Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Temmuz '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
676
 

Onuncu mektup

Ankara, Mayıs 2001

Recai merhaba. Mektubunu alınca sevindim...

Dün akşam posta kutumda iki zarf vardı...

Biri bankadan gelmiş. Biri senden...

Kredi kartı borcumun kaç para olduğu çok da umurum değil...

Bankanınkini kenara bıraktım, senin mektubunu açtım...

Ellerine sağlık Recai. Mustafa Necati’yle ilgili bilgi aktarımı için teşekkür ediyorum...

Arkadaşlarıma anlattığımda onlar da bu duruma çok duygulandılar...

Biz seni ekip arkadaşımız gibi düşünüyoruz hep...

Bir süre önce sana, Mustafa Necati, Hasan Âli Yücel ve onların dönemleriyle ilgili fotoğrafların fotokopilerini göndermiştim... Onları incelediğini, fırçanla o günlerle ilgili şiir yazmaya hazırlandığını düşünüyorum...

O ürün ya da ürünleri ne zaman görebileceğiz Recai?...

Senin bunu başaracak potansiyelin var, bunu biliyorum...

Çevremdeki arkadaşlar içinde bu konuda en çok sana güveniyorum...

Bir iki arkadaşım daha konu üzerinde çalışıyorlar. Biliyorsun, biz üretmek zorundayız. İyinin, güzelin, yararlının silinmemesi, yok olmaması için. Meydanın, hırsızlara, yalancılara, dolandırıcılara, ikiyüzlülere kalmaması için...

Şu sözlere bir bak Recai:

“... Mühim meseleler bir mesele olarak mütelea ve bunlar hakkında hiçbir fikir serdedilmiyor, her mektepte o mektepteki arkadaşların kendi telakkilerine, indiliklerine kalmış bulunuyor. Talebede yeknesak bir elbise temini teamülünün karşısında mantıklar, bös büyük oğlan çocuklara bile kız çocuklarda olduğu gibi dizlere kadar uzun birer siyah önlük giydirecek, işlemeli birer önlük yakası taktıracak kadar, lakayıt. İki kilometre murabbaı içindeki yanyana on büyük ve birçok küçük mektepte bu siyah matemi önlükten başka umumi ve müşterek hiçbir şey yok. Bütün bu ümit kırıcı eksikliklere mukabil arkadaşların çoğundaki çalışmak için iyi niyet, kuvvetli heves ve riyasız arzu büyük ümit uyandırmağa kâfi geliyor.”

İlginç değil mi?...

Yıl 1932, Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi yayını bir kitaptan birkaç cümle...

Diline bilerek dokunmadım... Kitabın yazarı M. Rauf (İnan)... Ümit kırıcı eksiklikler var, bununla birlikte, insanların çoğunda çalışmak için iyi niyet, kuvvetli heves, riyasız arzu var. Bu, karanlığı aydınlatan bir kıvılcım işte...

Geleceğe güvenle bakmayı sağlayan, umut uyandıran...

Recai, tablo ne kadar tanıdık değil mi?...

Bu olayın güzel yanı...

Bir de şık olmayan, böyle bir kitaba yapılmaması gerekenleri de ne yazık ki insan üzülerek görüyor...

Kitabın ilk sayfası kaşeler resmigeçidinin çirkin fotoğrafı gibi.

...Heyeti Kütüphanesi, 1923, Ka.No: 4351, 4048, Ta. No: XIV.1.33

... Vekâleti, T.T. ... Kütüphanesi, 2718

... Bakanlığı, ... Dairesi Kitaplığı...

Kurşun kalem, kırmızı, mavi mürekkepli kalem hepsi bir arada kullanılmış...

Her kalem bir önceki yazıyı karalayarak işe başlamış...

Kalemlerin gölgesinde birilerinin iktidar savaşı gibi...

Güzel bir kitabın sayfası ancak bu kadar örselenebilir, saldırıya uğrayabilirdi...

Neyse, bu sayfayı geçelim...

Mukaddime ve Kitapta hâkim fikirlerden sonra, Birinci sınıfın hususiyeti, birinci sınıfa gelen çocuk konu oluyor. Bunu, Çocuğun fikri inkişafını araştırma, İlk gün, Birinci hafta, İkinci hafta, Üçüncü hafta, Hesap, Okuma ve yazma, Yazı ve defterler, İnzıbat gibi konular izliyor...

Yıl 1932... Cumhuriyetin Onuncu yılı kutlamalarına bir var... Atatürk yaşıyor... Ölümüne altı yıl var...

Genç Cumhuriyetin genç beyinleri için yabancı yayınlardan da yararlanılarak kitaplar yayınlanıyor peş peşe...

Anadolu toprağının kurtarılmasının ötesinde cehaletin de yenilmesi, yok edilmesi gerekiyor. Beyinlere aydınlığın, yüreklere sevginin tohumları ekiliyor...

Hamdullah Suphi, İsmail Safa, Vasıf Bey, Mustafa Necati, Dr. Reşit Galip, bu aydınlanmacı bakanlar, bir avuç inanan insanla bunun için geceli gündüzlü çalışıyor...

İzleyen yıllarda, Saffet Arıkan, Hasan Âli Yücel Maarif Vekili oluyor...

Anadolu insanı her gün daha çok bilgiyle donanıyor...

Başlangıçta sadece köyünü tanıyan Anadolu insanı, kentini, bölgesini, ülkesini, dünyayı tanıyor giderek...

Okuma yazma bilmeyen insanımız okumayı yazmayı öğreniyor...

Neden sonra, Anadolu insanı dünya dillerine çevrilecek güzellikte ürünler veriyor...

Durum böyle Recai... Geriye dönüşü yok...

Doğru yolda olduğumuzu düşünüyorum...

Mete ve diğer arkadaşların selamları var... Hepsi de seni görmek için sabırsızlanıyorlar...

Daha güzel yarınlarda yine haberleşmek, görüşmek üzere...

Fuat OVAT

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 856
Kayıt tarihi
: 30.06.10
 
 

Kamu yönetimi alanında yüksek lisans yaptım. İletişim, medya sektöründe çalışıyorum... Yazmayı se..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster