Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mart '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
129
 

Onun hikâyesi

Onun hikâyesi
 

O ve kardeşleri dünyanın her yerindeler.


Onu hepiniz tanırsınız. 
 
O kara gözlü, meraklı, korkmuş ama gerektiğinde inanılmaz şeyler yapabilecek cevval çocuğu. 
 
O ve kardeşleri dünyanın her yerinde ve sıklıkla görülüyorlar. 
 
O ve kardeşleri tıpkı bir sünger top gibi dayak yiyorlar, yerden yere vuruluyorlar ama her düştüklerinde de anında kalkıp kendilerine yeni bir yer buluyorlar. 
 
Ona sokakta, belediye otobüsünde, metroda, inşaatlarda, pis ve kirli işlerde, hırsızlıklarda, kavgalarda rastlamanız mümkün. 
 
Onun cinsiyeti yok. Yani o bazen kadın, bazen erkek. 
 
Elbette çocuk derken de her yaşta meraklı, atik, beklenmedik şeyler yapan anlamında demek istemiştim. Yoksa onun belli bir yaşı da yok. Her yaşta, her modelde örnekleri var. 
 
Belirleyici yanı yoksul olması. Hepimizin her gün gördüğümüz, görmezden geldiğimiz, ilgilenmeyip önemsemediğimiz yoksul insanlardan biri o. 
 
Polisler, yargıçlar, infaz koruma memurları onu en iyi tanıyanlar arasındadırlar. 
 
Uyuşturucu işi yapanlar onu tanırlar. Hem bir maşa olarak kullandıkları için, hem de yapıştırıcı türü basit uçucuları kafa bulmada kullandığını bildikleri için. 
 
O fuhşa da kumara da meyillidir. 
 
Arabesk müzik dinler, duruma göre bazen kendini jiletler.
 
Hırsızlığa gittiğinde dördüncü, beşinci kata kedi gibi tırmanır. Zorda kaldığında karşısındakini darp etmekten çekinmez. 
 
Anneler babalar çocuklarına onunla karşılaştıklarında yollarını değiştirmelerini tembihlerler. Ondan uzak durulması gerektiğini söylerler. Ona dair ve çoğu kez onda olmayan özelliklerden bahseder, başkaca şeyler de anlatır, çocuklarını korkuturlar.
 
O enteresan hikayeler bilir. Bildiği hikayelerin bir kısmının kahramanı tamamen ya da kısmen kendisidir zaten. Diğer hikayelerde de ya bir yakınının, tanıdığının, ya da onların veya kendi büyüklerinin anlattığı olayların izleri bulunur. 
 
Hayal gücü de öyle böyle değildir. İnanılmaz şeyler uydurur.
 
Başına gelen pek çok şeyin parasızlıktan olduğunun farkındadır ama yine de paraya önem vermez. Bulduğu anda har vurup harman savurur. Elindekini, avucundakini kısa sürede tüketir. Biriktirmeyi bilmez. 
 
Ona kahraman olacaksın deyip, pohpohlayıp öne sürebilirsiniz. Koç başı gibi kullanıp umulmadık kapıları onunla kırabilirsiniz. Hem dayanıklıdır, hem çok soru sormaz hem de umulmadık işler başarır. Yerine göre sır tutmasını da bilir.
 
Bütün ülkelerin yöneticileri onun farkındadırlar. Bütün ülkelerin sözü geçenleri, yazar çizerleri onu bilirler, onun yattığı köprü altlarını, harabeleri, metroları, kaldırımları ve parkları bilirler.
 
Ülkeler ekonomik durumlarına ve bu anlamdaki programlarına göre onların bir kısmına el atarken pek çok yoksul ülkede kimsenin umurunda olmazlar.
 
Yoksul pek çok ülkede her yaştan zorda insan varken kimse dönüp onlara bakmaz bile.
 
Hali vakti yerinde bilim insanları, zengin iş adamları genellikle onları görmezden gelmeyi tercih ederler.
 
Yine de, bütün bu olumsuzluklara karşın o yalnız değildir.
 
Onu da anlayan, kendisine değer veren, el uzatan; bu yolda ömrünü, servetini harcayan insanlar da var dünyada.
 
Bu insanlar onu çok iyi tanırlar. Onunla karşılaştıklarında ne yapacaklarını çok iyi bilirler. Gidip arayıp onu bulurlar. Bireysel olarak, dernek, vakıf, yardım sandıklarından onun dertlerine derman olmaya çalışırlar.
 
Ne var ki, bu altın yürekli insanların sayısı istiridyelerin içindeki iyi inciler kadar azdır.
 
O yalın ayak, başı kabak gezmeye, kışın zemherisinde dışarılarda bir yerde yaşamayı başarmaya alışkındır. 
 
O Cumhuriyet Altını, madalya, kupa ya da başka türlü ödül bilmez. Bazen bir gülümseme, biraz okşama ona dünyanın en büyük ödülü gibi gelir. Küçük şeylerle alabildiğine mutlu olmayı becerebilir. 
 
Yemek yediğiniz lokantanın mutfağındaki bulaşıkçı da odur, gece siz uyurken sokaklardaki çöpleri toplayan da, yetersiz koşullarda yaşadığı barınağında hastalığını, sancısını, acısını, üzüntüsünü dışarıya yansıtmadan yaşayan da. 
 
O inanılmaz şarkılar bilir. Genellikle sesi de güzeldir. Biri farkına varır, şarkı söylemesini isterse nazlanmadan o isteği yerine getirir. 
 
O bazen köyden şehre gelip yolunu bulamamış biridir, bazen de tutunduğu insanları, dallarını yitirip orta yerde kalmış biridir. 
 
Okumuş, yazmış, güzel konuşan insanlara imrenir ama zengin züppelere değer vermez. Parasıyla hava atan insanlara gülüp geçer. Onların gerçek dünyada ellerinden bir şey gelmeyen içi boş balonlar gibi olduklarını; zorda kalınca hemen dibe vurduklarını düşünür.
 
Onu aslında siz de çok iyi bilirsiniz. Mutlaka bir yerlerde karşılaştınız, göz göze geldiniz ama çoğu kişi için bu deneyim orada bitti. Onun gözlerinden içeri girmeyi, içindeki kırıklıkları görmeyi, içinde uçuşan kelebekleri tanımayı başarabilen insan sayısı o kadar az ki!
 
Aslında her insanın içinde bir yerlerde ona gebe bir tomurcuk vardır. O tomurcuklar kimilerinde zamanı gelince çiçeğe, meyveye döner ve ben buradayım demeye başlar. Kimilerinde de ölünceye kadar kendini gösteremez, ölenle birlikte kaybolur gider. 
 
O çoğu kez sevilmese de sevmeyi bilir. Sevdi mi sonuna kadar sever. Sevdiği bir insan da olsa, köpek de olsa, kuş da olsa onu yaşatmak, mutlu etmek, doyurmak için elinden gelen her şeyi yapar. 
 
O bazen aşık da olur. Aşkların en güzelini, platonik aşkı yüreğine gizleye gizleye gezer. Yürüyüşünden, bakışından, duruşundan anlarsınız aşık olduğunu ama o anlamadığınızı zanneder. 
 
Bu yazıyı okuyan kimselerin bazıları bu yazar iyi atıyor diye düşünse de o gerçektir, böyle düşünenlerin dünyasına yabancı bir gerçek ama sizin, benim kadar gerçektir. 
 
Kışın yağan kar, yazın yakan güneş kadar, ağaçların çiçekleri, kuşların cıvıltıları kadar gerçektir. 
 
Yoksa ben onu size bu kadar ayrıntılı nasıl anlatabilirdim ki. 
 
Üstelik yüzlerce, binlerce diğer ayrıntıyı bir yazı yazma süresi içinde anımsayamadığım için atladığım, dile getirmediğim halde. 
 
 
 
 
 
 
10 Aralık 2014 Çarşamba
0:26:36

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ah herkes bilir bilmesine de yapılacaklar fazla yoktur onlar için. Ülkelerin kayıp çocuklarıdır onlar. Çok organize bir hareketle belki kazandırılabilir topluma ama çok çok zor bir süreç gerektirir. Bir gün hırsızlık yapan on beş, on altı yaşlarında biri olarak çıktı karşıma.Neden yaptın, yazık değilmi bak şimdi hapis yatacaksın dediğimde; "Abla, hiç bir şeye yanmıyorum da bu sene denize giremeyeceğim, ona üzülüyorum" diye cevap vermişti. Onların hikayesi bitmez bizim yok saymalarımız gibi...Selamlar, mutlu kalın...

Ayşegül HAYVAR 
 24.03.2015 22:56
Cevap :
Ayşegül Hanım, Yüreğinize sağlık, ne güzel yorumlamış, ne önemli bir örnek vermişsiniz. Her kış kayak merkezlerinde, her yaz plajlarda olan çocukların yanında o yaz denize giremeyeceğine hayıflanan, kısıtlanacağını bile bile suç işleyen çocuklar da var. O aslında denizden söz ederken annesinden ayrı kalacağını da,belki suç işleyerek giysi, yiyecek aldığı kardeşini görmeyeceğini de ifade etmek istiyor. Sonrasında, sabıkalı damgasıyla yetişkinlik günlerinde iş bulamayacağını da bilmiyor bile. Ülkemizde de, dünyada da bu kesimlere yönelik daha doğru politikalar izlenmesini, daha çok destek sağlanmasını dileyelim. Bireysel ve küçücük desteklerimiz dışında ancak bunu yapabiliriz.  25.03.2015 20:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 298
Toplam yorum
: 236
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 233
Kayıt tarihi
: 21.06.14
 
 

Yaşadığımız evrenin oldukça zengin bir yer olduğunun farkındayım.  Bu zenginliğin çok az bir kısm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster