Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1616
 

On yıl sonrasından bugüne bakabilmek?

On yıl sonrasından bugüne bakabilmek?
 

Eşimle yaşadığım ve evlilik yaşamının vazgeçilmezlerinden olan tartışma anlarının son demlerine doğru, (biriken öfkenin ve streslerin dağıldığı, yeniden düzene ve huzura özlem duyulmaya başlanan anlarda) ben hemen sihirli cümlemi dile getiririm; “Biliyor musun bu tartışmayı 10 yıl sonra hatırlamayacağız bile”

Bir anda her ikimizde de, yaptığımız şeyin anlamsızlığı zihnimizi kurcalamaya başlar. Bir yandan tartışmanın tortularını üzerinde atmamış olan egomuz, bir yandan huzuru arayan kalbimiz, bir yandan yaşanılanları aklın süzgecinden geçiren beynimiz, karmaşık bir ruh haline gireriz.

Kısa bir boşluktan sonra devam ederim konuşmama; “Bak evleneli dört sene olmak üzere, hiç evliliğimizin ilk yılında yapmış olduğumuz tartışmalar hafızanda yer ediniyor mu? Bana iki-üç tanesinin sebebini söyle desem, onu bile hatırlamazsın. Değer mi birkaç sene sonra hatırlamayacağımız şeyler için tartışmaya?”

Evet, her ikimiz içinde yavaş yavaş, hiddet ortamı terk etmeye başlamış ve akıl onun bıraktığı boşluğu doldurmaya başlamıştır. Zamanın derinliğini, akışkanlığını ve yıkıcılığını düşünmeye ve algılamaya başladıkça, yaşamın en önemli sahnesi saydığınız “an”ın, aslında koca bir kumsaldaki bir kum tanesi olduğunu anlamaya başlarız.

Benim belki de, süreci onarma, yaraları sarma amaçlı kullandığım bu ifade, ne gariptir ki, neredeyse, tüm yaşam süreçlerimiz için geçerli değil mi? Bugünden yarını görmeye çalışmaya, tahmin etmeye, planlamaya oldukça meraklıyızdır. Nerdeyse hayatımızın amacı budur. Kimimiz falla, kimimiz astroloji ile kimimiz içgüdüsel tahminlerle, kimimiz ise geçmişin istatistikî verileri ve matematiksel hesaplamalar ile geleceğe ışık tutmaya, karanlık yol güzergâhımızı aydınlatmaya çalışıyoruz.

Zamanının ilerlediği yöne bakmak, ulaşılacak olan yeri görmeyi çalışmak elbette ki anlamlı ve zorunlu bir faaliyet. Ancak bugün yaptıklarının, gelecekte de nasıl değerlendireceğini düşünmekte ayrı bir çaba değil midir? Özellikle de insanın doğrudan kendisi için.

Bunu, bir nehrin bir yanından diğer yanına geçmeye benzetmek mümkün. Siz bu geçişi, bir ayağı geçmişte bir ayağı gelecekte olan sağlam bir köprünün üzerinde mi kat etmek istersiniz, yoksa nehrin bir yakasından kendinizi bir salla, coşkun nehrin sizi nerede karşıya çıkaracağını bilmediğiniz bir gündelik yaşam kargaşası içinde mi yaşamak istersiniz?

Maharet, köprüyü inşa edebilmekte gözüküyor. İnsanın bugüne, on yıl öncesinden ve on yıl sonrasından bakabildiği ve hayatının izdüşümünü belirlediği bir rotayı çizebilmesi, günün basit kısırdöngülerinin, küçük hesaplarının dışına çıkabilmesi için elzem bir çaba oluyor.

Geçmişe bakabilmek, kısmen daha kolay bir uğraştır hepimiz için. Ancak ders almak, kendimize tecrübe saymak dışında, yaşanmışı değiştirme, yeniden kurgulama şansımız olmuyor. Ancak gelecekten günümüze bakmaya çalışmak zor olduğu kadar, bizlere bulunduğumuz ana dair, pişmanlık duymayacağımız bir geçmiş yaratmaya imkanı tanıyor.

Bir nebze, kendinizi Terminatör filmindeki, gelecekten bugünü yeniden kurgulamaya gelen insanlar (veya robotlar) gibi de hissetmek gerekiyor belki de.

Ne kadar çok isterdiniz değil mi, çok sevdiğiniz bir yakınınız vefat ettiğinde bir beş sene önceye gidip, onunla yaşarken daha çok şey paylaşmayı veya çocuğunuzun onunla yeterince ilgilenemediğiniz ilk çocukluk dönemlerine dönüp onunla daha fazla alakadar olmayı.

Ama gelecekten bu güne bakmanın insana en büyük katkısı, günün insanı zamandan soyutlayan yıkıcılığından ve zamanın tek düze yaşarken hissedilmeyen ancak zamanı gelince tekbir darbe ile yıkıp geçen hızından yalıtmak olacak.

Geçip giden zamanın farkına varmak, onu durduramasak da, en azından, zamanın içinden iz bırakarak geçmek ve onurlu bir rota izlemek değil mi önemli olan?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

evlilik denen kurumsal süreç böyle bişey değil midir ki zaten. ilk günlerde ki o vazgeçilemez ödün'ler ,eşlerin kendilerini kabullendirme çabaları zamana karşı koyamayan önceliklerin de değişmesiyle dinginliğe ulaşmıyor mu? Bence maharet, bunu tartışmaların o sıcak anlarında hissederek hayata dönüştürmek olsa gerek. Ellerinize sağlık Sayın Bibliyofil.

eflatun eflatun 
 13.04.2007 15:08
Cevap :
Teşekkür ederim Derya Hanım. İsminiz ve tarzınız bir yerden bana tanıdık geliyor ama bir-iki ipucu verseniz çıkaracağım gibi :-))) söylediklerinizde sonuna kadar haklısınız, evlilik kurumu yaşandıkça zamana direnen ve kalıcılaşan nadir eserlerimizden birisi. Evlilik kurumundan ve kendi yaşantımdan örnek vererek yazıya başlamam bu sebepledir. En anlaşılır örnek bu olacaktı. Ancak gelecekten bugüne bakmaya çalışmak hayatımızın her anı için geçerli olmalı değil mi? Eminim bana katılırsınız, katkınız için teşekkür ederim,  13.04.2007 19:34
 

Sevgili Bibliyofil,yazın evlilikteki kavgaları öyle net ifade etmişki. Aynı şeyleri bizde tekrarlıyoruz ama yine de kavga etmekten kendimizi alamıyoruz. Çoğu zaman diyorum ki ben sana küsmüştüm ama ne için unuttum : ) gülüşüp sarılıyoruz,geçiyor günler. Ömür öyle kısa ki saçma sapan kavgalarla zehir etmeyelim. Saygılar.

Kalbin Ritmi 
 13.04.2007 15:03
Cevap :
Tartışmalar her ilişkinin olduğu gibi, evlilik kurumununda kaçınılmazları. Belli sınırlar içinde yaşanılan tartışmaları, evlilik hayatını daha büyük krizlerden koruyan aşı misali olarak bile değerlendirebiliriz. Bu nedenle hiç tartışmamak ne mümkün ne sağlıklı birşey bence. Önerim, bulunduğumuzu noktayı geniş bir perspektifle değerlendirebilmek. Bu şekilde "an"ın içinde çok önemsediğimiz şeylerin, aslında zaman karşısında ne kadar anlamsız olduğunu fark ederiz. Katkınız için teşekkür ederim.  13.04.2007 19:40
 

O anki öfke ile birbirimizi kırdığımız hiç hatırlanmayacak sebepler yüzünden konusmadıpımız insanları kaybettikten son anlarız yaptığımız işin saçmalığını.. O köprüyü sağlam kurabilmekte anı yaşayabilmek ve küçük hesaplar yapmayı sonlandırarak mümkün olur bence.. Malesef ne kadar yapmıyoruz desekte hepimiz küçük hesaplar peşindeyiz. Bunun sonucundada belirlediğimiz rotanın hep tersi yönde hatta yönümüzü bilmeden ilerliyoruz.. Zamanı iyi değerlendirmek ve söylediğiniz gibi onurlu br rota izleyebilmek dileğiyle...Sevgiler

Hoşsada 
 13.04.2007 10:59
Cevap :
Merhaba Hoşsada, öncelikle yorumun için teşekkür ederim. Bu söylemlerimizi hepimiz, hayatımızın her saniyesinde uygulama şansı bulamıyoruz. Uygulayabilsek sıfatımız ya ermiş ya da bilge olur zaten. Ve ne yazık ki, modern çağlarda ne ermiş kaldı ne de bilge. Ama işte yine de zaman zaman kendi kendimize ve birbirimize bu tip hatırlatmalar yapmanın faydası olduğunu düşünüyorum. Yoksa dünyamız gittikçe boşa harcanan hayatlar cehennemine dönüşüyor. Saygılarımla,  14.04.2007 10:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1684
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster