Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Temmuz '08

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
1235
 

Önce insan olmak

Önce insan olmak
 

yaşamak güzeldir


Eski sandıkları karıştırmak, anılara doğru şöyle bir yolculuk yapmak güzeldir. O tavan aralı eski evler yok artık! Yine de dolaplar var eski anıların tıkıştırıldığı... Dolapların içinde karton kutular var. Kutularda eski dergiler, eski yazıların yer aldığı eski dosyalar var. Tıpkı sahaf dükkanları gibi kokan dolap rafları… Sararmış, kıyısından köşesinden yırtılmış dergiler… Onları buldum bugün. Nedense o yırtılmış dergilerin kıyısında köşesinde kalmış yazılarımın bazılarını bloğuma taşımak geldi içimden. Eski bir pikapta eski bir 45'liği dostlarına dinletmek gibi bir duygu ile… Düşünsenize, eski bir plak dönüyor, bir 45'lik… Sizi alıp uzaklara, çocukluk, ilk gençlik aşkınıza götürüyor. Ne oluyor götürüyor da ? Ne geçiyor elinize ? Treni kaçırmışsınız bir kere ! Olsun, yine de o şarkıyı dinlemekten tad alıyorsunuz değil mi ? O dergi yazıları da böyle bir duygu verir bana. İlk gençlik aşklarım onlar benim. Belli bir sıraya koymadım yazılarımı. Rastgele seçtim. İlkin 1988 yılında Varlık Dergisi’nde yayımlanan bir yazı: önce insan olmak (Sayı:966/s:4)


İnsan hep güzeli arar. Çirkinliklerin içinde yaşasa bile… Yaşam, beklentilerin, özlenen güzelliklerin toplamıdır. Yaşama derinden bağlı olmak, sevgiye, güzele derinden bağlı olmaktır bir anlamda.

İnsan birilerine, bir şeylere bağımlı olduğu sürece, ulaşmak istediği nokta, milim milim uzaklaşır ondan. Güzele, iyiye ulaşabilmenin ilk koşulu önce bu bağımlılık zincirlerini kırmaktır. Kimi zaman, bilinçsizce yapılır bu eylem. Öyle ki ilgi alanı zincirleri kırma eylemi üzerinde odaklaşacağına, tâli işlere kalkışıldığında, varmak istenen nokta unutulur. Sonuç… Karmaşa, uyumsuzluk, özden uzaklaşma, yenilgi…

“Ezenler daima ezilenleri küçültmeye çalışırlar” kuramı , toplumsal yapılanmalarında bozukluk olan, çıkar çevrelerinin baskısı altında bocalayan toplumların yönetildiği sistem için geçerlidir. Güçlü olanın haklı sayıldığı toplumlarda, yönetim ve karar mevkilerinin dışında tutulan, kültür kaynakları kısıtlı olan kadın, “gücü yeten yetene” anlayışının kurbanlarından olacaktır kuşkusuz. Öyleyse sorun, kadın erkek eşitsizliği olmanın çok ötesinde, toplumsal eşitsizlik sorunudur. Kadın, bu noktada, erkeği de içine alan toplumsal eşitsizlik ortamında, tarihsel bir kimlik bunalımıyla çıkıyor karşımıza. On yıllardır süregelen kadın hareketleri, kadının tarihsel kimlik bunalımının doğal sonucu kuşkusuz. (…)

Toplumsal açıdan kadının konumuna baktığımızda içimiz kararıyor. Mevcut sistemin hizmetindeki medyada kadın, bir süs ve zevk aracı olarak gösterilmekte, böylece cinsellik ticaretine katkıda bulunması sağlanmakta; ya da “ast” işler dediğimiz ev işleri reklamlarında ön plana çıkarılmaktadır.

Kadının, topluma cinsellik aracı gibi gösterilmesinin ardında yatan nedenler, sistemin ekonomik çarkını; ahlakî açılardan erkeğe eşitsiz kılan toplumsal yaptırımlarsa, sistemin teokratik çarkını döndürmeye devam ediyor. Böyle bir sistemde ne kadar laiklikten söz edilirse edilsin, tam bir demokrasi yoktur. Bu türden biçimsel bir demokrasi ortamında, kadının da adı yoktur, erkeğin de ! (…)

Kapitalin toprağı ve emeği satın almaya devam ettiği bir sistemde , kadın sorunlarını sistemin sorunlarından soyutlarken; eşitliğin bulunmadığı toplumlarda “aslında kadını ezen erkeğin de ezildiği”ni göz ardı etmiş olmuyor muyuz? Öyleyse, ne anaerkil, ne de ataerkil bir düzen… Toplum olarak, hep birlikte insanca ve onurlu bir yaşam istiyorsak, insanerkil bir düzen için mücadele verilmeli. (…)

Toplumsallığın ve insanlığın temel ögelerinden biri olan kadın, öteki temel ögenin, erkeğin yanında demokrasi savaşını kazandığında, insan, ilkel dönemlerindeki gibi ne ağaca çıkacak bir daha, ne de darağacına çıkarılacak!

Çirkinliklerin içinde bile olsak güzeli, insanca yaşamanın doğru yöntemlerini aramalı; kadına ve anaya sövülmeyen, insanca değerlerin el üstünde tutulduğu bir sosyal düzen için mücadele etmeliyiz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

çocukerkil bir aile düzeni ortaya çıktı. Samimiyetle bakınız lütfen. Ne yazık ki o tür aileler bilmeden çocuklarına kötülük ediyorlar. Mutlu olabilmenin yollarını kapatıyorlar farkında olmadan. Çok çocuk, 'yok' kavramını bilmeden hayatla yüzyüze geldiklerinde n'olacak?..

Yüksel ÖNAÇAN 
 20.11.2008 2:06
Cevap :
Çok haklısınız. Dershane, okul, okul kursu, özel ders öğretmeni arasında bunalmış bir öğrenci tanıyorum. Boş kaldığı her dakikayı silahla adam öldürme sanal oyunlarıyla dolduruyor. Öte yandan sokağa terk edilmiş çocuklar... Bunlar geleceğin kuşaklarını oluşturacaklar! Yönetenler başta olmak üzere çoğu kişi tehlikeyi görmüyor! İçi boş, safsata konularla... gündemi dolduruyorlar! Birileri dershane gerçeğini ele almalı... Bu kurumlar eğitimde birer kambura dönüşmüştür! Hiçbir ülkede dershane yok! Bu kimseye birşey ifade etmiyor mu? Okullara mescit açacaklarına eğitimi düzeltsinler, dersane kamburunu kaldırsınlar! Din ticareti ve eğitim ticareti cinayettir. Sevgiler, saygılar...  20.11.2008 11:57
 

Tahta okul çantalarımızı, o zaman oldukça bol olan oyun alanlarından birisinin ortasına yığar, topaçlarımızla(‘ayı’ derdik) iplerini sakladığımız bir yerlerden çıkarır, hava kararıncaya kadar çevirir, çevirirdik. Topacı olmayan arkadaşlarımız ertesi gün okulda şikayetçi olurlar, her nedense yasak olan bu meşgalemizi öğretmenimiz tektek cebimizden bizzat çıkarır ve okul müdürüne teslim ederdi. Avuçlarımıza iki cetvel vurmayı da unutmazdı. Bakkallarda bir sandığın içerisinde satılan topaçlar genelde ‘kabaralı’ ve etrafı pembe-yeşil-sarı boyalı olurdu. Amca ve ağabeylerinden ilgi gören şanslılarımız bu kabaraları söktürür, yerine sivri bir çivi çaktırırdı. Topaç çevirmek hüner isterdi. Deneme-yanılma yoluyla bir hayli uğraşır ve gerekli yeteneği kazandıktan sonra, yerde dönmekte olan topacı, orta ve işaret parmaklarımızı kullanarak, hoop, avucumuza alıverirdik. Açık ve teknoloji kokusundan uzak temiz havada yüzlerce kez çevirmek için fırlattığımız topaç sayesinde kol kaslarımız herhalde

Yüksel ÖNAÇAN 
 20.11.2008 2:02
 

Çok içten bir yazı..İnsan erkil.. sevgiler, saygılar

yucel evren 
 10.07.2008 9:30
Cevap :
Merhabalar, Aslında "insan erkil" yakıştırmasıyla kadın ve erkeğin, insanca bir yaşam için birlikte mücadele etmeleri gerektiğini vurgulamak istemiştim. Şimdi düşünüyorum da "insan erkil" demem doğru muydu acaba bu yazıda ? Erk, erkil... sözcük anlamlarıyla, güç, güce dayalı... "İnsanca bir düzen" demek daha şık olabilirdi belki de... Yalnızca kadının erkeğe, erkeğin kadına değil; asıl, insanın insana üstünlüğü asap bozucu... Öyle değil mi ? Sevgiler, saygılar.  13.07.2008 1:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1015
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster