Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mart '08

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
451
 

Önce sevgi vardı

Önce sevgi vardı
 

“Sevgiden tortulu sular durulur, berraklaşır.

Sevgi ile ölü diriltilir, sevgi ile padişahlar köle yapılır.” *

Şiirlerini bir “vasıta” olarak kullanan/gören Mevlâna, ilâhi aşkın çağrışım sanatını anlamla işleyen bir gönül ovasıdır.

Mevlâna için gönül, “huzur ülkesi” dir.

Bu ülke, her şeyin emin olunduğu bir gül bahçesidir.

Velhasıl, gönül, bir “barış dalgası” dır.

Gönlü sevgi besler; sevgiyi ise aşk sular.

Aşk, derunî ve ulvî olanı kabul eder/ayrımsatır.

Bu sebeple aşk, manalar diyarında çeşitlilik arz etti.

Aşk, gül suyu ile sulandı, sevgi adı verilen “ Örtücü, gizleyici, yok edici, sulayıcı, affedici, sakinleştirici, kanat takıcı, düşündürücü, gözyaşı dökücü...” mefhum bir coğrafyaya işlendi.

İnsanoğlu tarihten günümüze çeşitli hayat akislerinin etkisi ile kültürel farklılık içinde gidip gelmiştir.

Bu dalgalanma, “gelenek” adı altında zamana yayılsa dahi, eksik olan unsur bir ayrık çiçeği gibi kendini göstermiştir.

Toplum kavramında şekillenen sosyolojik anlayış; bölgelere, bölümlere, şehirlere, kasabalara, köylere hatta evlere kadar değişimin kabul edici baskısını sineye çekmiştir.

Bu denge farklılığı, maddî ve manevî kültür adını kristalize etse de insanın kendine mahsus hayat belirleyicileri özerk bölgesini yapıcı kılmıştır.

Bireyselleşmenin mimarisinde nümayişe çıkan bu oluşumun seçenekleri “ben” in kıskacında anlamsız söylemlerle silinip gitmektedir.

Zamana bağlı olarak gelişimini sürdüren bu anlayış, kişiye kin ve nefret dokularını olur göstermektedir.

Dilin ritminde şekil alan özüne yabancılaşma, kişiyi günün hayhuyu içinde sürükleyip götürür.

Lâkin, kişinin esamesi okunmamıştır ve/ya okutulmamıştır.

Sanatını (!) şekillendirme istemi, her şeyi bitirmiş, zannımca kendisini tastamam sanmıştır.

Gönül, henüz aklında kara bir bulutken eksiklerini daha da süslemiş, başkalarının ziyasına rağmen hafakanların pençesine düşmüştür.

Sırası gelen, aynı demde toz olur.

Aralarda mürdüm eriği görünüşlü abraşlar uyanırsa akislerin en velvelesi sökün eder.

“...gözyaşlarımla o makbere girdim de çağladım, elden giden dostları andım birer.”**

Bu sesler/sözler kulaklarda yer eder.

Sıradaki beşerse kurulmuş bir saat gibi eski manzaraların suçlu kırıntısında aynı sona gebe olur. Şayet akl-ı selim biri çıkıp;

“....bilmem ki neredeler? Sordumdu onları, derhal o makbere dedi.” ** derse, geçmiştir gözler.

Esasen, eksik olan neydi?

Amaç kase-i fagfura dokunmaksa “sevgi” idi.

Zamanla kömürleşen fosil tabakalarının gönüllerden “merhameti” yok etmesi...

Keza eksik olan taraf, sancılı olan durumunu korur.

Oysaki sıfıra az kalmıştır.

İçindeki sevgiden yapılmış köşkleri külleyen beyinler, fırtınada sahile kürek çekerler.

Aslı kurtulmak gibi olsa da dalgaların kuvvetli nefesi ile kayalar çarpıp yerle bir olması gerçektir.

Doğru olanı ise “aklını” kullanıp fırtınanın ortasında kalmaktır.

Kusursuz fırtına bir bakıma kusur olmaktan çıkıyor...

Sevgim cebimde ise berdevam huzur içindeyim.

Sevgim varsa çoğalmışım demektir.

Dımdızlak ortada kalmaktansa şuurlu olanı yeğ tutmuşumdur demektir.

Fırtınayı durdurmuş, sakinleşmiş, sabrımın ödülüne kucak açmışım... gönlümün özel donanımında ağlamışımdır.

Çünkü sevgi ile tortulu sular durulur, berraklaşır.

Çünkü sevmek, saydamlaşmaktır.

İnsan, kime güvenir?

Sevdiğine. Sevgim özümdür; sözüm özümdür dediğine.

Peki, ne oldu da katbekat arttı yaşam sanatının ızdırapları?

Yük olan neydi? Mevlâna şöyle der:

“Sepet kendini suyla dolu gördü, nazlanıp baş çekti de denizden ayrıldı, ama ciğerinde bir katrecik su kalmadı.”

Bu sepet neler olmaz ki...

Gözü kör sevgi, birkaç çiçek tarhından azade sevgi, yok edici sevgi...

Bakınız, sevgi bir taraftan kurtarıcı, buna mukabil cezalandırıcı da.

Kişinin hayıflarını bağırıyor.

Kimyası alt üst olmuş çelebi sevgi.

Sevgim ilâçtır.

Bitmeyen, yan etkisi olamayan, tökezlediğim, yalpaladığım yoğunlaştırılmış zamanlarda önümü aydınlatan dostum.

Özümde ruhumu bir yaşatan ab-ı hayat.

Hakiki aşk bilinçaltında yatar.

Görünen, söylenense aldatmacalar.

Nasıl bir çelişkidir bu?

Heyecan verici aşk mı arzumuz?

Heyecana sahip olunca da gerçeğimizi siliyoruz.

Sevgimi ruh peyzajında didikledim.

Mananın içinde sevgim seni görür gibi oldum.

Güzelliğim, sevgim; sevgim, içim; içim, özüm.

Sevgim manamdır.

Meraklısına not:

*Mevlâna

** Nasırüddin-i Tûsi

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Elinize sağlık. Yazınız ne kadar aydınlatıcı.Okumaktan tat aldım. -eksiklerimizin ayrık çiçeğine benzemesi -değişim ile ilgili baskının sineye çekilmesi ve kabullenilişi -bireyci olmanın kin,nefret dokularını geliştirmesi -özümüze yabancılaşma -merhamet duygusunun yok oluşu ve sevmek saydamlaşmak,çoğalmak,aydınlanmaktır Özde sevgi dolu bir toplum gül bahçesinde gül suyu ile sulanır umuduyla sevgiyle kalın.saygılarımla

zirve özden özpınar 
 16.03.2008 22:08
Cevap :
Eksik olmayın. Günümüz yamuk yumuk ilişkilerini tecrübe ettikçe, söylenecek şeyler çıkıyor. Bu yazıyı 21 yaşında yazmıştım.Hala geçerli olan gönülsüzlüklerin kısmi bir izahı.  17.03.2008 18:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 27
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 790
Kayıt tarihi
: 08.06.06
 
 

Eğitmen ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster