Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Şubat '14

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
268
 

Oniki yıllık esaret

Oniki yıllık esaret
 

Bir film izledim dün..."Oniki Yıllık Esaret." Oscar'da iddialı bir film... Amerikan sinemasının işlemeyi pek sevdiği sarsıcı bir kölelik öyküsüydü anlatılan... Solomon Northup'un anılarından yola çıkarak filme aktarılan bir gerçek yaşam öyküsü... Belki bir günah çıkarma Amerikan siyasi tarihi perspektifinden bakıldığında, belki de özeleştiri, bilemeyeceğim...

Sene 1840... Amerika'da kuzey güney savaşlarının hemen öncesi... Solomon Northup adlı bir zenci kemancı, karısı ve iki çocuğuyla birlikte New York'ta özgür, mutlu ve saygın bir hayat yaşamaktadır. Günün birinde gezgin bir müzik grubuyla birlikte keman çalmak için Washington’a çağrılır. . Fakat başına gelenler yüzünden hayatı kabusa döner. Çünkü köle tacirleri tarafından kaçırılıp güneyde bir çiftlik sahibine satılır. Ve tam oniki yıl boyunca özgürlüğünü kimliğini, kişiliğini ve tüm hayatını kaybedeceği bir vahşetin içinde bulur kendini...
Korkunç bir kölelik dramıydı film. Hiç bir gerekçeyle açıklanamayacak korkunç bir kötücüllük, işkence, ırkçılık, şiddet, vahşet... Sırtlarda yol yol pıhtılaşmış kamçı şaklamalarının izleri, ruhlarda hiç dinmeyen hep kanayan yaralar... Boyunlarında ilmiklerle soluğu yaşamla ölüm arasında titreşerek gidip gelen ağaç dallarında sallandırılan insanlar...
Hele o sabun sahnesi, o hoyrat sevgisiz darbelerin Patts'nin hem ruhunda ve hem de bedeninde açtığı onarılmaz yaralar... ve o koşullar altında bile ancak bir kadının çok isteyebileceği, hissedebileceği bir duyarlıkla kendine saygı duyma, yıkanarak arınma, tertemizmiz kokma arzusu..

Solomon'un kemanını parçaladığı sahneyi de hiç unutamayacağım. O aslında kendini parçalıyordu sanki... Öylesine çok sevdiği kemanıyla zalimleri eğlendirmek, hiç istemediği şeyleri yapmak ağırına gidiyordu. Kendinden varolma durumundan rahatsızlk duyuyor kendini parçalamak, yok etmek istiyordu. Petts'nin Solomon'dan kendini öldürmesini isteyişinin ardında da aynı dayanılmaz acıya karşı içinde duyduğu ölümün yok edici kudretine teslim olmak arzusu vardı. Filmde açık havada saf doğa görüntüleri, ışık oyunları ve Hans Zimmer'in güzel müzikleri bile yetmiyordu insanın içindeki kasvetin dağılmasına.... Film Oskar alır mı almaz mı bilemeyeceğim, ama bildiğim ve çok yürekten dilediğim bir şey var ki o da; İzlerken bile yüreği kaldırmıyor insanın, insanlık artık böyle dramlar yaşamasın ve "insanın" insana zulmü silinsin yeryüzünden!..

  

H.Hüseyin Dulun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Sinema sitesinde de yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

''film hakkında "işte dram filmi böyle olur, son yıllarda bu kadar iyi bir film çıkmamıştı zaten" demek isterdim. ama bu sanırım bir film değildi. keşke sadece bir film olsaydı...''

ALAATİNİN SİNİRLİ AMCASI 
 28.06.2014 10:54
Cevap :
Evet bir insanlık utancının izdüşümüydü ne yazık ki beyaz perdeye uyarlanan hikaye...Ve ne çok versiyonlarını yaşıyoruz hala günümüzde bile...   28.06.2014 20:19
 

Dünyada en çok sevdiğim insan topluğu zencilerdir...Onların yüzyıllardır yaşadığı açıları hep yüreğimin derinliklerine hissederek yaşadım...Onlarla ilgili okuduklarım,seyrettiklerim... çoğu zaman beni insanlığımdan utandırdı... Beyaz doğmaktan,beyaz insanların yaptıklarından nefret ettim... Kökleri ergenlik döneminde okumuştum...Daha sonra dizi olarak izledim...KUNTA KİNTE VEK KİZY BELLEĞİMDE ÇOK CANLIDIR...Onları çok sevmiştim.. halada seviyorum....Bu bağlamda filimle ilgili tespitlerinize yürekten katılıyorum.... Ataları soykırıma uğramış(beyez ırk tarafından) insan olarak kahrolsun şövenizim! yaşaın hümanizim diyorum...

umut KIRMIZI 
 16.02.2014 17:09
Cevap :
Ah evet Kökler...Sayfalarına epeyce gözyaşı bıraktığım o nefis Alex Haley romanı...TV dizisi de yapılmıştı. Ben de hep hatırladım hem filmi izlerken, hem de sonrasında Kunta Kinte ve onun torunlarının trajik hikayesini... Solomon'un hikayesi de çok acı ve daha da önemlisi çok evrensel şeyler söylüyordu...Dünyanın ve Amerika'nın bugününe baktığımızda da kölelik yaralarının hala sarılamadığını görebiliyoruz. Sonra bir de sadece siyah beyaz bağlamında değil ülkeler ve genel insan ilişkileri açısından baktığımızda da dünyada yönetenler ve yönetilenler, köleler ve efendiler var...Ve hala güçlünün güçsüz üzerinde hegomonyası, insanın insana zulmü var...Teşekkür ederim güzel katkınız için...  18.02.2014 15:06
 

Çok etkileyici bir film olduğu anlaşılıyor. Öykünün/filmin kategorisi dehşet verici; kölelik! Dileğiniz çok güzeldi; "..insanlık artık böyle dramlar yaşamasın ve 'insanın' insana zulmü silinsin yeryüzünden!" Daha sık yazmanız dileklerimle selamlar, saygılar. H.H.Dulun

H.Hüseyin Dulun 
 11.02.2014 14:22
Cevap :
İlgiye değer bir filmdi, fakat çok sarsıyor insanı tabi o dramatik sahneler...Amerikada büyük övgüyle karşılanmış film... Altın Küre’de en iyi dram filmi seçilmiş... Amerikan sinemasının kendi tarihlerinin bu utanç verici dönemine eleştirel yaklaşımı da bir paradoks olmakla birlikte yine de iyi bir şey...Evet insanın ötekileştirilmediği herkesin insanca muamele gördüğü ve eşit haklara sahip olduğu bir dünya hayal ediyorum ben hala...Dileğimiz ortak biliyorum sizinle ve çok teşekkür ediyorum güzel ilginize... Saygılar, sevgiler benden de... Not: Resimle birlikte paylaşmak istemiştim yazıyı "resim paylaş" butonuna tıkladım ama olmadı bir türlü, profil resmi indirmek istediğimde de aynı sorunu yaşadım...Neden öyle oldu anlayamadım...Belki sizin bir öneriniz olur diye bir sorayım dedim...   11.02.2014 15:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 176
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 139
Kayıt tarihi
: 02.11.09
 
 

Edebiyat, sinema, tiyatro ve müzik başlıca ilgi alanlarım. Gezmeyi, okumayı, yazmayı, düşünmeyi v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster