Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mayıs '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
811
 

Onlar aramızdalar

Onlar aramızdalar
 

Yaşlı insanlar aramızdalar...evet orada burada sürekli mıymıy...tintin dolaşıyorlar. Ve hep varlar...50 yıl geriye gidin şu köşedeki amca...ve o yolun karşısında pazar torbası elinde, bastonuyla ayakta durmaya çalışan teyze de hep vardılar. Hep o yaşta 80lerinde...onlar yaşlı insanlar. Onların görevi yaşlı olmak. Dünyaya öyle geldi onlar. Genç hiç olmadılar.

Acaba hakikaten öyle mi?

Hayat her yaşta kutsal. Yaşlılar ne yazık ki çoğu zaman hor görülüyorlar gerekli özeni göstermiyoruz...

İlk paragrafta hafifçe hissettirmeye çalıştığım bir vurdum duymazlık var toplumumuzda.

Yaşlılık hayatın kaçınılmaz bir kuralı. Yaşlanacak kadar ömrü olan insanlar bu durumu yaşıyorlar. Bir de diğer taraftan bakınca yani genç bir insanın gözüyle yaşlı insanlara bakınca demek istiyorum, durum daha değişik çoğu zaman anlayamıyorlar o yaşlıları.

Halbuki onlar da gençtiler. Hatta bakın şu sağ tarafta durakta bekleyen ukalalık ve bilmişlik yaparak konuşan kızdan çok daha güzel ve alımlıydı, o bastonlu ve pazar torbalı teyze.

Yaşlılık bir bakıma yalnızlıktır. Kaçınılmaz olmasını bilmek zamanın değerini arttırır ama dönüş yoktur ki. İçleri çok gençtir ama aynada ki görüntü öyle değildir. Bunları genç insanlara söylediklerinde ise ne yazık ki anlaşılmazlar.

Anılarından bolca bahseder dururlar. Acaba anılardan bu kadar çok bahsetmenin altında geçmişe ve gençliğe özlem mi vardır? Her anlatışları acaba o günlere dönmek midir?

Sanırım ruhumuz kendine bir yaş buluyor ve orada duruyor. Kiminin 18, kiminin 35, kimin belki son yirmileri...ya da ne bileyim 40 lı yaşları.

Sonuçta biyolojik olarak çöküş başlıyor ama ruh adeta bir cevher gibi hep o enerjisiyle kalıyor diye düşünüyorum.

Etrafımızda ki yaşlı insanlara daha bir ihtimam göstermemiz lazım. Yaşlı olmak demek ölümü her an bekliyor olmak demek değil.

Ve yine yaşlı olmak, bir kenara itilmeye sebep olmak hiç değil.

Onlar bizim yürüdüğümüz yolları çoktan geçmişler ve fakat biz onların geldikleri noktaya gelip gelemeyeceğimizi bile bilmiyoruz. Farkımız bizden önce hayata gelmiş olmalarında. Ha bir de bilmiyoruz tabiiki...acaba ruhlarının tutundukları yaşları kaç? Belki bizden bile gençler ve belki de bizim ruhumuz hala tutunacak bir yaşı aramakla meşgul.

Bu satırları yazınca aklıma bir yaşlı teyze geldi. Durun, biraz onu sizlere anlatmaya çalışayım.

Türkiye’deydim ve yaşlılık biyokimyası üzerine çalışıyordum. Çalışmam gereği yaşlılar yurdundaki yaşlıları projeye almıştık. Hem onlara bir biyokimyasal check-up yapıyor hem de ileri bir takım da tahlilleri çalışmamız için kullanıyorduk. Bir bakıma karşılıklı bir yardımlaşmaydı yaptığımız.

Odasına girdiğimde yüzünde bir gülümseme belirmişti teyzenin.

Kanını alacaktım ama öyle robot gibi de “uzat kolunu alalım kanını,...hah tamam hadi eyvallah” şeklinde bir davranışta bulunmadım.

Normalden biraz daha zaman harcayıp konuşmayı tercih ediyordum. Tıpkı diğer yaşlılara yaptığım gibi.

Yaptığım şey, hal hatır sormaktı. Hiç tanımadığım insanlardı. Ve belki de bir daha da hiç görmeyecektim ama olsundu.

Neyse işte...

Bu sevimli teyze ile de sohbet etmeye başladık.

Parmağıyla işaret etti.

Kocasıymış siyah beyaz resimdeki.

Tahmin edebileceğiniz gibi de çoktan ölmüş.

Peki ya çocukları? Yokmuş...

Akrabalar? Onlar da kalmamış.

Yalnızmış teyze.

İçim her ne kadar kötü olduysa da belli etmemeye çalıştım...konuyu başka yerlere çektim...çalışmamdan bahsettim.

Teyze yalnızdı, yaşlıydı ama yüzünde de güzel mi güzel bir tebessüm vardı. Onunla o kısacık konuşmamız konu itibariyle beni hüzünlendirse de...onunla konuşmuş olmak beni mutlu etmişti.

Teyzenin ruh yaşı kaçtı bilmiyorum...ama odasının kapısını açtığımdaki gülümsemesi bana pek bir genç olduğunu anlatıyordu galiba.

Peki sizin ruhunuzun tutunduğu yaşınız kaç?

Biliyor musunuz?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bedensel yaşlılık ve ruhsal durumu çok güzel anlatmışsınız. Benim yaşım da aldı başını gidiyor ya, biraz düşünerek okudum. Acaba "Geriye Dönüş" imkânı verilse kabul eder miydim! İnanın her yaşın kendine göre iyi ve kötü halleri var. Ben eskiye dönüp de yaşadıklarımı tekrar yaşamak istemezdim. Zamanı gelince çekip gitmeye hazırım. Ama çekip gitmeden önce de yapmak istediklerimle meşgulüm. Aslında her genç, günün birinde yaşlanacağının tam bilincinde olsaydı çok daha iyi olurdu. Kendisi için iyi olurdu; zira yaşlılığını garanti altına almayı daha bir ciddiyetle düşünürdü. Yaşlılar için iyi olurdu, bunca yılı boşa yaşamadıklarının mutluluğunu tadarlardı. Bilhassa şimdiki gençler, yaşlılara karşı pek bir duyarsızlar. Ellerinize, gönlünüze sağlık. Çok güzel ve duygusal bir yazı. Çok ufak birkaç yazım hatası dışında güzel ve akıcı bir üslubunuz var. Tıp doktorusunuz galiba. Yazar da olabilirdiniz. Saygı ve sevgilerimle.

Mustafa Mumcu 
 06.05.2008 22:57
Cevap :
Yaslilik, omrumuz yettigince kacinilmaz bir surec...hatta her an yaslandigimizi dusunursek...surekli yasanan bir durum. Ama belirgin etkilerini gormedikce hic umursamiyoruz. Dolayisi ile cevremizi de umursamiyoruz. Hastaliklarin molekuler duzeydeki mekanizmasini calisiyorum, molekuler biyoloji alanindayim. Fakat bir yandan da oncesinde yaslilik biyokimyasi uzerine calistigimdan bazen bu iki konuyu paralel de dusunuyorum. Bir de en dayanamadigim tavir da yasli biri hastalandiginda "yasamis yasayacagi kadar yeter tabii artik" diye bakan insanlarin halleri. Acaba onlar da kendilerine yeter diyebilecekler mi? Destek ve katkilariniz icin cok tesekkur ederim. Sevgi ve saygilarimla.  07.05.2008 15:54
 

"yaşlılık kapıya konacak mal değil " der anadolu yaşlıları. Ve "Allah elden ayaktan düşürmesin "derler, yaşlılığın fiziksel anlamdaki zayıf düşürmesinden ürkerek... Lakin "bereket büyüklerle beraberdir" der Şeyh Edebalı. Anayı ve Atayı saymalı der. Rabbim bir arada muhabbetle yaşayanlardan kılsın bizi. Sevgi ve saygımla

Yücel! 
 05.05.2008 17:02
Cevap :
Guzel bir derleme olmus katkin icin cok teskkurler. Sevgi ve selamlarimla.  05.05.2008 20:08
 

Bu metne ne denebilir. Öyle hüzünlü ki. Dediğiniz o biyolojik çöküntü, ha vurdu ha vuracak eşikte beklerken, hem bir ayağı çukurda olan yaşlılarımızın hüznü yüreğimizi sarmışken bile insan belki de mücadele enerjisinin verdiği güçle haydi kaç olduğunu söylemeyelim ama yine de iyi hissedebiliyor yani olduğundan daha genç. Bu da kişilere dayanma gücü veren bir mekanizma sanırım. Dedenize çok üzüldüm bloğuna yorum yazdım ama o an bi şey oldu ulaştı mı anlayamadım. Önemli olan yaşlılara da gerekli ihtimamı gösterebilmek sanırım. Yani bebek gibi ihtimam gerekiyor ve olgunluk yaşınızda anneliği yaşayabiliyorsunuz. ne tuhaf değil mi? selam ve sevgiler.

Ezgi Umut 
 05.05.2008 10:05
Cevap :
Aslinda huzun biyolojik surecte degil, huzun insanlarin birbirine olan davranis ve vurdumduymazliklarinda galiba. Katkiniz icin cok tesekkurler. Obur sozunu ettiginiz yorum ulasmamis. Sevgi ve saygilarimla.  05.05.2008 15:21
 

Konu çok güzel.. Hep koşturmalı hayatlarımızdan, dertlerimizden, aşklarımızdan, acılarımızdan bahsederken bir gülümsemenin birilerini ne kadar mutlu ettiğini anlatmışsın! Tebrik ederim sevgili arkadaşım.. Keşke ben de dedem gibi bir yaşlı olsam. Yaklaşık 7-8 yıl önce benim bilmediğim (ama kendisinin az çok bildiği) tıptaki gelişmeleri bana sorarak beni şaşırtmıştı! Şimdi onun için daha çok okuyorum, korkuyorum bu seferde sorarsa bilmessem diye:) Sevgilerimle..

sevgiii 
 05.05.2008 0:00
Cevap :
Yani oyle tabii, mesela o teyzenin o an yapabilecegi bir gulumsemeydi ve onu da yapmis olmasi beni mutlu etti o an. Simdi dusununce yine mutlu ettigini hatirlamak ta guzel. Sevgilerimle.  05.05.2008 15:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 237
Toplam yorum
: 729
Toplam mesaj
: 78
Ort. okunma sayısı
: 1272
Kayıt tarihi
: 06.08.07
 
 

Biyolojinin son yıllarda, özellikle son 10 yılda içeriğinin yoğun bir şekilde moleküler düzeye inmes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster