Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Aralık '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
417
 

Onun Gibi (2)

Onun Gibi (2)
 

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=77595 yazımın devamı olarak yazılmıştır. ilginize teşekkürler...
........


“Burası senin ve benim mabedimiz aşkım, artık her zaman bu evde mutlu olacağız, anahtarların! Anahtarların diyorum, kapıdaki arabada senin bebeğim. Seni seviyorum” duydukları kulağında çınlıyordu. Bizim evimiz mi? Burası zaten benimdi daha yeni satıldı diyerek haykırmak istiyordu. Babasının alacaklısı zorla elinden almıştı, duygusal açıklamasını anlatmaya gittiğinde kapısından geri çevirmişti adam…. Sevdiği bu adamla babasını ölüme sürükleyen kişi aynı kişi olamazdı. Kendisiyle bir kez bile konuşmayı kabul etmeyen adam Fırat olmazdı…


Fırat, Dilara’daki değişimi fark etmiş, neden kaynaklı olduğunu anlamaya çalışmıştı. Ama bulamıyordu, ona sevgiyle bakan zümrüt yeşili gözlerde, sadece kin ve nefret vardı….


Dilara ne yapacağını bilemiyordu, ama bildiği bir şey vardı. Fırat’ta acı çekmeliydi ama nasıl!!…Tüm gece bir oyun oynamaya bir şey olmamış gibi davranmaya devam edecekti. Bu yüzden de oyuna, Fırat’ın dudaklarına yapışarak başladı, harikasın aşkım teşekkür ederim tıpkı büyüdüğüm yer gibi….


Harika bir ziyafet, slow danslar…. Ve…. Annesi ve babasının yatak odasına ilerliyordular. Bu adamla orda sabaha kadar sevişecek, iyice kendine bağlayacak sonra da olmadık bir noktada adamı sırtında vuracaktı…


Planladığı gibi bir gece geçirdiler, sabahın ilk ışıklarıyla yataktan kalktı Dilara. Birini tutacak bu adamla her dakikasını resimletecek, karısı gelince de karşısına çıkacaktı. Önce Fırat’ı bir çıkmaza sürükleyecekti, tıpkı onun babasına yaptığı gibi…


Her gece Fırat ile sevişmek, her dakika onun yanında olmak ölümden beterdi. Ama yirmi günü çok iyi değerlendirmiş. Her anlarını beraber geçirdiklerinin görüntülerle belgelenmişti.


Fırat ayrılmak istemediğini ama karısının tatilden döndüğünü, çocuğu için gitmek zorunda olduğunu anlatıyordu. Tepki vermeden dinliyordu Dilara… Çekip gitti Fırat.


Kapısı çaldı. Alımlı çok hoş bir kadın vardı karşısında belli ki yanlış gelmişti. Gülümsedi “Fırat’ın sevgilisisin değil mi?”


“İçeri gelin, burada konuşulacak şeyler değil bunlar!”


“Peki. Güzel ev, zevkli seçim. Dur tahmin edeyim! Burayı da sana o aldı değil mi? Eminim ki bir bağlantın mutlaka vardır bu evle… Bana aldığı ev mesela ilk erkek arkadaşımla beraber olduğum, kendimi kadın gibi hissettiğim evdi. Nefret ettiğim ama yine de O Allah’ın belası herifle yani Fırat ile, mutlu gibi hissettiğim evdi. Ben arkasında bıraktığı bir enkazım lütfen dikkatli ol Küçük dostum…”


Dilara susuyordu. Sanırım bu Fırat’ın daha önceden bahsettiği eski sevgilisi Derya idi. Çekilen resimlerdeki ikinci yada üçüncü kadındı anlaşılan. Dilara ne birşey soruyor ne de kadının sorularına yanıt veriyordu. Kadın saçlarını savurup gitti. Belki Fırat’ın karısı canını yakmaya kalksa, bu kadar yakabilirdi belki….


Giyindi ve yeni arabasına atlayıp, Kandilli’deki Fırat Bey’in eşiyle yaşadığı yalısını buldu. Kapıyı açtılar. Resimleri bıraktı. Tek bir cümle söyledi…


“Çok can yaktı, artık onun canını yakma zamanı değil mi?” o sırada Fırat’ın bir minyatürü içeri girdi. “Anne bu abla kim?”


“Babanın bir arkadaşı bitanem”


“ Ama senden ve babamdan çok genç! Benimle oynar mısın ablacım?”

“ Başka zaman tamam mı Efecim?”


“İsmimi de biliyorsun, sen kimsin ?”


“ Baban seni çok anlattı yakışıklı”


“Öyle mi? Demek seninle toplantılarından zaman bulup konuşabiliyor babam..”


“Bebeğim, hadi bizi yalnız bırak, bizim konuşacaklarımız var”


“Peki anne.” El sallayarak gitti odasına.


İki kadın birbirine bakıyordu. Konuşmadılar. “Hoşçakalın. Allah bağışlasın Efe çok tatlı bir çocuk.”


Fırat ise herşeyden habersiz işinin başındaydı. İstikrarlı ve azimliydi iş konusunda, asla taviz vermezdi.


Koltuğuna yaslandı, düşünmeye başladı. Neden kadınlarla oynuyordu, neden onları duygusal olarak karmaşaya sokmaktan büyük zevk alıyordu. Sebebi belli idi. Annesini başka bir adamla yakalamıştı hem de en sevdikleri yazlık evde...


Gözünden o sahne gitmemiş ve yıllarca görüntü içindeki kini büyümüştü… Annesinin ona verdiği acıyı o da başka kadınlara vererek gözlerindeki ifadeyi görmekten sadistçe zevk alıyordu.


Cep telefonu çaldı. Arayan oğluydu. “ Efendim delikanlı, tamam canım, ben unutmuştum hatırlattığın için teşekkür ederim prens.” Off off evlilik yıldönümleri imiş. Hemen gerekli ayarlamalar yapıldı. Karısına bir kolye takım ve en sevdiği mağazadan hediye çekini hazırlattı. Yeterdi üstüne üstlük artardı bu hediye karısına…


Karısı, Fırat’ın çalışma odasının iki tarafına Dilara’nın getirdiği resimleri yapıştırdı. Diğer kalan üçüncü duvara da oğlu ve kendi resimlerini yerleştirdi. Çalışma masasının üzerine de eskiden kalmış bir albüm bıraktı. Fırat’ın annesi ve babasının resimleriydi. . . Bakalım nasıl bir tepki verecekti… Duygusuzca odadan çıktı. Makyajını tazeledi ve beklemeye başladı Fırat’ın gelişini.


Fırat gelip sağ yanağına bir öpücük kondurarak “ iyi ki evlenmişiz seninle Melek, ne kadar mutlu bir yuvamız var değil mi?” diyerek hediyelerini uzattı karısına… Melek de “ Senin hediyen çalışma odanda git bak hayatım, bakalım ne kadar beğeneceksin?” diyerek kutuları açmadan kenara koydu.


Fırat da merak içinde odaya ilerledi. Karısı böyle süprizler genelde hazırlamazdı. Odaya girer girmez canı yandı tıpkı annesini o adamla yakaladığı gibi…


Derya, Dilara, Melek ve Efe…. Hepsinin yüzlerinde onunla alay ediyormuşçasına bulunan bir tebessüm. Halbuki hepsi Fırat’ın yanında duydukları mutlulukla alakalı olan tebessümler…


Masanın üzerinde duran albümü açtı. Midesine kramplar girmeye başlamıştı. Annesi ve babası çok içten gülümsüyorlardı. Albümün bir yerlerinde annesinin yüzü gülmez olmuşken, diğer bir yerinde ise babasının yüzü gülmez haldeydi. En sonunda da ikisi de gülmüyordu. Bir anda hatırladı Fırat…


Annesi ile babası büyük bir aşkla evlenmiş, Fırat doğmuş. Fırat’ın doğmasıyla beraber babası annesini aldatmıştı. Her erkek karısı hamile kalınca böyle bir sendroma girip karısını aldatır ya, Fırat bizzat aynı şeyi yapmamış mıydı? Melek Efe’ye hamile iken, Derya ile birlikte olmaya başlamış. Sonrasında alışkanlık haline gelmişti.


Babası pişman olmuş geri dönüş yapmış, ama annesi bu sefer kocasının ihanetini o adamın kollarında unutmaya çalışmıştı….


Hayatlar bu kadar ihanetlerle doluyken ne yapabilirdi ki, o da çıkar yol olarak annesinin ve babasının intikamını kadınlardan almıştı… Hayatındaki tüm kadınlarda şu anda ondan intikam alıyorlardı…


Gözyaşlarına hakim olamıyordu sicim gibi akıyordu. Yorgun ve yaşlanmış hissetti kendini… Tıpkı onun gibi…


Bir erkek olarak o da aynı gelgitleri yaşamıştı… Ama banka da kadınların yanı sıra onunda hayranlıkla baktığı adamın bu hali çok komikti… Hayatları bu kadar tüketmek doğru muydu peki Fırat ? Bak sende o gibi yapayalnız albümler arasında kalakaldın…. Canlarını yaktıkların senin canını daha çok yaktılar… Mutlu musun ? diye soruyordu kendi kendine ….


Ne yapacaksın şimdi Fırat ? Doğruların gerçekten doğru mu peki ? Bir düşün! Aynı onun gibi….

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 1724
Kayıt tarihi
: 06.06.07
 
 

Son baharın güzel bir gününde gözlerimi açmışım dünyaya...Yıllar geçmiş okumaya başlamışım, derken ü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster