Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ağustos '10

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
5955
 

Orgazmik bi film: Inception (Başlangıç)

Orgazmik bi film: Inception (Başlangıç)
 

Zaten Labirent manyağıyım, daha beter oldum.


Sinemanın en keyifli anı ışıklar karardıktan sonra karşıdaki dev perdede başkasının hayal dünyasına ortak olmak, aslında başkasının gördüğü bir rüyaya katılıp onun zihni ve gözüyle kurgulanan bir dünyayı yaşamak olsa gerek.

Eğer bir yönetmen kendi rüyasını sinema diliyle anlatabilecek kadar yetenekli bir dahiyse bu ortaklaşa yaşanan keyif tam anlamıyla bir “orji”ye dönüşüyor. Hatta kalabalık bir sinema salonunu dolduran insanların birlikte hayal dünyasına katılmak istemeleri de zaten tek bir partnerle hep birlikte yaşanan bu hipergerçek orjinin ta kendisi.

Dün akşam bilim kurgu sinemasının dahilerinden Christopher Nolan’ın “Inception” (Başlangıç) filmini izlerken tıpkı filmde söylendiği gibi “nasıl başladığını anımsamadığım çok zengin, gerçekliğinden şüphe etmediğim, içinden çıkmak istemediğim bir rüyayı yine filmdeki oyuncuların yaptığı gibi yönetmenin zihin mimarisine girerek “paylaştım”.

Yönetmen Christopher Nolan “Memento- Akıl Defteri” filminde kısa süreli belleği her on dakikada bir sıfırlanan Leonard'ın karısını öldüren katili bulmaya çalıştığı, bunu yaparken de aklına gelenleri unutmamak için bedenine notlar aldığı hikayesi sondan başlayıp başa doğru ilerleyen, ve aslında sonun başlangıç, başlangıcın da son olduğu bir kurguyla kurgu içinde kurgu içinde kurgu içinde kurgu.... şeklinde kendi içine açılan bir sarmaldı.

Yaşadığımız deneyimlerin bir tür “nasıl başladığını bilmediğimiz bir rüya içinde rüya içinde rüya içinde rüya içinde…” şeklinde uzayıp giden döngüsel bir sarmaldan oluştuğu fikri benim gerçekliğe ve hayal dünyasına bakışımı tam olarak anlatan kavramlardır.

Inception filminin kurgusu ve anlatımı da Nolan’ın dahiyane zihninin bir yaratısı olarak başı ve sonu olmayan, başlangıcın aslında bir son, sonun da bir başlangıç olduğunu, gerçekliğin helezonik biçimde uzayıp giden bir tür döngüselliği olduğunu anlatan muhteşem bir kurgu, ve muhteşem bir görsellik sunuyor. Özellikle katlanan şehir, Escher'in paradoksal perspektifli merdivenlerinin hiç bir yere çıkmayışı ya da farklı bir bakış açısıyla veya zaman boyutunda bakıldığında paradoks olduğunun anlaşılabildiği ve filmin genel olarak kendinden başlayıp katman katman derine giden bir labirentte ilerleyip yine kendine çıkan Moebius Şeridi örgüsünü de bilimkurgusal açıdan zekice buldum.

“Zihin mimarisi”, “rüya paylaşımı”, “bir başkasının zihnine fikir yerleştirme” gibi kavramlarla oynayan filmin karmaşık gibi görünen kurgusu aslında karşılıklı konulan aynalarda sonsuza uzayıp giden görüntüler gibi, zamanın olmadığı, birbirini yansıtan, kendi içine açılan, kendini katlayarak çoğaltan gerçekliklerin birbiri peşisıra ya da aynı anda üst üste binmiş hallerinden oluşan çok katmanlı kurgulardan oluşuyor.

Inception, klasik film kurgusunun ve film dilinin Newton fiziğinin çizgisel üç boyutlu zaman ve mekan olgusunun tek bir gerçekliğe tekabül eden tek bir evreninde değil, kuantum fiziğinin çok boyutlu zaman ve mekan olgusunun geleceğe ve geçmişe aynı anda dokunabileceğiniz, aynı anda pek çok yerde birden bulunabildiğiniz ve aslında zamanın ve mekanın olmadığı sonsuz evreninde geçiyor.

Bu nedenle filmi anlamak ve iç içe açılan kurgular arasında kaybolmamak için aslında filmin zamansal olarak izlediği çizgiye takılmak ve tek bir hikayenin bütünselliğini ya da sonunda ne olduğunu aramak yerine, başlangıcın son, sonun başlangıç olduğu bu döngüsellikte her bir anın, her bir kurgunun kendi içinde görsel keyfini çıkarmayı öneriyorum. Tıpkı rüya görürken yaptığımız gibi. Ya da tıpkı ölmeden bir saniye önce aslında hayatın nasıl başladığını ve kimin kurgusu olduğunu bilmediğimiz bir rüya olduğunu anlayacağımız için yaşarken bir daha geri gelmeyecek anların değerini bilmemiz gerektiği gibi.

Rüyalar, zihnimizde birbirinden kopuk, anlamsız, mantıksız gibi görünen ama bilinçaltımızda pek çok anlamı olan olayların yaşanan zamandan farklı bir zamansal süreçte gerçekleştiği, ama gerçeklikte karşılığı olan kurgulardır. Çocukluğumdan beri hayal dünyasının kurgularının gerçekliği olduğunu düşündüğümden, tek bir gerçeklik tanımı olamayacağı fikrine varıp zihnimde sürekli döndürdüğüm “gerçekliğin aslında gerçekten olup olmadığına dair, hayalle gerçeğin sürekli iç içe olduğuna ve bu nedenle gerçekliğe dair tanımların ortaklaşa bir kurgudan ibaret olduğuna ve gerçekliğin çok katmanlı helezonik labirentlerine dair düşüncelerimin bir tür somutlaşmış haliyle Christopher Nolan’ın sinema dilindeki anlatımında karşılaştığımda başkasının zihninde de bunların olduğunu ve bilmeden bir başkasıyla benzer rüyaları gördüğümüzü fark etmek müthişti.

Filmi izlemek gerçekten o kadar keyifli ki, "zamanın yavaşladığı anlarda" yönetmenin kurguladığı ve sizi de içine alan bu orjiden çıkmak istemedim adeta.

Bu film kesinlikle bir kez izlemek için değil. Şimdiden bilim kurgu klasikleri arasında sayılabilecek ve tıpkı Cobb'un Ariadne'ye dediği gibi "kalıcı bir virüs gibi bir kez zihne yerleştikten sonra yaşam boyu zihinden çıkmayacak" bir film.

Bu yüzden bence "Inception" kesinlikle gerçekti:)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Inception filmi hakkındaki yorumunuzu çok beğendim.Ama çok beğendim!... Belli ki hamurunuz çok iyi;siz de kendinizi çok güzel yetiştirmişsiniz. Size nasıl gelir bilmem ama, bu filmi izlerken benim gönlümde ve zihnimde Hz. Muhammed'in "İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar." sözü adeta dans etti ve beni de ayağa kaldırarak beraber dans ettirdi. Filmin müzikleri de ne kadar güzel değil mi? Deprem etkisi yaratan bir filmin sarsıcı ve felsefi olarak ihtişamlı duygularını çok güzel destekliyor büyük usta Hans Zimmerin müziği. Bu bloğa yeni katıldım ve dolayısıyla ne, nasıl gönderilir bilmiyorum ama bende Kuantum Fiziği ve Biyoloji bilimleriyle; bizim aslında var olmadığımızı var olan tek gerçekliğin hayalinde bütün bu olup bitenlerin koptuğunu; çok güzel izah eden, Amerikan yapımı bir belgesel kaydı var. İngilizceniz varsa bu belgeseli sizinle paylaşmak isterdim. Facebook sayfamda da kayıtlı bu iki bölümden oluşan belgesel. Size bol ilhamlı yaratıcılık dolu günler dilerim. Saygilari

Göktug Öztürk 
 10.08.2010 2:21
Cevap :
Çok teşekkürler, filmin felsefi fizik ve metafizik yönü herkesi benzer biçimde etkilemiş galiba. Hans Zimmer'i Karayip korsanları ve gladyatör filmlerinden çok beğeniyorum. Gerçi benim favorim Philip Glass'tır ama bu tür filmler tam Hans Zimmer'lık:) filme bir kaç kez daha gitmek istiyorum örneğin o yerçekimsiz ortam ya da kurgular arası geçişler o görsellik bende trans etkisi yarattı adeta. selamlar.  10.08.2010 12:37
 

sırf minibüs düştüğü an içinde yaşanan aksiyon için bile izlemeye değerdi. sonsuz evrende geçiyor fikrine katılıyorum. çok rüya katmanlı bir filmi daha farklı anlatmanın bir yolu olmasa gerek. güzel yazıydı. saygılar...

Sinefilozof 
 03.08.2010 22:36
Cevap :
Sağolun, sizin yazı da çok iyiydi. mementodan çok daha iyi olduğunu ve Nolan'ın kendini ve aslında fantastik bilim kurgu sinemasını da aştığını düşünüyorum. Ben tam da böyle filmleri çok seviyorum işte. Nolan bi büyücü. selamlar.  04.08.2010 14:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 121
Toplam yorum
: 1956
Toplam mesaj
: 568
Ort. okunma sayısı
: 2671
Kayıt tarihi
: 09.07.06
 
 

Başkentte doğmuşum ve orada gidilecek tüm okullara gitmişim: ODTÜ-Psikoloji ve Ankara Üni. İletiş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster