Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Şubat '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
866
 

Önce umutlarını yitirdi

Önce umutlarını yitirdi
 

Askerliğini zor bela bitirip bir sene de İstanbul'da sürttükten sonra nasıl etmişse etmiş, Romanya ve Çekoslavakya üzerinden kapağı Almanya'ya atmıştı Salman.

Bavyera'nın küçük ama sevimli kasabalarından birinde yuvarlanıp giderken Salman'la tanışmış, ona yatacak bir yer, iyi kötü bir iş ayarlamıştık. Halleri, tavırları ve o Türkiye insanına özgü esprili konuşmalarıyla sevgimizi kazanmıştı. Kasabamızdaki göçmen Türkler'in tek düze yaşantısıyla Salman'ın deli dolu ama sevimli tavırları ilginç bir tezat teşkil ediyordu. Dernekteki söyleşilerde "Hadi anlat bakalım memleketten." dedikleri vakit, bülbül kesiliyordu Salman...

Bugüne kadar hiç bir baltaya sap olamamış orta iki çıkışlı Salman'ın bilmediği yoktu. Borsada nasıl oynanır; hisse senetleri ne zaman alınıp ne zaman elden çıkarılır; repo yaparken nelere dikkat etmeli; her türlü dövizin TL karşısındaki durumu Salman'ın uzmanlık alanına giriyordu.

Kendisi pek yararlanamamıştı bu bilgilerden! Bazı ufak tefek talihsizlikler, yeterince parası ve "arkası" olmaması onun elini kolunu bağlamakla kalmamış, kendi deyimiyle onu "Alamanyalara" mahkum etmişti.

Aradaki mesafe duvarları inceldikçe kendisini daha yakından tanıma imkanımız oldu. Salman iyi ve hoştu ama "Alamancı" değildi. Dediğine göre de hiç bir zaman olmayacaktı. Onu yerleştirdiğimiz iş yerinden üç gün gibi bir sürede, hem de olaylı bir şekilde ayrıldığını öğrendiğimizde, bizler de anladık Salman'ın "Alamancı" olmadığını ve hiç bir zaman olamayacağını.

Türkiye'de yetişen son kuşağın tipik bir temsilcisiydi Salman. Ona göre ne olacaksa fazla bir emek "harcamadan" ve herhangi bir "bedel" ödemeden olacaktı. Bir kat, bir araba, bankada yüklüce bir hesap hayalleri sabahtan akşama kadar fabrikalarda çalışmakla gerçekleşmezdi. Kapağı Hollanda veya Berlin'e atıp "uyuşturucu mafyasına" katılmak, cesareti ve bileğinin gücüyle "baba"ların gözüne girerek kısa yoldan köşe dönmenin çekiciliğine kaptırmıştı kendini.

Alem buysa, kral olmak da Salman'a düşerdi!

Tuttuğu yolun bir hayli tehlikeli olduğu kendisine hatırlatıldığı zaman, bu "yolda" başarılı olmuş kişilerin isimlerini ve yaşam "serüvenlerini" anlatırdı, saklamaya gerek bile duymadığı bir ihtirasla. Çok değil, iki sene içinde en son model bir BMW ile İzmir'e Bornova istikametinden son sürat girecek, doğup büyüdüğü mahalleye kendini ispat edecekti.

Aradan fazla bir zaman geçmeden Salman'ın vukuatları da başladı... Araba çalıp gezmeler... Dernek ve lokallerde kavga çıkarmalar... Ödünç alıp bir türlü geri ödemediği borçlar Salman'ın çevresinin bir anda boşalmasına yetti. Kendisine tanınan krediyi pek çabuk tüketmişti Salman.

Bizim ufak ve sakin kasabamız dar geliyordu artık Salman'a. Dernekte para toplandı ve isteği üzerine kendisini Berlin'e gönderdik. Salman Berlin'e de hızlı bir giriş yapmıştı. Onu emanet ettiğimiz Berlinli dostlardan gelen haberler pek de iç açıcı değidi... "Salman hapa ve esrara başlamış... Salman torbacılık yapıyormuş... Salman kumar masasında hile yaparken yakalanınca dayak yemiş... Salman'ı içeri atmışlar... Salman içerden tahliye olmuş... Salman'ın kollarında iğne izleri varmış"...

5 sene sonra, işimiz gereği Berlin'e yerleşince, Salman geldi, buldu beni... Salman bitmiş... Salman yok olmuş... Salman bir deri bir kemik... Salman canlı cenaze... "Gözüne girecek" bir uyuşturucu babası bulamamış, buldukları da aralarına almamışlar, kullanabildikleri kadar kullanmışlar Salman'ı.

Salman'la beraber hayalleri de yok olmuş. İzmir'e Bornova istikametinden son model bir BMW ile girme özlemlerini de unutmuş. Kanına zehir, boş midesine biraz ekmek bulma telaşında. Bahnhof Zoo'da kah dilenip, kah uyuşturucu satarak yaşamaya çalışıyor.

Nedendir bilmem, aylarca peşinden koştum Salman'ın. Salman'da "Hepatit"in "C" si var. Ortaklaşa kullanılan şırıngalar, bir de asrın vebası diye tanımlanan "AIDS" i tebelleş etmiş Salman'ın başına. Üst üste yaptırttığımız "Eliza" testlerinin hepsi pozitif. Salman doktor yüzü görmemiş; vururlar bir iğne öldürürler, saplantısı içinde. İlticacı diye yer bulamıyor terapi merkezlerinde. Zar zor bulabildiğim yerlerde de Salman durmuyor.

Kahve, dernek, oyun salonu ve benzeri yerleri mekan seçmiş göçmen gençlerin yüzde doksanlara varan bir oranda "mesleksiz" olduklarını... Bunların tamamına yakınının uyuşturucu illetinin pençesine düştüklerini Salman'ın peşinden koşarken öğrendim...

Salman'ın peşinde koşarken öğrendim, terapi merkezlerine tedavi için başvuran her 4 bağımlıdan birinin Türk pasaportu taşıdığını...

Analar gördüm tedavi merkezlerinin kapılarını aşındıran, gözleri yaşlı...

Babalar gördüm "Malım mülküm senin olsun, kurtar evladımı." diye haykıran...

Salman'ın peşinden koşarken tanıdığım "Salman'ların" sayıları o kadar çok ki... Ve durum öyle umutsuz ki!..

Vaktiyle Salman'ın bana hediye ettiği oyuncak maymun takılıyor gözüme... "Bu hergelenin ismi 'İbram'dır abi, sana uğur getirsin." diyen sesi yankılanıyor kulaklarımda. Hemen Bahnhof Zoo'ya gidip onu bulmak geliyor içimden. Acı hatırası ve bende bıraktığı iz o kadar canlı ki, unutuveriyorum kolunda şırıngayla altı ay önce öldüğünü.

Berlin'deki kimsesizler mezarlığına yolum düştükçe uğruyorum. 29 seneye sığdırdığı kısacık ve acı dolu yaşamında ne kendisine ne de hayallerine bir yer bulabilmişti Salman.

Artık onun da bir yeri var!

Berlin 1996.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Epeydir yazılarınız okumayı düşünüyordum, kısmet bugüneymiş. Bu peşpeşe okuduğum dördüncü bloğunuz. İlki Kerem Beyin hesapları çektiği I. Blog toplantısıydı, ancak yorumlara verdiğiniz yanıtlarda aslında uydurma (kurgu) olduğunu anladım. :-) O zamanlar MB'da öykü kategorisinin olmadığından yakınmışsınız. Blog ortamının ilk zamanlarını doğrusu merak ettim. Bu yazınızın da hayali olduğunu ummak istedim ancak gerçek olduğunu üzülerek öğrendim. Önce kategorinizi mizah sanmıştım ancak ilişkiler olduğunu gördüm. Nedense yazım tarzınızın mizaha daha uygun olduğunu düşündüm galiba. Selam ve saygılar.

Güz Özlemi 
 30.03.2011 17:18
Cevap :
1996 senesinde (Hürriyet Avrupa baskılarında) çıkan bu yazım da kurguydu tabii ama 15 Temmuz 2009'da gerçek oldu. Berlin/Gatow Müslüman Mezarlığında yatıyor Salman. Selamlar.  03.04.2011 17:40
 

Allah kimseyi salmanın düştüğü yola düşürmesin

Faik A 
 07.11.2007 15:53
 

Benim de böyle bir tanidigim var Ümit abi lakabi kartal, ben de onun pesinde az kosmadim, bu tip yazilari konuyla ilgilenmis ve yerinde yasayandan duymak bir baska oluyor. Yine sarip sarmalayan, cok güzel ve yalin bir dille anlatilmis, aci bir öykü. Eline ve o kocaman yüregine saglik. Sevgiler

OKAN TINMAZ 
 06.11.2007 18:36
 

Yazınız çok çok güzel, çünkü bağımlılığı ya da suçu sadece psikolojik ögelere bağlayıp, sosyal alt yapısını unutan kişiler için harika bir sosyoloji dersi niteliğinde. "Almanya Acı Vatan" adlı Türk filminde bu konu çok güzel işlenmişti. salman'ın yaşadığı malesef yurtdışına giden ya da orada doğan eğitimsiz bir çok genç için geçerli. Hem kurtulmaya çalışıyor hem de aynı batağa yine düşüyorlar. Yine de bir kaç kez bunu tekrarlayan kişilerin içinde iyileşme arzusu olduğuna inanıyorum. Çabalarınız mutlaka karşılığını bulmuştur, ama gönüllü çalışan bizlerin bildiği bir şey vardır, o da bu durumun kişide büyük bir çaresizlik, öfke ve depresyon yarattığıdır. Bu nedenle sizi çok iyi anlıyorum. Sevgilerimle.

Kwan Yin 
 26.08.2007 19:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 312
Toplam yorum
: 4634
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1577
Kayıt tarihi
: 10.02.07
 
 

Önceleri konuşurdu insanlar, "yazmak", sonraların işi... Duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra gözl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster