Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Nisan '20

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
141
 

Orhan Pamuk’la İkinci Dünya

 

Ne istediğimi kendim de bilmiyordum; hayattan korkuyordum, kaçıp uzaklaşmak istiyordum, ama yine de hayattan bir şeyler bekliyordum.

 Tolstoy/İtiraflarım

 

 

   Okumaya korktuğum yazarlar vardır. Okuduğumda sanki büyük bir suç işleyecekmişim hissi veren yazarlar. Korkularımla yüzleştiğimde ise iyi ki dediğim yazarlar. Yazmanın bir alışkanlık olduğunu düşünürüm. Bıraktığında ise hayatında seni sen yapan bir şeylerin yok olduğunu hissedersin ve günaydın kelimesi bile anlamsız gelir sana. Orhan Pamuk’ta o yazarlardan biriydi. Okursam suç işleyecekmiş gibi hissettiğim ama beni de kendisine çeken bir yazar. Okumaya bile zamanımın olmadığı, uyanmak istemediğim,  bıkkınlıklarla dolu şu günlerde kütüphaneme bir göz gezdirdim. Beni ben yapan şeylerden nasıl mahrum kaldığımı fark ettiğimde ise elime bir Orhan Pamuk kitabı almıştım. İşte o an tüm korkum gitti ve okumaya başladım.  

   “Yazmak bir alışkanlıktır. Her gün edebiyatla ilgilenmek alınması gereken bir ilaca olan ihtiyaç gibidir” diyordu. İşte bu cümleleri okuduğumda dedim ki ben neden daha önce okumadım, neden korkuyordum, insanlardan mı, insanların ona karşı olan nefretinden mi, edebiyatının suçu neydi, ya da cümlelerinin? Pamuk, hakkında açılan davanın, onun roman yazmak için gerekli olan çocuksu saflığını yok ettiğine; ciddi ve sorumlu biri haline getirdiğine inanmıştı. Her yazılan yazı da farklı bir kimliğe bürünen yazarlar, odak sorunu yaşarken gerçeklerini yansıtamaz ve içlerinden geldiği gibi yaratıcılıklarını konuşturamaz. Ama ben tüm Türkiye’nin bildiği, Orhan Pamuk’a olan bakış açısını tekrar ele almayacağım. Sadece edebiyatına ve hislerine odaklanacağım ki yazdıkları yüzünden eleştirel bir tavır takındığını da aklımın bir köşesinde bulunduracağım.

Ölümünden iki yıl önce babam kendi yazıları, el yazmaları ve defterleriyle dolu küçük bir bavul verdi bana. Her zamanki şakacı, alaycı havasını takınarak, kendisinden sonra, yani ölümünden sonra onları okumamı istediğini söyleyiverdi.

Babamın Bavulu/Nobel Edebiyat Ödülü Konuşması

 

   Babasının verdiği bavulu bir süre açamamıştır. Babasının hayatı boyunca kaçtığı gerçeğiyle,  kendine bile kabul ettiremediği kimliğiyle yüzleşmek istememiştir. Babası yazmayı sevmesine rağmen alışkın olduğu hayattan kopamamış, hem o hayatın hem de yurtdışına çıkıp bir otel odasında yazılarını yazdığı hayatın ortasında, arafta kalmıştır. Belki de bavul içerisinde olan yazıları okuduğunda babasını kıskanmaktan korkmuştur. Ya da birçok yazar gibi o muhteşem yazıları yayınlamadığı için babasından nefret etmekten korkuyordur. Babası hayatın güzelliklerinden vazgeçememiş ve yazılarından vazgeçmiştir. Bir odaya kapanmaktan ziyade yaşamayı seçmiştir ama başaramamıştır. Sadece, yazar olmayı seçmeyerek, riske girmemeyi seçmiştir. 

Şimdi yıllar sonra bu huzursuzluğun insanı yazar yapan temel dürtülerden biri olduğunu biliyorum. Yazar olmak için, sabır ve çileden önce içimizde kalabalıktan, cemaatten, günlük sıradan hayattan, herkesin yaşadığı şeylerden kaçıp bir odaya kapanma dürtüsü olmalıdır.

 

    Pamuk, yazar olabilmek için birçok şeyden vazgeçmiştir. Zengin bir aileden gelmesine rağmen ömrünü edebiyatına adamıştır. Fakat içindeki ikilemden kurtulması kolay olmamıştır. Yazar olabilmek için kendini odaya kapatmış, içinden geldiği gibi yazamamanın üzüntüsünü yaşarken, babasına kızgınlığını dile getirmiştir. Babasının yazarlığı kendisi gibi ciddiye almayışını ve toplumun içinde, kendine, mutlu olduğu ya da mutlu göründüğü bağımsız ve özgür bir hayat kurduğu için onu kıskanıyordu. Huzursuzluğunun sebebi buydu belki de. Mutluluğun ne olduğunu düşünürken aklından sayısız anlamlar geçiyordu. Mutluluk, bir odaya kapanıp diğer insanların mutluluğu için yazmak mı yoksa insanların arasında kurallara uygun bir hayat yaşamak mı? Mutlu görünmek gerçekten mutlu olmayı sağlayabilir miydi? Babasını ne kadar tanıyordu? Gerçek babası hislerini kâğıda döken kişi miydi? Yoksa toplumun içinde mutluymuş gibi davranan kişi mi? Hangisiydi?

İçimde bir yandan her şeye karşı durdurulmaz bir merak ve aşırı iyimser bir okuyup öğrenme açlığı vardı; bir yandan da hayatımın bir şekilde “eksik” bir hayat olacağını, başkaları gibi yaşayamayacağımı hissediyordum. 

   İnsanın korkuyla yaşaması eserlerine de katkı sağlar fakat korkularının üzerine gitmesi yaratıcığını arttırır. Riske girmek her zaman korkunç gelir, hayat her zaman adil davranmaz. Bazen insan kendini güvende hissetmek ister ve geri adım atar. Kendine hedefler koyar ve hep ileri bir tarihe karar verir. Zaman akıp gider ve kendiyle savaşı hiç bitmez. Endişeye kapılırsın, başladığın her şeyi yarım bırakıyor gibi hissedersin ve işte o zaman yenilgi sana doğru yürümeye başlar. Sen onun koşmasına izin vermek istemezsin. Çünkü edebiyatını da bir zamanlar tutunduğun şeyler gibi yarım bırakmaktan korkarsın. Ama o seni asla bırakmaz, hep savaş verir ve sen her defasında edebiyatının o savaşı kazanması için dua edersin.

Benim için yazar olmak demek, içimizde taşıdığımız, en fazla taşıdığımızı biraz bildiğimiz gizli yaralarımızın üzerinde durmak, onları sabırla keşfetmek, tanımak, iyice ortaya çıkarmak ve bu yaraları ve acıları yazımızın ve kimliğimizin bilinçle sahiplendirdiğimiz bir parçası haline getirmektir. Herkesin bildiğini ama bildiğini bilmediği şeylerden söz etmektir yazarlık. Bu bilginin keşfi ve onun geliştirip paylaşılması okura çok tanıdığı bir dünyada hayret ederek gezinmenin zevklerini verir. 

   Ne kadar yazarsan yaz bazen en iyisi olma fikri seni ele geçirir. Ünlü yazarların hayat hikâyelerini defalarca okursun. Onlar gibi olmak için notlar alırsın. Kendine güvendiğini, en iyisi olabileceğini defalarca kendine anlatırsın. Endişelerin sana çoğu zaman arkadaş olur. Boğuşmaların yıllarca sürer ama asla bitmez. Kitaplar okursun, yazılar okursun, o yazarlarda olup da sen de olmayan yetenekleri bulmak istersin. Tüm yazarların duymak istedikleri şeyleri duymak istersin. “Bu romanınız iyice uzun olsun lütfen.” Güven duygusunu aşılamak istersin.  Ve en sonunda tüm dünyaya neden yazdığını kanıtlamak istercesine açıklama yapmak istersin. Sayfalarca yazarsın ama neden yazdığını anlatacak cümleler için de bir kitap yazman gerekir. Çünkü bunu anlatacak kelimeler bulamazsın. Sen ilacını bırakırsan öleceğini kimseye kanıtlayamazsın. “Mutlu olmak için yazıyorum evet” belki de anlatmak istediklerinin en güzel özeti olur.

Günler de her zaman zordur. Yazmadığınız için zordur hayat. Yazamadığınız için zordur. Ve yazdığınız için de zordur, çünkü yazmak çok zordur[…] Hayal ettiğiniz kitabın ima ettiği yazar olmak.

İma Edilen Yazar/Peterbaugh Konferansı Konuşması  

   Nereye ait olduğunu düşünürsün. İki dünya arasında gidip gelirsin ve hislerin birbirine karışır. Emin olamazsın. “Ait olmak istediğin dünya tabii ki hayal gücünün dünyasıdır.” Bildiğin o sahte dünyadan kaçmak ve ikinci dünyana sığınmak istersin. Senin gerçeğin o dünyadır. Yıllar önce kaçtığın ve düşüncelerini bıraktığın dünya senin gerçeğini yansıtmamıştır. Senin gerçeğin o odada uzun bir süre geçirip, hayal dünyanı resmetmektir.  Fakat yine de birinci dünyan sana ikinci dünyanın kapılarını açmış ve etkisi altında bırakmıştır. O senin bir parçan belki de seni besleyen en büyük kâbusundur. Kâbusunla yüzleşmediğin sürece, ikinci dünyanda başarılı olamayacağını hayat sana öğretmiş ve seni bu günlere taşımıştır.

   Bir son duygusu… Hayatın bir çerçeveye sığabileceğini ya da yüklediğimiz anlamlara göre yol alınabileceğini hissettiren, belki de ayakta durabilmek için ihtiyacımız olan, bize benzeyen kahramanlar yaratmak ve onları hayal gücümüzle yaşatmaktır. Düşüncelerimizde saklı olanlara mı güvenmeliyiz yoksa hayalini kurduğumuz gelecekle yüzleşmekten mi korkmamalıyız? sorusunun cevabını bulduğumuzda başarıyı da, mutluluğu da, huzuru da yakalayacağız. Tek bir gerçekle… Çünkü çelişki ve ikilemlerle yaşamak insanı çok yorar.

   Kendisini bir dünya yazarı olarak adlandıran Pamuk, çatışan düşüncelerini eserlerine de yansıtmış ve bu düşüncelerin onun yaratıcılığına olan katkısından her konuşmasında bahsetmiştir. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 47
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 205
Kayıt tarihi
: 18.07.15
 
 

1992 yılı İstanbul doğumlu. İlkokulu İstanbul'da okudu, ortaokulu ve liseyi Edirne'de bitirdi. Kara..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster