Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Kasım '10

 
Kategori
Yurtdışından Bildiriyorum
Okunma Sayısı
718
 

Önce şükredip sonra katlederler

Önce şükredip sonra katlederler
 

İçi doldurulmuş hindi


Amerika’da halk dilinde bilinen adı ile Hindi Günü bu Perşembe kutlanıyor. Hindi gününde herkes şükrediyor. Sağlıklarına, varlıklarına, sevdikleriyle birlikte bir yaşam sürdükleri için ama dinden tamamen ayrı bir tatil olarak kutlanıyor Hindi Günü. Aileler bir araya geliyor, kocaman hindiler alınıp içleri doldurularak pişiriliyor, uzun zamandır birbirlerini görmeyen aile fertleri, arkadaşlar toplanarak yiyip içerek kutluyorlar işte. Latin Amerikalılar gidecekleri davetleri sıraya sokarlar, her gittikleri yerlerde yerler içerler ve gecenin sonunda genelde biraz çakırkeyif olarak dönerler evlerine. Tabii bu kutlamanın bir hikayesi de var. 

İngiltere’nin vergi sisteminden kopmak isteyen İngilizler (Pilgrim deniyor bu göçmenlere) 1620 de Mayflower Gemisi ile Amerika’nın yolunu tutuyorlar. Hanı şu Kristof Kolombun keşfettiği söylenen kıta. Ancak Kızılderililer Kristof Kolomb’u keşfetmişlerdi o da ayrı hikaye tabii. New York diye geldikleri Massachusetts Eyaletinin Plimoth kıyılarına demir attıklarında da kendilerini hala New York’ta sanıp oraya yerleşmişler. Yolculuk esnasında ölenler olmuş, uzun bir yolculuk olunca normalde kargo için kullanılan gemide hayatta kalmak zor olmuş. Yolda yaklaşık 35 kişiyi kaybetmişler ve Amerika’ya ulaştıklarında yerliler onlara yabani hindi avlamayı, patates, mısır ve yer elması yetiştirmeyi öğretmişler. Hasat zamanı da hep birlikte Yabani Hindi, mısır, patates, yer elması ve kızılcık tatlısı ile şükredip, üstüne de birer barış çubuğu tüttürdükten sonra topraklarına konmak için yerlilerin derilerini yüzmeye başlamışlar. Kısaca hikayesi budur. 

1982-1984 yıllarında Türkiyeyi direk olarak arayamıyorduk yaşadığımız yerde. Telefonu kaldırıp sıfır’ı çeviriyorduk ve karşımıza çıkan santral görevlisine de arayacağımız ülkeyi söylüyorduk. Zamanın farkında olmadan bir Kasım ayı santralı arayıp 

- Bana lütfen Türkiye’yi çevirir misiniz? Diye sorduğumda (Türkiye tabii Turkey olarak söyleniyor) Kadın bir anda Amerikalıların versiyonu olan hindi seslerini çıkartmaya başladı 

-Gobble, gobble. 

Ben şaşkın 

-Ne yapıyorsun sen? Diye sorduğumda 

-Sen benimle dalga geçmiyor musun? Hani Şükran günü yaklaşıyor. dedi bana. 

Çok gülmüştüm. 

-Tabii ki hayır numarayı veriyorum, çevirirsen sevinirim. 

Bin bir özür dileyerek verdiğim numarayı bağlamıştı. 

 

Birkaç yıl önce oğlumla Newroz kutlamaları için Boston’a gitmiştik. Ben kutlamalardan sonra çevrede oğluma gösterebileceğim yerleri göstermek istedim, biraz araştırdım ve 1620 de gelen Pilgrimlerin yerleşmiş olduğu köyler olduğunu öğrendim ve otelimizde bir gece daha kaldıktan sonra iki arkadaş, oğlum ve ben Plimoth Plantations denilen yerin yolunu tuttuk. 1620 de gelip buraya yerleşen Amerikalıların nasıl yaşadığını gösteren ve canlandıran bir köy yapmışlar. Çalışanlar, o zamanlar giyilen kıyafetler ile ortalıkta dolaşıyorlar. Bir evin içinde kadın otantik giysilerle tavada ekmek kızartıyor. Köyün orta yerinde bir taş fırın ve birkaç kadın sırada bekliyorlar ekmek yapmak için. Bir adam omzunda tüfek elinde bacaklarından tuttuğu bir yabani hindi ortalıkta dolaşıyor. Onlarla konuşabiliyorsunuz. Hindi avcısına yaklaştık. 

- Merhaba, nasıldı av? Sadece bir tane mi vurabildiniz? 

- Merhaba, adın ne senin? Önce kendini tanıtmalısın benimle konuşmadan önce 

- Pardon, ismim Ayse 

Onaylamayan bir yüz ifadesi ile karşılık veriyor 

- Bir kadın hiçbir zaman kocasının soyadını söylemeden sadece kendi adını söylemez. 

1600 lü yılların tutuculuğunu anlatan bir cümle. 

- Bana yolculuğu anlatır mısın? 

- Çok zor bir yolculuk oldu, çok kişiyi kaybettik yolda buraya vardıktan sonra yolda hastalananlar da öldüler. Yerliler yardım etmeseydi hayatta kalamazdık biz. 

- Peki yerlileri neden öldürdünüz? 

- Topraklarımızı savaştık kazandık. 

Olduuuuu, gözlerim doldu diyeceğim ama anlamayacak. 

Biraz dolaştıktan sonra Kızılderililerin köyüne geçtik. O Texas Tommiks kitaplarından hatırladığım Kızılderili kanoları, çadırlar ama Pilgrimlerin köyle kıyaslandığında tenha ve sessiz. Ortada birkaç Kızılderili kadın ve erkek dolaşıyorlar. Bir kayığın yanında oturan kızılderiliye yanaşıp ona 

- Köy neden bu kadar sessiz diğer taraf daha canlı daha kalabalıktı sanki ? diye sorduğumda, kaşlarını çatıp 

- Beyaz adam topraklarımızı aldı, derilerimizi yüzdü bizi de buraya yerleştirdi. Herkes öldü. Bir biz kaldık hayatta, soyumuz tükenecek. diyor. 

Bizimle birlikte dolaşan Amerikalılara bakıyorum. Herkes dinliyor. Yok öyle ortaya atlayıp ta 

-“Hop hop, atalarımıza laf söyletmeyiz. Bu vatan bizimdir” ya da “Amerikalı yerli kardeştir El Kayda kalleştir” falan diyen yok. Sadece sessizce bu oyunu izliyorlar. Suratlarındaki ifadelerden ne düşündükleri belli bile değil. Hepsi atalarının yaptıkları katliamı çoktan kabul etmişler.  

Oğlum çok eğlendi bu gezmelerde. Okulda yıllardır her hindi gününden önce anlatılan hikayeleri de hatırlayıp burada duydukları ile birleştirdiğinde daha mantıklı göründü ona. Köyleri gezme fiyatına dahil olan bir gezi daha var. O da Plimoth limanında demir atmış olan Mayflower gemisini gezmek. Çok soğuk ve rüzgârlı bir günde bu gemiyi de gezdik. Yolculuk sırasında insanların yattıkları yerleri gördük. İçeride oturan otantik giysili kadınlarla sohbet ettik. Yolculuklarının güçlüklerini anlattılar bize. Yolda yolcuların tuttukları hatıra defterleri varö tabii hepsi camekânlarda korunmuş. Hepsi müzenin bir parçası. 

 

Ben ilk Hindi Gününü 1982 yılında İstanbul’da Cihangir’de yaşayan bir Amerikalı subayın evinde yaşamıştım. İstanbul’da yaşayan Amerikalılar davetliydi birkaç İstanbullu vardı. Hindi, patates püresi, sosu, mısır, yer elması, kızılcık tatlısı ile ilginç gelmişti. Yemeğe başlamadan önce en kıdemli subay dua etmişti. Herkesin anlayacağı bir dilde o gün o sofrada olanlar için bunu birlikte paylaşacakları insanlarla bir arada oldukları için tanrıya teşekkür etmekten ibaretti sadece dua. Amerika’ya geldikten sonra her yıl davet edildiğimiz her yerde, Cihangir’deki tadı görmek daha da şaşırtıcıydı. Yıllarca bizler içeride bir koşuşturma içinde hindi ve müfredatını hazırlarken çocuklar dışarıda futbol oynadılar. Bu da geleneksel bir oyun. Kar da yağsa yağmur çamur da olsa bu oyun oynanıyor. Ve yıllarca televizyonda Dallas Kovboyları ile Washington Kızılderililer takımları Amerikan futbolu oynadılar ve sanki bir anlaşma varmış gibi Kovboylar her Hindi Günü Kızılderililere yenildiler. Bu futbol oyunlarını uzun zamandır uygulamıyorlar ama güzel oluyordu. Biz azınlıklar Kızılderililerin kazanması için tezahürat yaparken sarışın mavi gözlüler de Kovboyların kazanmasını istiyorlardı. 

 

Hindileri bolca yiyenler birkaç saat uyuduktan sonra akşam 9 ile gece yarısı 12 arası gidip mağazaların önünde bu soğukta sıraya girecekler. Mağazaların neredeyse yüzde 90’ı sabaha karşı 3 te açılacak ve herkesin Noel alışverişi başlayacak. Yataktan kalktıkları gibi kafalarında bigudiler, üstlerinde sabahlıklar ve ayaklarında ponponlu terlikleriyle bile alışveriş sepetlerini itenler olacak tüketenler arasında. Esnafın bayram ettiği ay bu ay. Hindi Gününden sonraki günün halk arasında söylenen adı Kara Cuma. Ben yarın her yıl Kara Cuma’da bedava kahve dağıtan mahalle marketine gidip gazetemi ve bedava kahvemi almaktan başka bir şey yapmayı planlamıyorum. 

 

Hindi Günlerini sevmemin bir başka nedeni de ilk 1982 de yaşadığım Hindi Gününden bugüne değişen hiçbir şey yok. Ancak bu yıllar içinde büyük değişimler yaşayan Kurban ve Ramazan Bayramlarını ve bu bayramlardan ne kadar uzak olduğumu düşününce hepsini bir arada bugün yaşadığımı farz ediyorum. Biliyorum bayramları da yaşatanlar bizler olmalıyız ama benim geçerli bir nedenim var. Yaşadığım yerlerde bu bayramları birlikte yaşatmam için ihtiyacım olan kalabalık yok. 

 

Bir yandan yarının tatlılarını ve yemeklerini hazırlarken diğer yandan da yarın davet ettiğim on altı kişilik bir kalabalık için 12 kiloluk bir hindinin içini doldurmaya başlayacağım birazdan. Bana şans dileyin de alnımın akıyla çıkayım bu işin içinden. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Geçmişlerini(kötülük bile yapmış olsalar) ne kadar önemsiyorlar. Nasıl sahip çıkıyorlar. Oysa bizim tarihimiz ne kadar değerli, ne kadar renkli. Daha yeni Atatürk ve kurtuluş savaşı ile ilgili bir kaç film yaptık, yapanları, çok ağır eleştirdik. Çanakkale'nin bir filmi bile yok. Belgeselini de beğenmedik. Biraz anlayış, biraz taktir, biraz daha üretime, sanata saygı değil mi? Bu arada sizin hindiyi başardığınıza olan inancım tam. Saygı ve selamlarımla.

serifsoner 
 02.12.2010 18:32
 

Sevgili Ayşe o kadar içten ve sıcacık anlatıyorsun ki... Bu gidişle Amerika'yı gözlerimle görmüş gibi olacağım. Ben bu satırları yazarken hindiyi afiyetle yemiş, kahveni içmiş olacaksın. Beni en çok etkiliyen Kızılderililerin ilk gelen Avrupalılara gösterdiği misafirlik ve karşılığında ödedikleri korkunç bedel oldu. Bundan daha yüz kızartıcı bir ahlaksızlık düşünemiyorum. Ve hala bu toprakları savaşarak aldlk diye böbürlenseler de atalarının ne mal olduğunu gizlemeye çalışmamaları da ayrı bir konu. Bazı devletler birbirine ne çok benziyor değil mi? Sevgi ve sağlıcakla arkadaşım.

hazandagüzeldir 
 25.11.2010 10:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1170
Kayıt tarihi
: 04.10.10
 
 

Bin yildir Turkiye'den uzak yasamis olmanin vermis oldugu olumlu ve olumsuz deneyimleri, cevremdeki ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster