Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
193
 

Orda on'uncu bir köy var uzakta

Orda on'uncu bir köy var uzakta
 

Bazı düşüncelerimin fazla hayalperestçe, hatta ütopya olduğunu bildiğim halde yine de yazmadan duramıyorum işte! Böyle gelmiş böyle gider mantığı ile bir sürü saçmalığı normal görmeye başlamak zamanla kemikleşiyor. En aklı başında kişiler bile gittikçe her şeyi kanıksamış bireylere dönüşüyorlar.

Kuralsız bir toplumu savunmuyorum. Fakat bence içinde bulunduğumuz toplumda yaşadığımız pek çok zorluğun nedeni bazı kuralların yanlış olması, ya da uygulama hataları. Bu durum ciddi oranda ikiyüzlülüğe neden oluyor. Dobra insanlar takdir edilmek yerine aşağılanıyorlar. Doğal olarak dokuz köyden kovulmayı beklemeden değişmeyi tercih ediyorlar. Sonuçta herkes olduğu gibi davranmaktansa, birbirini kritik ederek yaşamaya çabalıyor.

Daha da kötüsü, kendi değer yargılarını başkalarına dayatmaya çalışmak. Değer yargılarını bilinçli olarak seçmek ve yaşamına uyarlamak başka, sorgulamadan alıp kimliğine yerleştirerek başkalarına da dayatmak daha başka bir şey. Onlara şöyle söylemek istiyorum;

“Kardeşim bak, algıda seçicilik var. Sen farklı konulara takılıyorsun yıllardır, bense farklı konulara. Olaylara aynı bakmamız, aynı düşünmemiz mümkün değil.”

Zaten öğretilenleri aynen ezberleyip, sorgulamadan hayatına yerleştiren klişe insanlardan bıktım.

“Yahu bu doğru değil” diyorsun, cevap hazır;

“Biz öyle gördük, öyle öğrendik.”

“İyi, kolay gelsin o zaman. Doğru bildiğin yolda ilerle. Fakat işin içinden çıkamadığında sakın beni yardıma çağırma. Sana bunları doğru diye yedirenler her kimse işte onları çağır, ortaya çıkan sonuçları da onlar temizlesinler.”

İnsanlar başkalarını değerlendirirken de ezberledikleri doğruların dışına çıkamadıkları için çoğu zaman olanlar oluyor tabii… Örneğin dar çevrede yetişmiş bir erkek, kendisiyle rahat konuşan bir kadına, “sen bana yeşil ışık yaktın” diyebiliyor.

“Ne yeşil ışığı kardeşim? Evli barklı kadınım. Çoluğum, çocuğum var. Kafayı mı yedin?”

Bir başkası ona destek çıkıyor;

“Kiminle nasıl konuşacağını iyi bileceksin.”

“Neden?”

“Biz öyle gördük, öyle öğrendik.”

“Yanlış öğrenmişsiniz efendim. Bir kere de dönüp öğrendiğinizi sorgulamak zahmetine girseydiniz keşke! Sen A kişiyle farklı, B kişiyle farklı konuşuyorsun. Bunun tanımı benim seçici algılama biçimime göre ikiyüzlülüktür. Başına iş gelmeden yaşar gidersin evet… Topluma hiçbir katkın olmaz. A kişi hep dar kalıplar içinde, kendi doğruları içinde kalır. Ayrıca neysen o olmalısın. Yanlış anlaşılacaksın diye kimliğini gizledikçe, karşındaki insanlar da senin tutumuna alışamaz ve hiçbir zaman seni doğru değerlendirmeyi öğrenemez.”

Dobralık çoğu kişinin tersine, benim değer sıralamamda hep birinci yerini alır. Ah nerede Kafka gibi ne düşünüyorsa, ne hissediyorsa sadece onu yansıtan insanlar? Herkes çıkarları için bir şeyleri koruyup kollama peşinde. Başkalarının ne düşüneceği ile o kadar ilgililer ki, çocuklarını yetiştirirken dahi ikiyüzlülük aşıladıklarını bile bile doğruları kaldırıp hop diye yerine yanlışları koyabiliyorlar. Anayasa bir kere delinse bir şey olmaz mantığı ile! Sonra o anayasa defalarca delinmeye devam ediyor.

“Hani özerk bir bireydim anne, benim neden her şeyi gizlemem gerekiyor?”

“Tamam kızım, sen yine özerksin. Fakat facebook'tan sil o görüntüleri. Şimdilik Orhan dayın ve Asuman halan erkek arkadaşın olduğunu öğrenmesinler.”

Tabii bu davranışların toplumsal sonuçları da şöyle gelişiyor. Ortalık sağ gösterip, daha sonra sol vuran insandan geçilmiyor maşallah! Üstüne üstlük şüpheci bir toplum haline dönüşüyoruz.

“Bu şimdi böyle söylüyor ama kimbilir altında neler yatıyordur?” tarzında düşünceler geliştiriyoruz. Doğru olarak beyinlere kazınılan yanlışlarla ilgili öylesine şartlanılmış ki, şöyle cümlelerle karşılaşıyorum bazen, “Yok, siz çok ileri görüşlüsünüz. Biz öyle geniş olamayız.

Hayat tarzına bakıyorsun, yıllardır ben ondan on kat daha doğru ve muhafazakar yaşamışım. Ne yazık ki bu durum toplumumuzda fazlasıyla yaygın. İnsanları değerlendirirken geçmişte yaptıkları değerli işlerle, saygınlıkları ile ve yaşam biçimleri ile ölçmek gerek. Kişi ister köylü, ister kentli olsun bu böyle. Dobralık sahte değilse ve sululuk içermiyorsa kimseyi alçaltmaz benim gözümde. Fikri bana uymasa bile takdir ederim. Hatta hatalı olduğu bir konuyu itiraf ediyorsa, o kişiyi kat be kat yüceltmeyi yeğlerim. Kendi hatasını gizlemeyi başardığı için sinsice aynı hatayı yapanı eleştiren mi daha asildir, yoksa itiraf eden mi?

Lütfen elinizi vicdanınıza koyarak karar verin. 

Aysen Ce bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili arkadaşım, ne güzel şeyler yazmışsın öyle, doğru söyleyeni biliyorsunuz değil mi? Ne iyi etmişim de sayfanızı ziyaret etmişim. Yüreğin dert görmesin, mürekkebinizi bitmesin. Bize bizi aynasız anlatmışsınız. Sevgiler.

Sündüs Akkaya 
 29.11.2013 0:37
Cevap :
Çok teşekkür ediyorum. Dün ruh halim biraz öfkeliydi galiba. Bazen de uysallaşıyor, sakin yazılar yazıyoruz işte! Yorumunuz beni mutlu etti. Hayvanseverliğinizin yanı sıra, sıcak ve içtensiniz. Ne kadar güzel özellikler. Esen kalın. Sevgilerimle...  29.11.2013 13:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 226
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1519
Kayıt tarihi
: 22.09.13
 
 

Ege Üniversitesi mezunu. Emekli öğretmen. Yayımlanmış romanları ve deneme kitapları var. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster