Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Aralık '12

 
Kategori
İstanbul
Okunma Sayısı
540
 

Orda bir park var uzakta, o park benim parkım değildir.

Orda bir park var uzakta, o park benim parkım değildir.
 

Cibali, Haliç


Vardır elbet bir hikmeti de ben bilmiyorum. Her gün gazetelerde, falanca popçu ailesiyle felekten bir gün geçirdi, filanca topçu sevgilisiyle oradaydı, son günlerin popüler çifti Hanâzadeler yeni bebekleriyle çok eğlendiler, yeni evli ünlü çift tartışırken görüldü haberlerini okuyoruz.

Bunca yıllık İstanbulluyum. Ee biz de gençtik, sevgililerimiz oldu; evlendik, çoluk çocuğa karıştık ama ben oraya hiç gitmedim. Eksikliğini de hissetmedim. Nereden mi bahsediyorum?

Tabii ki Bebek Parkı’ndan.

Neden bütün ünlüler orada? Çay-kahve içmek için, çocuklarını salıncağa bindirmek için, yürüyüş yapmak için, köpeklerini gezdirmek için, kavga etmek için neden hep oraya gidiyorlar? Hepsi mi Bebek’te oturuyorlar? Oysa Haliç kıyılarında da Kazlıçeşme'de de ne güzel parklar var. Herhangi birini oralarda gördünüz mü ya da Sarayburnu’ndan Kumkapı’ya elinde finosuyla yürürken? Peki, neden göremediğinizi merak ettiniz mi?

Gezdiği parkla anılmak isteyebilir mi insan? CV’lerde şöyle bir dipnot: “Hafta sonları Bebek Park’ta vakit geçiririm.” İş ilanındaki şartlardan biri: “Bebek Park’ta gezilmiş olması tercih nedenidir.”

Ahh, yurdumun güzel insanları. Bugünlerde Şirince cinleriyle Bebek kokoşları’nı kanka ilan etmek gerek:)

Deniz tatillerinden vazgeçeli uzun yıllar oluyor. Boynumda kameram köşe bucak geziyorum. Gittiğim her ülkede, Anadolu’mun şehirlerinde ve güzel İstanbul’umda en ücra köşelere giriyor, insan manzaraları seyrediyorum. Karaköy’de Turyol İskelesi’nin yanından Haliç boyunca 50 mt yürüyün, küçücük bir balık lokantası var solda. Birkaç tahta masasıyla denize sıfır. Eminönü, Yeni Camii, Süleymaniye Camii tüm ihtişamıyla karşınızda. Yiyin orada balığı da bakalım bir daha başka yerde yer misiniz! Sımsıcak sohbet de bedava. Ama masa komşularınız filanca popçuyla, meşhur topçu değildir; söylemedi demeyin. Obama neden her fırsatta kendini köşedeki hamburgerciye atıyor sanıyorsunuz! Kimi liderler mütevazılıklarıyla gönüllere taht kuruyorlar. Yıllar önce Amsterdam’da bir resmi dairenin akşam mesai bitimine rastlamıştım. Kerli ferli adamlar kapının önündeki bisikletlerine binip evlerine gitmişlerdi!

Uzun yıllar boyunca birçok farklı kültürü ve medeniyeti yaşamış, incelemiş biri olarak size şunu söyleyebilirim ki yaşamı hazmetmek konusunda Batılı ülkeler kadar başarılı değiliz. Kendimizi ünlü sanacak kadar ünsüzüz aslında. Falanca ünlü çift yeni bebekleriyle Haliç’te yürüseler gönülleri fethederler, farkında değiller. Çünkü onlar vatandaş Ahmet Bey'le, Ayşe Hanım'ın kendileri hakkında düşündükleri ya da puanlamasıyla değil, kendi çevrelerindeki Yapımcı falan beyle, Modacı filan hanımın düşünceleriyle ilgilidirler. Belki de şovlarını, reklamlarını yapabilecekleri paparazziler Haliç Parkı'nda bulunmamaktadır. Yani Haliç'te, Kazlıçeşme'de, Sarayburnu'nda aristokrasi rüzgarları esmektedir de onlar mı gitmemektedir! Oysa ayakkabı boyacısı Hamit sandığını kenara koyup, lastiği kopmak üzere olan beyaz donuyla Bebek’ten denize atlayabilmektedir; ama Bebek’in ünlü müdavimleri Hamit’e iade-i ziyarette bulunmayı çok görmektedirler! Oysa o Hamit hiç düşünmeden cebindeki üç beş lirayla onlara çay-simit ısmarlayacak kadar hayatı hazmetmiştir. O’nun okuduğu Yaşam Üniversitesi‘ndeki dersler Harvard’da, Oxford’da okutulmamaktadır.

Geçmişte iki ünlü sanatçımızı LA Averill Park’ta ve Londra Russell Square Gardens’da yürürken görmüştüm. Yani, halka açık banliyö parklarında bizler gibiydiler. Ne arkalarından koşan kameralar ne de imza isteyen insanlar vardı. “E tabi, bizimkiler oralarda tanınmıyor.” demeyin sakın. Onların ünlüleri de zaten hep o parklarda, süpermarketlerde, yollarda sıradan insanlar gibi yaşıyorlar. Arkalarından koşan kameralar ve yapışkan fanlar yok. Geçenlerde size -yıllar önce Stuttgart’ın küçücük bir otelinde- Müslüm Gürses ve eşi Muhterem Nur’la karşılaşmamı ve alçak gönüllülüklerini anlatmıştım. Her ikisi de hayatı hazmetmiş çok mütevazı “insan”lar.

Hiç dişlerini porselenleştiren ya da burnunu düzelttiren, dudaklarını botokslatan bir yabancı sanatçı gördünüz mü? Barbara Streisand’ı tanır mısınız? Bugünlerde yetmişine gelmiş, albümleri 100 milyon satmış şarkıcı, artist, yönetmen, tiyatrocu bir Amerikalı sanatçı. Acaba kocaman burnunu hokka burun yaptırmayı neden hiç düşünememiş! Bazen TV’de zap’lerken rastlıyorum: Müzik piyasasına yeni giren tüm bayan vokallerimiz sarışın, renkli gözlü-lensli, göğüs-diş-burun estetikli ve mini ötesi etekli. Klip boyunca da uzanıp bacaklarını, silikonlu göğüslerini sergileyebilecekleri bir divan ya da yatak mutlaka bulunuyor. Sunduğu sesi midir yoksa vücudu mu, şüpheye düşüyorum. Barbara Streisand’ın Broadway müzikali Funny Girl‘ü bir izleyin lütfen. O kocaman burunlu yüz ve muhteşem ses hep ön plandadır.

Bebek Parkı’ndan nerelere geldik; ama sizin anlayacağınız, yaşam tiyatrosunda yapmacıksız ve doğaçlama roller kapabilmektir ömrü izlenir kılan. Ben de işim gereği hayatı dört mevsim yaşıyorum. Bir gece önce Luciano’da Château Beychevelle Saint-Julien eşliğinde filet mignon yerken, ertesi gün Karaköy’de beş liralık balık-ekmeğe bodoslama dalıyorum! Yanında da ekürisi -tepesine yumruk yemiş- soğan! Yürüyüşlerimi de genellikle Göztepe Özgürlük Parkı’nda yapıyorum ya da birkaç deli -köfte ödüllü- Tuzla’ya yürüyoruz. Hafta sonu kahvaltımı -pek sevdiğim- Karaköy Namlı'da yaparsam, sonrasında Haliç boyunca yürüyorum. Sahilden kısa bir yol buldum, kahvemi içmek için Pierre Loti'ye oradan tırmanıyorum. Haliç'e nazır mezarlığın içinden geçerken de dualarımı eksik etmiyorum. Mezarlık dedim de neden bütün ünlü cenazelerin -Matrix gözlüklü cemaat eşliğinde- Teşvikiye Camii’nden kaldırıldığını bileniniz var mı? Kumkapı Muhsine Hatun Camii'nden kalksa olmaz mı? Sanki sonunda mevtanın gittiği yer farklıdır!!

Cemile Torun, Ersin Kabaoglu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Etiket merakı her yerde öne çıkıyor değil mi Ata Kemal Bey? Biz üniversite yıllarında bir demli çay ve sabah poğaçası ile gittiğimizde dünyadan bihaber mertılar, kediler, kendi halinde insanlar görürdük. Neydi ne oldu da kendi içindeki doğallığı kaybetti? Bu sorunun cevabını çok da güzel anlatmışsınız gerçekçi bir göz ile. Saygılar

Ayşegül Çakıcı 
 06.01.2013 23:37
Cevap :
"Her yer" derken, daha çok "oryantal memleketler" olarak ekleme yapayım! Özentilik bizlerde var. Sosyal statü, eğitim ve terle harç edildiyse bir anlamı vardır. Yoksa, Bebek'te suni statülerini pompalayanların Bodrum biiçlerindekilerden ne farkı var! Zaten çoğu aynı kişiler! "Pasta Süsü" diyorum ben öylelerine. Ülke bölünse ruhları duymaz! Onların Türkiye'si Antalya'da biter! Ne acı değil mi. Teşekkürler Ayşegül Hn. Sevgiler.  07.01.2013 6:08
 

Ünlendikçe doğallıktan uzaklaşan ilginç bir topluluk şimdinin "meşhur sanatçıları". Ama bir o kadar da itici bir yaşam tarzı bu. Bu sadece ünlü insanlara da özgü değil, devletin ve özel sektörün "önemli" ya da kendini öyle zanneden insanları da benzer davranış kalbına giriyorlar. Kara takım elbiseler içindeki asık suratlarıyla ciddi ve önemli görünmeye çabalayanlar aslında o denli ciddiyetsizler ki. Konu uzun yer dar. Saygılar.

Güz Özlemi 
 20.12.2012 16:11
Cevap :
Şimdinin ünlü geçinenlerine bakıyorum: Mıçını bağrını açarak sivrilenler, meşin top sektirerek ünlenenler, kaçırdığı vergilerle kızına cip alanlar, yoğun yatak seyahatlerini bırakıp zengin koca avlayanlar. İşte, parkın müdavimleri bunlar! Şov programı izler gibi izliyoruz biz de. Bu ülkede son 10 yılda yetişen bir "gerçek sanatçı" gösterebilir miyiz? Belki Fazıl Say diyebiliriz ama onun da "bizi beğenme/kabullenme" problemi var! Tanrı herkese hazmedilmiş, üzerine ter damlamış kazanç lâyık görsün. Hz. Mevlâna'nın şu sözleri ne anlamlıdır: Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok! Teşekkürler, sevgiler.  20.12.2012 18:10
 

Merhabalar Atabey, Çok keyifli, ama bir o kadar da vurucu bir makaleydi. Kaleminize ve yüreğinize sağlıklar dilerim. Artık pek burada değilim ama eski dostlarımı ziyaret etmek istediğim için ziyaret ediyorum. Yoksa, Bebek Parkında bulunmak gibi değil. Selam ve dualarımla.

Recep Altun 
 18.12.2012 22:50
Cevap :
Selam Dostum! Ziyaretinden ve beğeninden memnunluk duydum. Teşekkürler, sevgiler.  19.12.2012 6:07
 

neyseki triska bir arizaymis printeri yazmamis, tabi ben telase muduru yolda sagliyiciyi aradim bagir cagir is yerinde gordum ki ufak bir sey teknik servisi arayip bir iki islemle hallettik. O arada Irene geldi(Afeti derya ama!) ozur falan kem kum yo problem yok hadi bir kahve falan gonlunu aldim. Alisti kizcagiz benim telaseme! Bu arada hep takilirim sen niye mankenlik yapmiyorsun diye? Cevabi da cok zaman bak beni doldurusa getirme iyi bir isim var istifa edip mankenlik isi mi arayayim? Yok canim hem o hem o olmaz mi? Ama hakkat mankenden beter bence olur! Selamlar Ata gunun aydin olsun

Newyorker 
 17.12.2012 23:48
Cevap :
Oo, tam da patronvari bir hamle olmuş dost:) Sahi, Afet-i Derya Irene de kim:) Bari yaz bi biyografik blog da tanıyalım manken kızımızı:) Senin oralarda daha sabahın 10'u. Kazancı bol bir gün olsun dost. Sevgiler.  18.12.2012 17:09
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8312
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1117
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster