ekip toplandı hızla… Kimseye bir şey olmamıştı. Havan mermisi kampın yanındaki deponun ortasına düşmüş, seyyar tuvalet konteynırları bariyer görevi yapmış, hepsi paramparça olmuş bu yüzden kimseye şarapnel değmemişti…

Amerikalılar etrafı kolaçan etmeye başlamıştı, havan mermisinin düştüğü yere geldiler. Her yer ‘alarm red’ sesiyle çınlıyordu. Bok sarısı bir çavuş Ayhan’a bağırmaya başladı. ‘Duymuyor musun Türko, kırmızı alarm devam ediyor hala… Sığınaklara koşun …’

 Her sabah, her öğlen ve her akşam herkes birbirinden gizleyerek kendi kendine sorardı aynı soruyu… ‘Ne işimiz var burada…’ diye… Hepsinin kendince, içinde sadece acıların olduğu gerekçeleri vardı… CIA sorgusunda para için geldiklerini söylemişlerdi…

Altı aydır deliksiz ordaydılar… Ancak yarılamışlardı işi… İşgal altındaki Irakta, Beyji eyaletindeki C7 Amerikan üssünde Yankiye lojistik binaları yapıyorlardı…

Bütün ekibi içtimaya aldı Ayhan. Topu topu onbeş kişiydiler. On beş yürek, on beş farklı hayat hikayesi… Hepsiyle sırayla tokalaştı ve yanaklarından öptü… Kerkük’ten tatlı getirtmişti. Türkiye’nin tatlılarını tutmasa da, orada ödüle dönüşüyordu… Konteynırının kapısını açtı, teybe bir cd koydu… Sesini sonuna kadar açtı…

Çökertmeden çıktım da Halilim… Aman başım selamet diyordu Tolga Çandar… Hepsi birden efelendi…  Kollarını kartal kanatları gibi açarak kampın ortasında kahkahalarla dönmeye, seğirtmeye başladılar… Yaşama sevinci içlerindeki tüm gurbet acısını bastırmıştı…

Panik haldeki Amerikan askerleri koşuşturmayı bırakmış şaşkınlıkla bu on beş adamı seyrediyordu…

Açık yaraya tuz:  http://www.youtube.com/watch?v=zY9eHtZI9Yk

Devam edecek…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba, kaleminize sağlık.. Selamlar...

Mesut KARİP 
 24.09.2012 16:34
Cevap :
Bloğun ana muhalefet lideri Mesut kardeşim:-) Seviyorum sizi...  26.09.2012 13:39
 

Devamı gelsin de öyle yorum yapayım dedim, ama 12 gündür devamı gelmedi.:) Bir mühendisten de ancak böyle güzel bir öykü beklenir. Umarım sonu acı bitmez...Kaleminize sağlık Levent bey. Selamlar....

Erol Özışık 
 22.09.2012 17:41
Cevap :
Erol Bey; Yorumları ekonomik kullanmayınız:-) Bakın her şeye zam furyası var değil mi? Dostlukla...  24.09.2012 17:10
 

Çok keyifliydi,akıcı.Kısa sürede -umarım ki kısa sürede- gelecek devamını, heyecanla bekilyorum!Konteynır Adana,Amerika,yankiler ve Tolga Çandar arasındaki geçişi sağlayan köprüler çok hoş.

Berra 
 21.09.2012 10:02
Cevap :
Teşekkürler Berra, infonu okuduktan sonra blog habercime girdin ona göre:-) Bundan sonra sık sık kelimelere dokunacağız... Dostlukla...  22.09.2012 11:57
 

Ey Ayhan Mühendis, Yiğitliğin, idealistliğin, acıların, direnmenin, yaşamanın ve ölmenin hikayesini her yazdığınla kalbimi yerinden sökmek zorunda mısın?

Yıldız... 
 14.09.2012 19:56
Cevap :
Teslim olmayanlar ölmez Yıldızım:-)   18.09.2012 15:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 153
Toplam yorum
: 2918
Toplam mesaj
: 56
Ort. okunma sayısı
: 1455
Kayıt tarihi
: 16.09.06
 
 

Tıka basa dolu bir adam değilim. Balığı gördüysem derine inerim. Uzun süre gölgede kalamam. Okuru..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster