Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

mustafa kemal büyükmıhcı

http://blog.milliyet.com.tr/mihci47

15 Ocak '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
209
 

Onların Cumaları - Bölüm 5

Onların Cumaları - Bölüm 5
 

Bir buradan bir oradan


"Âlim, tüccarla yan yana gelirse ne beklersin ki başka?”
 
Bölüm 3'den hatırlatma:
 
… "Kim, bey?"
 
"Kim olacak biricik oğlun; bakalım nerde tökezledi yine!"
 
"Nereden biliyorsun canım? Bu sıralarda çok üzerine varıyorsun ama."
 
"Bir dakka! Şimdi anlarız," diyerek cebini açtı.
 
Burak'ın kızgın sesi Ali Bey'e ulaşıyordu: "Şu güvendiğin ortak var ya!"
 
"Evet?"
 
"İşte o su koydu."
 
"Eee?"
 
"Tam imzaları atıyordukki, mola istedi, dışardayız şimdi. Dövecektim herifi, sana danışayım dedim."
 
İçinden "Al bi sakallı daha!" diyordu: "Ne diyon oğlum? Gıdım gıdım anlatma şunu yahu!"
 
"Vazgeçiyor baba. Özür üstüne özür diledi. Tesisinde başka iş yapacakmış."
 
"Neyini danışıyon? Top sende demedim mi? Ver kararını!"
 
"Ben veririm de, sonra fırça yemeyeyim diye."
 
Bir taraftan "Bak işte oğlunun haline!" der gibi bir ifadeyle Angela'ya bakıyor, bir taraftan da sinirlerini yatıştırmaya uğraşıyordu.
 
 Burak babasının cevabını beklemeden devam etti: "Kapatalım gitsin baba! Çapsız bir iş zaten!"
 
"Arkasındakiler demi?"
 
"Ne zaman ne kadar çıkacağı belli değil biliyorsun!"
 
"Çekilirsek sırada kim var?"
 
"Şu gizli projenin ihalesinde seni geçenler var."
 
"Haaa... Şimdi beni iyi dinle!"
 
"Kulağım sende, çabuk baba! Süre doluyor."
 
"Tesisine kaç istiyorsa ver! İşi bağla oğlum! Haydi, rastgele!" diyerek kapattı. Ardından Ali Bey sormadan anlatmaya koyulmuştu:
 
"Yav, hayret! Bu adamın sözünden caydığını ne görmüş ne de işitmiştim."
 
"Makul mazereti vardır belki de ağabey."
 
"En azından zamanlaması makul değil, imza sırasında olacak iş mi şimdi şu? ... Bak! Yine arıyor... Yine ne oldu?"
 
"Baba, halletmesine ettim de emin ol bu adam satılmış."
 
"Kime oğlum?"
 
"Sıradaki guruba baba! Zaten gözüm tutmamıştı, çevreden biraz kurcalatmıştım, biraz önce haber geldi. Büyükçe bir havuç göstermişler, onun için biraz açıldım bilgin olsun!"
 
"Tamam oğlum! Bir de şu gizli projeyi alan ortakların secerisini bana hemen çıkar! Olur mu?"
 
"Seve seve baba, geldiğinde önünde olacak, kaygılanma!"
 
"Haydi, kal sağlıcakla!" deyip kapattıktan sonra: "İşte böyle Ali! Duydun değil mi? Sözünü satmış senin anlayacağın.”…
 
***
 
Cumayı eda etmiş, oğlunun yeni döşettiği ofisine geçmişti. Burak köşe bucak dolaştırıyordu. Angela’nın koleksiyonunda artık yer ayırmakta zorlandığı parçalarla da bezenmiş makam salonunda gösterişten kaçınmamıştı. Her şeye önce iyi tarafından bakmaya çalıştığı günlerden biri olmasına rağmen “Bu kadar şatafat olur mu oğlum? Biraz da yerli kullansaydın bari!” diyebilmişti ama bir çırpıda itiraz edemeyeceği cevabı da “Bunu da yatırım say baba!” şeklinde almıştı. Burak’ın buyur ettiği koltuklara gömülmeyi es geçip küçük bir masa etrafına yerleşirlerken içinden “Eh, hadi bakalım! Amortismanını da dört gözle izlerim nasıl olsa,” diye geçirmişti…
 
 
“Şu şimdilik uzak duralım dediğin gurup var ya! Büyük hisse onlarınmış.”
 
“Yapma yav! Sırası değildi şimdi.”
 
“Tam sırası bence baba!”
 
“Nasıl yani? Şu zıkkımı da söndür artık ne olur!”
 
“Bankalarının yabancı büyük ortağı müşteri aramaya başlamış… Tazeliyorum baba?”
 
“Eh! Hadi bakalım! Bu fırsatı ıslatalım diyorsun ha?”
 
Yarıyı geçen viski şişesinden iki buzlu kadeh daha hazırlıyordu: “Sektörün duvayenlerini toplayabilirim hemen.”
 
“Benimki az olsun! Yemişi de boş ver! Elimi çekemiyorum.”
 
“Okey!”
 
“Onları şimdi üzerimize çekmek istemiyordum.”
 
“Çekineceğimiz neleri var ki?”
 
“Var oğlum var! Belki de böyle davranmamızı istiyorlar, kim bilir?”
 
“Nedir baba?”
 
“Sonra söylerim oğlum… Şimdi sana bir ödev daha: Onların tüm ilişkilerini, geçmişini, durumunu ve geleceğini daha detaylı görmek istiyorum.”
 
“Emrin olur baba! Yalnız bankayı kaçırmayalım?”
 
“Kaçmaz kaçmaz! O İspanyolun, sözlerinden çıkamayacağı birilerini tanıyorum; erteletirim, merak etme!”
 
“Büyüksün baba! Hemen kolları sıvıyorum.”…
 
***
 
 
“Kızım, vaktim kısıtlı, doksan dakkan var, ona göre!”
 
“Ne o ağabey! Cuma’ya mı yetişeceksin?”
 
“Ne Cuma’sı yav! Onu düşünecek halim mi var? Babam yükledi de yükledi, onların peşindeyim.”
 
“Duydum, kolay gelsin! Şimdi seninle kısa bir tur yapacağız, sonra da ekibim anlatacak. Fazla didiklemezsen daha erken de salarım merak etme!”
 
“İyi! Hadi bakalım!”
 
“Şu öbür projeni iyi koruyorsun değil mi?”
 
“Tabi ki! Dersimi aldım, güvenlik kaçaklarını hallettim, için rahat olsun!”  
 
Olga’nın araştırma merkeziydi; bulduklarını fizibilitesi ile Burak’a sunacaklar, Amerikalılarla başlattıkları işbirliğini gözden geçirecekler, ardından da Olga pamuk eller cebe diyecekti. Burak kısa turda küçük ölçekli başarıya şahit olmuş, Olga’nın ayaküstü dolduruşları ile de bayağı heyecanlanmıştı.
 
Araştırmanın odağında sudan oksijen çalabilen bir enzim vardı. Küçük ölçekli düzenek güneş enerisi kullanarak suyun hidrojenini doğal gaza dönüştürebiliyordu. Başka yöntemlerle egale edilmesini pek mümkün görmedikleri düzeyde küçük enerji kaybı başarılmıştı. Gizliliği koruyamadıkları için bir ABD firması ile işbirliğine mecbur kalmışlardı; müzakereler olumlu gelişiyordu, sahip olmadıkları bazı teknolojileri onlar sağlayacaklardı.
 
Brifing salonundaydılar, proje yöneticisi sunumunu tamamlamıştı. Burak fizibilite ölçeğine ve ürünün dağıtımına takmıştı; ölçeği küçük buluyor, dağıtımın da her yanı ile ele alınmadığını düşünüyordu.
 
“Ağabey, Amerikalılar yüksek kapasiteye razı olmuyorlar; ileriki etaplara bırakmak, buna bağlı olarak da dağıtımın şimdilik yerel kalmasını istiyorlar.”
 
Önemli saydığı aksiyon konularını önündeki cebine kaydediyordu: “Anlıyorum, tahmin edebileceğin gibi birilerini ürkütmekten kaçınıyorlar. Ben de konuşayım onlarla; fiyatı çok düşük tutmazsak uluslar arası hatta ürkeceklerin gazı ile harmanlayabiliriz belki.”
 
“Vay bee! Onları da yanımıza çekebilir miyiz ki?”
 
“Ben isterim de bakalım baban ne der!”
 
“Hadi hemen aç! Noolur?”
 
“Yav kızım dur! Her şeyin sırası var.”
 
“Bak ben açarım valla! Hafta başı toplantımız var, gündeme getirebilirim.”
 
“Hemen gelin güvey olma! Öbür taraf gazını harmanlatmaya yanaşacak mı bakalım.”
 
Olga açmıştı bile: “Bir iki dakkan var değil mi baba?”. “Anlaşıldı hocam hemen de!” cevabı ile de bir çırpıda özetledi.
 
“Sen ağabeyini ver bakayım!”
 
“Veriyorum baba! Seni istiyor,” deyip hoparlörü de açmıştı.
 
“Dinliyorum baba! Kapasiteyi ufak bulmuştum, aklıma öyle bir şey geldi, âlim kızın da hemen atıldı.”
 
”Âlim, tüccarla yan yana gelirse ne beklersin ki başka?”
 
“Öyle deme baba! Denemeye değer bence.”
 
“Bu yaştan sonra siyasi âleme sokmayın beni!”
 
“Bak! Dememişmiydim?” gibisinden Olga’ya dönerek “Amerikalılardan önce öbür tarafın nabzını tutarım istersen,” şeklindeki israrını işin bir an önce başlamasını arzulayan Olga “O durumları ben anlamam! İş topun ağzında, bir karara ihtiyacım var!” diyerek hafifletmişti.
 
“Gördün mü oğlum âlimin heyecanını? O kazandı. Amerikalılarla razı oldukları kapasitede anlaşmayı yapın!”
 
“Oleyy… İşte bu, ağabey!”…
 
 
 
***
 
 
 
Işığını dışarıdaki güneş yerine oraya buraya dizilmiş kendini aydınlatmadan aciz kandillerde arayan kasvetli bir mekândı. Taht gibi koltuklarda birbirlerinin yüzlerini seçmekte zorlanan, saçları ve giysileri beyaz yedi insan; her biri “Küçük dağları ben yarattım, büyükleri ise miras kaldı!” der gibiydi. Başparmağındaki iri yakut taşlı yüzük, ortada oturan bayanın diğerleri üzerindeki iktidarını simgeliyordu. Tarihin derinliklerinde kalmış bir lisan kullanıyorlardı. Söz, sağındakindeydi; uzun uzadıya anlattıkları yüzüklü hariç diğerlerinin suratlarını buruşturmuştu. Gelişmiş ülkelerde; katkısız vahiy kaynaklarına artan itibar, mezhepler arası yakınlaşma ve ekonomideki kontröllerin alarm vermesi konu başlıklarıydı. Sömürü alanları üzerinde uyguladıkları stratejilerde beklenilen sonuçlar alınıyorsa da bu konular onlar için uyku kaçırtıcı çıbanbaşlarıydı. Söz solundakine geçmişti:
 
“Yüce Efendim! Bu kadar erken olabileceğini düşünmemiştik. Sıradaki aşamayı bir kez daha ertelemeyi öneririm.”
 
Onun yanındaki devam etti: “En doğrusunu elbette Yücelerin Katına siz çıkaracaksınız. Armdon planını da güncellemeyi tasviplerinize sunarım,  Efendim!”
 
Gidişattaki endişelerin yakında sabun köpüğü gibi söneceğini savunanlar da söz almışlardı. Yüzüklü, okkaya batırdığı kalemle önündeki kütüğe bir şeyler kaydettikten sonra serinkanlı ifadelerle “Ne kadar irileşse de bizim için çakıl taşı bunlar! Yüce Katta gereği yapılır, bekleyin!” diyerek kaygılı yüreklere biraz su serpmişti… Diğer gündem maddeleri de görüşülmüş, tokmak çana vurulmuş, yüzüklünün izni ile huzurdan ayrılınıyordu. Solundakini bekletmişti:
 
“Şu E3 Vakfının yanındayız değil mi?”
 
“Evet, Majestem, ama!”
 
“Amasını duymak istemiyorum artık. En ufak bir yönlendirmemiz kulağıma gelmesin sakın!”
 
“Diğer Yücelerden eleştri alıyoruz efendim!”
 
“Yeni katılan iki kişi, üzülme! Cevaplarını da alıyorlar. Yozlaşmış ortamların bizi de rahatsız etmeye başladığını çoğunluğumuz hissediyor.”
 
“Kocası tüm finasmanı üstlenmiş.”
 
“Daha iyi ya! Biz sadece işlerini kolaylaştıralım, küresel gelişmelerini teşvik edelim… Yetişenleri yanımıza çekmek sonraki adım, tamam mı?”
 
“Programları ve eğiticileri ürkütüyor doğrusu; yetişenlerin kaçını çekeriz bilemiyorum.”
 
“Nefis olduğu sürece çoğunu; için rahat olsun!”
 
“Yarın iki Alman sivil toplum kuruluşu ile son müzakereyi yapacaklar.”
 
“Biri zaten yanımızda, konuyu biliyor. Asistanını yollaman kâfi bence!”…
 
 
 
***
 
 
 
“Efendim! Misafirler geldi! Kayıtları yapılıyor; ama arkalarında bir medya ordusu var.”
 
“Nasıl olur? Nereden duymuşlar?”
 
“Davetsiz olduklarını uyardım, sizinle mülakat istiyorlar.”
 
Gelen sivil toplum kuruluşlarından birinin başkanını telefona istemişti: “Erdem Bey, ne oluyor? Böyle konuşmamıştık!”
 
“Benim de haberim yok efendim! Bir saniye! Vahap Bey’e veriyorum!”
 
Vahap Bey bölge yücesinin görevlendirdiği üstadın asistanıydı, Angela’ya tanıştırılmıştı, vakfın tanıtımını koordine edecekti: “Uygun göreceğinizi zannetmiştim. Bağışlayın lütfen!”
 
“Olurmu Vahap Bey? Zamanı mı şimdi?”
 
“Geri çevirirsek yanlış yorumlara sebebiyet verebiliriz efendim. Kısa tutup geçiştirelim arzu ederseniz?”
 
“Pek âlâ! Konuklarla birlikte botanik bahçesine alsınlar! Siz de lütfen uyarın, detayları erteleyelim!”…
 
Medya karşısına geçmeye hiç alışık değildi, hazırlığı da yoktu, içinden “Ah oğlum, neredesin şimdi?” diyordu, o böyle mülakatların cambazıydı. Başlarken Vahap Bey birazcık olsun yükünü hafifletmiş, ardından kısa bir konuşma yapmıştı. Ama şimdi soru sağanağına tutulmuştu. Hayra kulp takmak için yanıp tutuşanların damardan sorularını Vahap Bey fark ediyor, hemen araya giriyordu. Yine de mesleğin kurtlarından bir bayan çuvallatmak adına cevabı Angela’dan almak istemişti:
 
“Evrensel etik değerleri bu topraklar için sizce yetersiz değil mi?”
 
Kurcalandığını fark etmişse de hoşuna da gitmişti doğrusu. İçinden “Hah! Şimdi gösteririm ban sana!” diye geçirdi. Bu kez hazırlıklıydı; rahmetlik babasının unutamadığı görüşleri ve dînî araştırma kurdu kesilen Olga ile zaman zaman yaptığı sohbetler böyle temel konulara bakışını billurlaştırmıştı. Sinirini belli etmeden “Sizin tabirinizle modernist dünyanın benimsediklerini bu topraklarınkilerle zenginleştirmek ilkelerimiz arasında, kaygılanmayın!” deyince karşısındaki sert kayaya çarptığını anladı.
 
Bu cevap Vahap Bey için fırsat olmuştu, hemen atıldı: “Vakfımızın başarıları sınırlarımızın ötelerinde de anılacak, hepimizi gururlandıracak. Yola bu şiar ile çıkıyoruz. Değerli katkılarınızı esirgemeyeceğinizden eminiz. Şimdiden teşekkürlerimizi kabul edin lütfen!”…
 
Medya ayrılmış, konuklar toplantı salonuna geçmişlerdi. Planlama ekibinin brifingi alınmış, yol haritasının rütuşları görüşülüyordu. Burak da gecikmeli olarak katılmıştı. Babası “Vakfın kendini sürdürebilecek mekanizmaları da bulunsun!” demişti. Kafası kar odaklı işlediği için planlama ekibinin bu yönlendirme doğrultusundaki hazırlıklarını biraz acımasızca eleştirmişse de annesindeki ve konuklardaki kararlığı yenememişti. Toplantı sonundaki güler yüzlü tebrikleşmeler ve iyi dilekler vakfın doğumunun habercisiydi. Vahap Bey ise artık Üstadına müjdeyi verebilirdi…
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 130
Kayıt tarihi
: 18.09.12
 
 

ODTÜ'lüyüm, makina yüksek mühendisiyim, vicdanı rahat bir memur emeklisiyim, iki çucuk babasıyım,..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster