Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Kasım '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
412
 

Ordu ve politika

Ordu ve politika
 

Atatürk, şundan bundan, onun bunun yazdıklarından değil; bizzat kendi sözlerinden öğrenilmelidir.


ATATÜRK, "ORDU POLİTİKAYA KARIŞMASIN" DEDİ Mİ, DEMEDİ Mİ?

Geçen gün (12 kasım 2009), büyük gazetelerimizden birinin ünlü bir köşe yazarının köşe yazısını okudum. Yazısına, özel üniversitelerimizden birinde görevli bir öğretim üyesinin, başka bir ünlü gazeteciyle yaptığı söyleşiden küçük bir bölüm aktarmış. Bu söyleşide, adı geçen öğretim üyesi, Atatürk'ün "ordu politikaya karışmasın" diye bir şeyi hiç söylemediğini ifade etmiş.

Burada, köşe yazarının, öğretim üyesinin ve öğretim üyesiyle söyleşi yapan diğer gazetecinin isimlerini vermenin bir anlamı yok... Burada önemli olan, Atatürk'ün bu sözü söyleyip söylemediğidir... Öğretim görevlisi "söylemedi" diyor ama ben de "söyledi" diyorum...

Nasrettin Hoca hakkında binlerce fıkra anlatılır... Onun hakkında anlatılan fkraları peş peşe ekleyip zamana vursanız adamın ömrü yetmez... Peygamber'e atfedilen sayısız hadislerin çoğu da öyle... Ne yazık ki, Atatürk'ün söylemediği pek çok söz de, O'nun tarafından söylenmiş gibi ya da söylediği pek çok söz de söylememiş gibi aktarılmaktadır.

Öğretim görevlisinin, "Atatürk, 'ordu politikaya karışmasın' diye bir şey hiç söylemedi" iddiasından, dolaylı olarak, "askerler politikaya karışabilir" önermesi çıkarılmaz mı? Bu nedenle de, bu sözün maksatlı olarak Atatürk'e atfedilmiş olduğu düşünülemez mi?

Öğretim üyesi, yukarıda değindiğim söyleşide iddiasına şöyle de bir yorum getirmiş;

- Bu kadar meraklı olsa, kendisi karışmazdı. Gençliğinden beri politikanın içinde, istifa eder politikacı olurdu...

Buna itirazım yok... Ancak Atatürk'ün özel kişiliği ile devrimci kişiliğini birbirine karıştırmamak gerekir. Atatürk, yaşadığı dönemin koşullarına uygun olarak, gençliğinde ve Kurtuluş Savaşı döneminde ve sonrasında sürekli olarak ülkesinin daha iyi olması için düşünmüş; zaman ve koşullar elverdiği ölçüde de düşüncesinin gerçekleşmesi için çalışmıştır... Bir devrim yapmıştır... Büyük bir değişim ve dönüşüm hareketi gerçekleştirmiştir... Olması gerekeni olur duruma getirmiştir... Bu oluşun felsefesi, toplumsal özü ve uygulama yöntemi O'nu "tek adam, tek sorumlu" yapmıştır. Bu sorumluluk içinde yapılan hamleleri, salt politik uğraş olarak değerlendirmek, bace pek doğru olmaz... Yapılanlar, politikanın çok üstünde olan devrimci atılımlardır; devrimi ve getirdiklerini koruma amaçlıdır.

Ama, günümüzde artık o dönemin koşulları yoktur... Türkiye, şu anda demokrasiyle idare edilen bir ülkedir... Her kurumun ve kuruluşun görevleri bellidir... Artık ordunun politikaya karışması söz konusu değildir.

Atatürk'ün, "ordu politikaya karışmasın" diye bir şey söylemediğini iler sürüp, bir anlamda askerin politikaya karışmasının normal olduğu görüşünü çağrıştırmak hiç de doğru değildir.

Ayrıca, Atatürk de, öğretim görevlisinin iddia ettiğinin tam aksine, ordunun politikaya karışmasını istememiştir... Yani, "ordu politikaya karışmasın" demiştir.

İşte size, Atatürk'ün, "ordu ve politiaka" hakkında bizzat kendi ağzıyla söylediği sözler:

"Baylar, komutanlar askerlik görev ve gereklerini düşünürken ve uygularken, kafalarını siyasal düşüncelerin etkisi altında bulundurmaktan sakınmalıdırlar. Siyasal durumun gereklerini düşünen başka görevliler bulunduğunu unutmamalıdır"

Daha ne desin ki...

Atatürk'ün, "ordu politikaya karışmasın" diye bir şey söylemediğini ifade eden bu öğretim görevlisine, Atatürk'ün yukarıdaki sözlerini, kendi gözleriyle okusun diye kaynağını bildiriyorum. Blog arkadaşlarımın da bilgisine sunarım.

Kaynak : Gazi Mustafa Kemal(Atatürk), NUTUK-SÖYLEV, II.CİLT(1920-1927), 2.Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1987

cdenizkent

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ordunun siyasetle uğraşması, bir siyasi partinin silahlı teşkilatının olmasıdırki korkunç. Silahlı siyaset diktatoryadan başka bir sonuç doğurmaz. BU ARADA bu yazınız paralelinde bir merakımı da iletmek istiyorum; TARAF Gazetesindeki Neşe DÜZEL-Taha AKYOL roportajını okudunuz mu? yorumlayabilirmisiniz, sevgiler.

Kadri KANPAK 
 19.11.2009 23:17
Cevap :
Merhaba...Ordunun siyasetle uğraşması, günümüz demokrasi anlayışında kabul edilemeyek bir durum...Birkaç gün önce, bloğuma dışarıdan yorum yazan bir arkadaş, ordu ile darbeyi neredeyse özdeş haline getirerek, gerektiği zamanda ordunun darbe yapmasına onaylıyordu...Söylediğiniz röportajı okumadaım ama, size bu yanıtı yazmadan önce şöyle bir göz attım. Katıldığım yerler, katılmadıklarıma göre daha fazla gibi...Örneğin 31 Mart olayı ve Şeyh Sait İsyanı konusunda ben daha farklı düşünüyorum.Şu anda doyurucu bir yorum getiremem ama boş bir zamanımda okuyacağım...Gerekirse, yine görüşürüz. Katkınız için teşekkür ederim. Selamlar.  20.11.2009 16:39
 

VATANI KORUMAK İÇİN HERKES BİR ASKERDİR. MİLLETİN ŞEREFİNİ CANINI KORUMAK İÇİN ASKER MÜDAHALE YAPABİLİR. TEK İNSAN NASIL DARBE YAPABİLECEK. TÜRKİYENİN EN SAĞLAM TAŞINI KIRMAYA ÇALIŞMAYIN. ATATÜRK'E VATANIMIZI BORÇLUYUZ. EMANETİ EN GÜÇLÜ KOLU ASKERİYEDİR.

ALI ERCAN 
 19.11.2009 6:08
Cevap :
Merhaba, darbeci arkadaş...Darbe yapmak için biraz kafa, biraz yürek biraz da bilgi lazım. Eğer darbe yapmak, okuduğunu dahi anlamayan ve Atatürk bilgisinden yoksun sizin gibilere kaldıysa vah bu ülkenin haline...Devrim ile darbeyi birbirine karıştıran arkadaş...Biraz Atatürk bilgisine sahip olmak isterseniz, Atatürk konusunda, Atatürk devriminin toplumsal özün, felsefesi ve uygulama yönteni hakkında ya da biraz daha ayrıntıya girerek Atatürk'ün özel kişliği ve devrimci kişiliği hakkında bir şeyler öğrenmek için Atatürk konusunda yazdığım çok sayıda bloğu okumanızı öneririm. Önce Atatürk'ü bir öğrenin sonra darbe yapmaya kalkın. Eğer üniversitede filan okuyorsanız, bu konuda yazdığım bloglar, size bir master tezi bile yazdırabilir...Bloglarımı oku, sonra karşıma çık...Bilgisiz fikir olmaz...Önce kendine bir altyapı oluştur....hadi kolay gelsin darbeci arkadaş... ...  19.11.2009 11:37
 

SELAM, Tarihi tartışmak mı? Bugüne çeki düzen vermek mi? Tarihi yargılamak mı? Yarına hazırlanmak mı? Tarih tartışılsa, dipsiz bir kuyu, bugün dümdüz bir yol. Tarihi yargılarsanız cezayı kime vereceksiniz? Yoksa kan davasımı hortlatılacak. Tarih özeti çıkarılmış bir dersten öteye anlam ifade etmemeli ve alınan dersle bugüne çeki düzen verilerek yarına hazırlık yapılmalı. Tarihi yapanlar mezarlıklarda yatıyorsa, tarih dediğimizde arşivlerdedir. Mezarlıktakilerle arşivdekileri o günün şartlarına göre algılamak mümkün mü? Dünyanın bugün geldiği şartlarda ortak menfaat noktaları, ortak mantıklar oluşturularak, sağlam bir zemin oluşturulsa daha doğru değil midir? Dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyorum; tarihçiler, antropologlar, sosyologlar, hukuçular, ekonomistler ve diğer ilgili bilm adamları dünden ders çıkarıp, bugüne çeki düzen, yarınada yön verececek reçeteler hazırlayarak ilgililerin ve insanlığın önüne koymalı.

Kadri KANPAK 
 18.11.2009 21:51
Cevap :
Merhaba...Yazdığım bloglarda, şu sözü yeri ve zamanı geldikkçe sık sık tekrarlarım: Dünümüzü bilmezsek günümüzü anlayamaz ve değerlendiremeyiz; yarınımız için de projeler üretemeyiz...Bu söz, "tarihten ders almak" anlamına da geliyor...Ben, bloglarımda genelde bunu yapmaya çalışıyorum. Güncel olayları, dünkülerle karşılaştırıyor ve hatırlatmalar yapıyorum ki, günümüze bakarak yanlış değerlendirmeler yapılmasın diye...Bir hocamız şöyle derdi: Tarih, patates gibidir, asıl yaralı olan yeri toprak altındadır...Size katılıyorum; tarihi hikaye kitabı gibi okumayalım...Ders alalım... Katkınız ve yorumunuz için teşekkür ederim. Selamlar.  20.11.2009 16:15
 

Orduda görev yapan komutanların Atatürk'e muhalefet etmeleri nedeniyle yazınızda kullandığınız sözü söylemiştir.Merak eden Söylev'i okusun...

Necati TÜFEKCİ 
 18.11.2009 20:38
Cevap :
Merhaba...Atatürk, bu sözleri, Nutuk'ta Trakya'daki durumu anlatırken söylemiştir.Trakya'daki Kolordu Komutanı olan Cafer Tayyar Bey, hem Doğu Trakya'da, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ,Trakya_Paşaeli Merkez Kurulu üyesi hem de Edirne milletvekili olarak Meclis'te bulunuyordu. Atatürk'e göre, Cafer Tayyar Paşa,yabancıların verdiği güvence üzerine yapılan çağrı üzerine İstanbul'a gitmiş ve kendisine Doğu Trakya'nın yanlız başına varlığını koruyamayacığını, ancak Batı Trakya ile birleşerek bir yabancı yönetiminde yaşayabileceği yolunda düşünceler aşılanmıştı. Ve çağrıyı kabul edip İstanbul'a gittiğini de dönüşten sonra bildirmişti.Atatürk, bu sözü biraz da kızarak, bu durum için söylemiştir...Selamlar.  18.11.2009 23:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 973
Toplam yorum
: 2471
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1389
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster