Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '12

 
Kategori
Özel Günler
Okunma Sayısı
787
 

Onlar engelli değil engellenendir!

Onlar engelli değil engellenendir!
 

10-16 Mayıs tarihlerini kapsayan günler ''Engelliler Haftası''dır.
Engelliler Haftası yalnız ülkemizde değil, Birleşmiş Milletlere üye 156 ülkede de kutlanmaktadır...
 
Engelliler Haftası, toplumun engellileri fark etmesi (!) için düzenleniyor..Türkiye'de 8.5 milyon engelli var. Bu rakam Türkiye nüfusunun yüzde 12'sine denk geliyor..Özürlüler İdaresi'nin yaptığı araştırmaya göre; Türk halkının yüzde 40'ı toplumda ne kadar engelli yaşadığını bilmiyor. Yüzde 13.5'i de engelli sayısını 1 milyondan az sanıyor...

 

Peki, Engelliler Haftası boyunca neler yapılır ?

10-16 Mayıs tarihleri arasında çeşitli etkinliklerle kutlanan bu önemli hafta da;  engellilerin sorunları, önlenmesi, mimari erişebilirlik, sosyalleştirilmesi, engellilerin eğitim konuları başta olmak üzerine daha bir çok konunun üzerinde durulur. Radyo ve televizyonda bu konular ile ilgili programlar yayınlanır.
 

Bunlar yeterli midir ? Elbetteki yeterli değildir !!!..
Yukarıda saydığım konuların gerçekleştirilmesi mimari erişebilirlikten geçiyor..
Çünkü ülkemizin en büyük sorunu ulaşılabilirliktir. Sözlerle  ifade etmekten  ziyade  ‘’uygulanıyor  olması’’  daha  önem  taşımaktadır..Boş sözlerin, vaadlerin bir anlamı yoktur!


Fiziki durumu ne olursa olsun her insanın rahatça sokaklarda gezinebilmesi; bir insanlık hakkıdır!..Fakat engelliler için mimari sorunlar hala çözülebilmiş değildir!


Özürlüler kanunu uyarınca;

''5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 07 Temmuz 2005 tarihli ve 25868 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun geçici 2. maddesi hükmü uyarınca; kamu kurum ve kuruluşlarına ait mevcut resmi yapılar, mevcut tüm yol, kaldırım, yaya geçidi, açık ve yeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel alt yapı alanları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılmış ve umuma açık hizmet veren her türlü yapılar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi yıl içinde özürlülerin ulaşabilirliğine uygun duruma getirilmesi öngörülmüştür. Öngörülen süre 07 Temmuz 2012 tarihinde sona erecektir.''

 

Uzmanlar, Özürlüler Kanunu uyarınca 2005 yılında çıkan ve belediyelerin; engellilerin kullanımına göre yapılandırmasını öngören yasanın uygulanma süreci içinde kanun gereği yapılması gerekenlerin yapılmaması halinde, süreç sonunda belediyelere yüklü tazminat davaları açılabileceğini belirtiyordu..Belediyeler tarafından bütün yapıların engellilerin erişimine uygun olmasını öngören yasanın uygulanma sürecinin bitimine üç ay kalmasına rağmen hala düzenlemelerin yerine getirilmediği gözlemlendi. Bu konuda ne yazık ki özürlüler için yapılacak düzenleme çalışmalarında en büyük görev belediyelere düşmesine rağmen, belediyelerin büyük bir çoğunluğu yeterli çalışma yapmadı. Özürlüler Kanunu uyarınca 07 Temmuz 2005 tarihli kanunun tanıdığı 07 Temmuz 2012 tarihinde kadar olan bu 7 yıllık süreç içinde süre dolana kadar yapılacakların tespit edilmesi, özellikle sorun yaratan ve tekrarlanan arabaların kaldırımlara park etmesi, kaldırımların çeşitli mobilya ve eşyalarla kapatılması, geçişi zor yolların, yüksek kaldırımların düzeltilmesi işlerinin belirlenip gerekli düzenlemenin yapılması lazımdı..


Ve 7 yıllık süre 2012 yılı Temmuz ayının sonlarına gelindiğinde;

Bu durumun tek olumlu yanı; kamu kurumlarında ve belediyelerde engelliler için gerekli düzenlemeyi yapmayan kurumları engelli vatandaşlarımız mahkemeye verebilecek olmasıydı..

Ta ki; verilen sürenin dolmasına birkaç gün kala bazı milletvekillerinin verdiği önerge kadar!!

Sonuç: önerge sonrası denetime dair hiçbir düzenleme yapılmadığı için yasanın öngördüğü sürenin dolmasına birkaç gün kala yani Temmuz 2012’de yasanın süresi bir gecede TBMM’de üç yıl daha uzatıldı. Evet , yanlış okumuyorsunuz!  Sonrası ise daha da vahim..Geçtiğimiz yıl  7 Temmuz 2015’de o uzatma süresi de doldu..
 

Gelinen nokta ise hiçte iç açıcı değildir...

Geçen bunca senede ne yazık ki  kamu binaları ve belediyeler eskileri düzeltmedikleri gibi, 2005 yılından bu yana yaptıkları yaya yolları ve binaları da engellerle dolu..Bırakın engelli insanımızı, engelsiz insanların bile geçmekte zorlanabileceği yapıda gerçekleştirildi..Yapılan düzenlemelerin büyük bir çoğunluğu  yanlış, hatta  göstermelik yapıldığı acı bir gerçektir.


Onlar engelli değil engellenendir !!!

Bir çok yerde sözüm ona bilir kişiler (!) ‘’engellilerimiz evden dışarı çıkmayıp kendilerini eve hapsediyorlar’’ demektedirler..Oysa ki dışarı çıkmıyor değil, aslında çıkamadıkları içindir..
Bu insanlarımızın başlıca sorunu; erişimsiz olan yapılar yüzünden ulaşım güçlüğü çekmeleridir..Ülkemiz insanının büyük bir çoğunluğu ne yazık ki ‘’empati yoksunudur’’…
Diğer  ülkeler  uzun yıllar önce tüm engellileri kapsayan  düzenlemeler getirirken ve en önemlisi de bunun sağlanması için engeli olanlar hiçbir savaş vermeksizin bu gerçekleştirilmişken, ülkemizde tam tersi bir durumun yaşanması  ne acıdır! Düşünsenize; bir an önce düzenleme getirilmesi gerekirken, bırakın düzenlemeyi çözüm sağlanmadan ötelenmekte, süreç daha da uzatılmaktadır..

 

Hep ''DAHA'' sını istemek acı veriyor ! Hakkını istemek neden güçleştiriliyor?

Engeli olan insanımız yaşamın içerisinde var olma mücadelesi verirken, başkalarının koyduğu engellere karşı da savaşıyorlar! ..Engeli olanlar hep seslerini yükseltip, isyan ettiklerinde mi, bütün bu haklar yerine getirilip bazı şeyler değişmeye başlayacak?  Bütün bu olumsuz yönde yaşatılanlar, bırakın fiziksel durumlarını, ruhlarını yoruyor..İstenilen bu belki de!?  Tüketilmek!...

 

Engeli olan insanın istedikleri özetle şunlardır:

  • EŞİT EĞİTİM HAKLARINDAN YARARLANABİLMEK,
  • TÜM YAŞAMSAL ALANLARIN, HERKES TARAFINDAN KULLANILABİLİR OLMASI ,
  • SANATSAL, SPORTİF VE KÜLTÜREL ETKİNLİKLERİ BİRLİKTE PAYLAŞABİLMEK,
  • TOPLU ULAŞIM ARAÇLARINDA BİRLİKTE SEYAHAT EDEBİLMEK ,
  • ENGELSİZ OY KULLANABİLMEK ,
  • FARKINA VARILABİLMESİ ,

Bütün bunları isteme özgürlüğüne sahip olamazlar mı ?

Özgürlüğün tanımı : En genel haliyle, bağlı ve bağımlı olmama, dış etkilerden (etkenlerden) bağımsız olma, engellenmemiş ve zorlanmamış olma halini dile getirmek …

İnsan hakları dediğimiz şey başlı başına bir paradoks olmuyor mu? Hangi insanın hakkı ?

 

Yazımda Jiddu Krishnamurti'nin sözlerine yer vermek istiyorum...

 

Krishnamurti şöyle diyor :

Dünya çok adaletsiz görünüyor. Filozoflar adalet hakkında konuşuyorlar. Toplum bilimciler adalet hakkında konuşuyorlar. Sıradan insan adalet istiyor. Ama yaşamda adalet var mı? Kimi zeki, rahat koşullar içinde iyi bir görünüme sahip yani istediği her şey var, bir diğerinde bunların hiçbiri yok. Biri iyi eğitimli sofistike, istediği her şeyi yapma özgürlüğüne sahip, diğeri sakat ya da zeka ve yürek yoksulu. Kimi yazma ve konuşma yeteneğine sahip, iyi bir insan, diğeri değil. Bu, gerçeğin, yaşam sevgisinin peşinde koşan felsefenin bir sorunu olmuştur. Belki de gerçek, yaşamda. Kitaplar da, fikirler de yaşamdan uzakta değil. Belki de gerçek, bulunduğumuz yerde ve nasıl yaşadığımızda. çoğu insan için yaşam, çevresine bakındığında boş ve anlamsız görünüyor. Acaba insan adaleti bulabilir mi? Dünyada adalet var mı? Kimi açık tenli, kimi koyu tenli, kimi zeki, farkında, duyarlı, duygu dolu, güneşin batışının güzelliğinden, ayın parlaklığından, yakamozların suda dans edişinden haz alıyor, diğeri tüm bunların farkında bile değil. Kimi mantıklı ve sağlıklı, kimi değil. Ve kişi bir soru soruyor:

Dünyada adalet var mı?

Yasaların önünde eşit olduğu varsayılıyor. Ama iyi avukat tutabilecek olanlar “daha eşit.” Kimi zengin doğuyor, kimi sefalet içinde. Tüm bunlar gözlendiğinde dünyanın adaletsiz olduğu görülüyor. Peki adalet nerede? Görünen şu ki adalet yalnızca anlayışın, empatinin, şefkatin yani sevecenliğin olduğu yerde vardır. Sevecenlik acı çekmeye son verir. Sevecenlik bir dinden ya da bir tarikata bağlı olmaktan doğmaz.  O-la-maz-sı-nız! Sevecen olabilmek için tüm koşullanmalardan tümüyle özgür olmalısınız. Böylesine bir özgürlük mümkün mü? İnsan beyni binlerce yıldır koşullandı, Bu bir gerçek.  Sevecenliğin olduğu yerde zeka vardır. Ve bu zeka adaletin vizyonuna sahiptir.

Adalet, berrak bir zihin ve sevecenliğin olduğu yerde başlar.

Her birimizin farklı bireyler olduğuna derinlemesine koşullandık. Ama senin beynin, benim beynim diye bir şey yok. Ayrı değiliz. Her birimizin ayrı ruhlara sahip ayrı varlıklar olduğumuzu sanıyoruz. Biz bireyler değiliz. Binlerce yıllık insan deneyiminin, insan mücadelelerinin, insan serüveninin ürünüyüz. Koşullanmışız, bu yüzden özgür değiliz. Kavramlarla, fikirlerle, ideallerle, önyargılarla yaşadığımız sürece beyinlerimiz özgür olamaz. Bu yüzden de sevecen olamayız. Tüm koşullanmalardan özgür olunduğunda, kategoriler arasında sıkışmaktan özgür olunduğunda (uzmanlığın gerekli olduğu bazı durumlar dışında) paraya tapılmaktan özgür olunduğunda sevecenlik olabilir. Beyin koşullandırılmış olduğu sürece insanlık için özgürlük olamaz.

Birçok parçacığın bilincimizde birleşmesi değildir bütünlük.Yalnızca parçaları ele alıp bir şeyler yapmaya çalıştığınızda, daha fazla bölünmüşlük, daha fazla ayrılık ve daha fazla parçalar ortaya çıkacaktır. Yaşamın tüm hareketlerini bir bütün olarak, bütünsel olarak gözlemlediğinizde, yalnızca çatışma yok edici enerjisiyle birlikte ortadan kaybolmakla kalmaz aynı zamanda yaşama yepyeni bütünsel bir yaklaşım ortaya çıkar.

Birey dünyadır ve dünya bireydir, İnsan, bilincinin içeriğidir.

Bu içerik tüm insanlığın ortak noktasıdır. Bu yüzden psikolojik olarak, içsel olarak kişi birey değildir. Dışsal olarak kişi birbirinden farklı görünebilir; beyaz, siyah, kahverengi, uzun, kısa, kadın, erkek olabilir ama içsel olarak benzerlik gösterir. Belki küçük farklılıklarımız var ama benzerliklerimiz incileri bir arada tutan ip gibidir.

 

Jiddu KRİSHNAMURTİ

 

 

Yazımı birkaç söze daha değinerek sonlandırıyorum..

Yoksulluk, eğitim, ulaşım, fiziksel çevre, rehabilitasyon, engellinin aile ve özel yaşamı, istihdamdır. Kamu Kurum ve Kuruluşlarının aynı zamanda  Özel Sektörün de engelli istihdamı duyarlılığını artırmak için Sivil Toplum Kuruluşları ile birlikte çalışmalarının öneminin büyüklüğünü vurgularken, tüm Engelli Camiasının 10-16 Mayıs Engelliler Haftası'nı kutluyorum.
 

Engellisine daha duyarlı bir toplum yaratılmasını temennisiyle,

 

Çiğdem Demirezen

 

 

 

 

 

 

Ixtlan Yolculuğu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 6143
Kayıt tarihi
: 20.10.11
 
 

1972 yılında Almanya'da doğdum. Kendimi yenilemeyi seven biriyim. Ege Üniversitesi Elektronik Paz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster