Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Kasım '12

 
Kategori
Dil Eğitimi
Okunma Sayısı
3029
 

Orhan Pamuk'un Türkçe yanlışları

Orhan Pamuk'un Türkçe yanlışları
 

Türkçe Edebiyat Eğitiminde Sorunlar- Çözümler, Eyüboğlu Eğitim Kurumları, 3 Mayıs 1997; Yöntem ve Teknikler / Dilin Eğitmdeki Yeri / Dilbilgisinde Tartışmalı Konular, Türkay Korkmaz


Orhan Pamuk’un  Kar ve Benim Adım Kırmızı romanlarından, Nobel Edebiyat Ödül Töreni’ndeki konuşmasından yaptığımız alıntılarda böylesine tanınmış bir yazarımızın Türkçe'yi kullanırken düştüğü dil yanlışlarını bir okur duyarlığıyla göstermek görevini Türkçe adına gerekli gördük.

Kar romanını okuduğumda neden bu yanlışlar diye kendime sormadan edemedim.

1. “Üzerine isabet eden iki kurşuna rağmen müdürün hayatını kurtaramayan cihazdan zarar görmeden çıkarılan banttaki konuşmaların dökümünü rahmetli müdürün gözleri yıllar sonra hâlâ yaşlı dul eşiyle ünlü bir manken olan kızından aldım. “  ( s . 43 )

Müdürün yaşamının korunma görevinin ses alma aracına verilmesi de anlaşılır gibi değil.

... rahmetl imüdürün gözleri yıllar sonra hâlâ yaşlı dul eşi ....” anlam belirsizliği var. Birden çok önad, ad tamlamasında tamlayanla tamlanan arasına girerek anlamayı güçleştiriyor. Yazarın bunu bilinçle yaptığı bilinmektedir. Okurların yorulması, tümcelere yanlış anlamlar vermesi mi amaçlanmaktadır? Oysa kısa tümceler kurularak da yoğun anlatım sağlanabilir.   

2. “Parti il merkezi uzun uzun arandıktan ve dolapları ve dosyaları altüst edilip bir kısmı iplerle bağlanıp torbalara doldurulduktan ve bir de arama tutanağı tutulduktan sonra bindirildikleri polis aracının arkasında yanyana suçlu çocuklar gibi sessizce otururlarken Ka aynı ezikliği Muhtar ‘ ın dizlerinin üzerinde şişman ve ihtiyar köpekler gibi uslu uslu duran iri ve beyaz ellerinde gördü. " ( s . 66 )

“  .... otururlarken  Ka duyduğu aynı ezikliği .......  gördü . “  biçiminde düzeltilmeli . Çünkü , “Ka “ duyuyor , yaşıyor sonra bunu ellerde görüyor. Bu tümcede ellerin “ ihtiyar köpeklere“ benzetilmesini de pek kavramış değiliz. Bu iki nesne arasında nasıl bir ilgi düşünülmüş ki böyle bir benzetmeye gidilmiş. Ayrıca tümcenin uzun olması bir yana, bir tümcede bu kadar “ve” bağlacı niçin kullanılmış. Tümceyi uzun kurarak anlamı anlaşılmaz kılmak, anlatımı güçleştirmek için mi ? Ayrıca “yanyana” sözcükleri ayrı yazılmalıydı. 

3. “Lacivert’in peşinden siyah beyaz televizyonu açık, yoksul bir odaya girdi.” ( s . 75 )

Bu tümcede “siyah beyaz “ olan televizyonun rengi mi, yayını mı ? Yine bir başka yanlış, nesneleri kişileştirmede görülmekte : “ ...yoksul bir oda ...” Oysa bu tümce,

“... siyah beyaz görüntülü televizyon.....  bakımsız, içinde eşyası bulunmayan oda .....”  diye kurulabilirdi.

4. “Odanın yalınlığı ve fakirliği ... huzursuz ediyordu. “  ( s . 76 )

Yazar, bir önceki tümcede “yoksul “ sözcüğünü kullanırken bu tümcede “fakir “ sözcüğünü yeğliyor. Bu, eşanlamlı iki sözcüğü kullanma yanlışına  götürüyor yazarı. 

5.  Kendisine ziyarete gelen yabancılara ilk şöyle demiş: “  ( s . 77 ) 

 “Kendisine “ sözcüğü  yan tümce ve temel tümcede etkilenme durumunda . Bu nedenle “kendisini " biçiminde yazılmalıydı.

6. “Kadaha okudu. “ tümcesinde “ daha “ belirteci yanlış olarak kullanılmış. Çünkü “daha “ önadlara, belirteçlere üstünlük, eylemlere de henüz, başka, gibi anlamları katar. Bu örnekteyse böyle bir görevi yok. Bu tümcenin tümüne bakalım :

“Ka sehpanın başına oturup yeni yazdığı şiirini heyecanla ve güvenle okumaya başladı ve hemen durdu. Göz ucuyla İpek ‘e bakarak yeniden okumaya başladı. “ Güzel mi ? " diye sordu az sonra Ka. “Evet güzel! " dedi İpek. Ka daha okudu, gene “ Güzel mi? “ diye sordu. “  ( s . 93 ) 

Yazarın  tümcelerde sözcüklere yeni görevler yüklemesi düşünülebilir. Ancak Türkçe de sözcüklerin nasıl, nerede, niçin kullanılması gerektiğini açıklayan dilbilgisi kurallarının olduğunu unutmamak, bunlara uymak koşuluyla.  Örneğin, “ Ka daha okumadı “ anlatımında bir sorun yok. Yazarın  “ ... daha okudu " anlatımını şiirde “daha okudu daha yazdı “ olarak düşünebiliriz . Bunu ozanın özgünlüğüne veririz Düz yazıysa dilbilgisel kuralları zorunlu kılar.

7. “Belki de devlete ezeli muhalif ateist babamın kızı olduğumu hatırladığım  için. " ( s . 115 )  

... babamın / babanın " olarak yazılmalıydı . Baba sözcüğünde “ m” iyelik eki gereksiz . Çünkü ortaç olan “ olduğum” sözcüğünde aynı görevi gören ek bulunmaktadır .

Tümceyi düzelterek şöyle  yazabiliriz : “ Belki de devlete ezeli muhalif ateist babanın kızı olduğumu hatırladığım için.

Tümcede, “ .... ateist baba: önad tamlaması, ateist babanın kızı: belirtili ad tamlaması “ Bu her iki tamlama iç içe yer alarak karma tamlama oluşturmuştur.

8. “Mor ve uzun yağmurluğunun üzerinde biriken karları sildi. “ ( s . 118 ) 

Tümcede, “ sildi “ sözcüğü yanlış kullanılmış. Bunun yerine “silkti “ sözcüğü olabilirdi. Çünkü yapılan eylem "sil-" değil "silk-"

9. “Ötekiler kadar güzel ve hüzünlü bir başka eski Ermeni binasının önünden biraz aşağı inmişti. "  

Tümcede, “ ... hüzünlü bir başka eski Ermeni binası ...” tamlamasında önadların sıralanışında yanlışlıklar bulunmaktadır. Türkçe de niteleme önadları ada en yakın olanıdır. Çünkü vurgulanmak istenen niteliktir. Belirtme önadları ada uzaktır. Ancak kimi önad tamlamalarında kimi kez belirtme önadları vurgulanmak için ada yaklaştırılır. Örneğin, “ bir güzel ev " ya da “ güzel bir ev "

Orhan Pamuk’tan yaptığımız alıntıda “ hüzünlü bir başka eski Ermeni binası " tamlamasında niteleme, belirtme sonra yine niteleme önadları “ Ermeni  binası” ad tamlamasını anlatırken karmaşa görülmektedir. Örneğin bu tamlama şöyle kurulsaydı böyle bir sorun yaşanmazdı. “ ...hüzünlü, eski, bir başka Ermeni binası...” Düzeltide belirtme önadı önemsenerek ada yaklaştırıldı. Niteleme, belirtme önadlarını sıraya koyduğumuzda kulağımızı tırmalayan anlatım düzeltilmiş oldu.  

10. “.... ablasının bu kadar güzel, bu kadar ince, bu kadar duyarlı ve dürüst olmasına rağmen ve belki de bu yüzden mutsuz olması ( burada sesi kırıldı ) olduğunu, çocukluklarında ve gençliğinde ablasının iyiliği ve güzelliğinin kendisine  hep örnek olduğunu  ( sesi bir daha kırıldı ), bu iyilik ve güzellik yanında kendini hep kötü ve çirkin hissettiğini, ablasının o öyle hissetmesin diye kendi güzelliğini  sakladığını söyledi. “  ( s . 222 ) 

Bu tümcenin yarısını yazdık. Bir tümce bir bölümce boyutunda. Uzun tümcelerin anlatım bozukluklarına yol açması doğaldır. Bir de dilbilgisel bilgi eksikliğinden kaynaklanan “ olması, olduğunu, yeniden bir kez daha olduğunu “ sıralamasında ad eylem, ortaç birbirine karıştırılmış. Ne demek  “ablasının mutsuz olması olduğunu " bu anlatımın bir açıklaması olamaz. Bir yazara böyle çalakalem  yazma hakkını Türkçe vermiyor.

11. “Ama bir daha beni geri hiç aramadı. " ( s . 231 )

 İşte bir çalakalem örneği daha. Bu kez tümce kısa  ama anlamca bozuk. Ne demek, “ beni geri hiç aramadı “Bu tümcede “ geri ” sözcüğü gereksiz olarak kullanılmıştır.

 12. Kadife’nin yarı hıçın sesle Lacivert’e diklenirken, aslında Lacivert’le olan mahremiyetini ortaya döktüğünün, böylece onu zayıf yerinden yaralarken  Ka’yı da tanıklığından dolayı suçlu durumuna düşürdüğünü hissetti Ka . “  ( s . 234  ) 

Kadife’nin” , “döktüğünün” sonunda yer alan “-in” ekleri gereksiz. Aynı kişi olan Ka  cümlenin hangi öğesi özne mi, sözcük öbeğinde nesne mi? Bu uzun tümcenin öznesi “Kadife “ olduğuna göre tümce sonunda yer alan “Ka” anlatım bozukluğuna yol açmakta. Çünkü gereksiz sözcük. Bu sözcüğü çıkarak tümceyi bir kez daha okuyalım.

Kadife, yarı hırçın sesle Lacivert’e diklenirken, aslında Lacivert’le olan mahremiyetini ortaya döktüğünü, böylece onu zayıf yerinden yararlarken Ka’yı da tanıklığından dolayı suçlu duruma düşürdüğünü hissetti.”

13. “Turgut Bey ‘in gözleri bir anda yaşlandı. " ( s . 368)

Tümcede yer alan yüklem görevli  “ yaşlandı / yaşardı “ biçiminde yazılmalıydı. Sözcüğünün kökü “yaş" ad türünde bir sözcüktür. Bu sözcüğe getirilen  “-len / - lan “ eki sözcüğü eylem yapmaktadır. Türemiş yapıda olan “ yaşlandı“ sözcüğünün    “- len ( - le – n “ ekiyle edilgenleşmesi burada  gerekmiyor. Bu tümcede dilimizde az kullanımı olan “ -er “  eki getirilmeliydi. Bu  yapım eki  ada edilgenlik anlamı kattığı için başka ek gerekmemektedir.  Örneğin,  “ baş - ar - ,  sar(ı) –ar -  ,  yeş (il) –er -  vb. “ ad türünde olan “baş “sözcüğüne  geçişlilik, önad göreviyle kullanılan “ sarı, yeşil “ sözcüklerine de geçişsizlik kazandırmıştır. Hangi eki nerede kullanmamız gerektiğini bir yazar olarak bilmek zorundayız. Yazarlığa soyunanların Türkçeyi bilmeden kalıcı olmaları olanaksızdır.         

 14. Bu küfürleri Ka’nın yabancısı olmadığı siyasi çözümlemelerin, ülkenin yüksek çıkarlarının ve tehditlerin arasına, tıpkı çocukların  tatlı tuzlu aldırmadan her lokmanın üzerine  düşüncesizce döktükleri ketçap gibi bol bol döküyordu. "  ( s . 354 ) 

Tümceyi çözdüğümüzde özne “o”, yüklem “döküyordu”, belirtili nesne “bu küfürleri” olduğunu görüyoruz. Türkçede “küfürün dökülmesi” diye bir anlatım var  mı?       

Şimdi, Benim Adım Kırmızı adlı romanındaki yanlışlara bakalım :

15. “...... saygı duymuyor değilim.”  ( s. 298/1 )

Bu tümcede “saygı duymadığını” anlatmak istiyor. Oysa tümce “saygı duyuyorum” anlamındadır.Düzeltirsek,”...saygı duyuyor değilim.” olmalıydı. Çünkü bir sonraki tümcede saygı duymadığı anlamını amaçladığını doğruluyor: “... Leylek’i de cetvellerle çok dövdüm, ama ona saygı duyuyorum.”diyor.

16. “... bir iki şakasını edip görmemezlikten gelirler.” (s. 404/1)

Tümcede “görmemezlik” yanlış kullanım, “gör-me-mez-lik” “–me,-mez”olumsuzluk ekleri birlikte kullanılamaz; doğrusu “görmezlik”. Çünkü, “görür-olumlusunun, olumsuzu “görmez”

17. “Hani bakara suresinin sonunda şu anlama gelir ayetler vardır.” (s.434/2)

Tümcede “gelir” çekimli eylemi yerine eylemsi “gelen” ortacı kullanılmalıydı. 

18.”..gözlerimin aslında çekik olmadığımı anlasalar...” ( s. 469/3 )

 

“..olmadığımı”, “olmadığını” olarak yazılmalıydı.

Orhan Pamuk’un Nobel Ödül Töreni konuşma metni  (07 Aralık 2006 )

19.“Babam kısa süren yolculuklara çıkarken ve bazen de evden iş yerine bir yük taşırken taşırdı onu.”

“...yük taşırken taşırdı onu.” İle anlatılmak istenen ne? Baba, onu taşıması için yük taşıması mı gerekiyormuş.Taşıyacağı yükü başka bir yükle birlikte mi taşıyacak...

20.“.... kendimin de bir gün ayrı bir evde böyle bir kütüphanemin .. .olacağını... düşlerdim.  "kendimin....... kütüphanemin olacağı...” ad tamlamasını " kendimin..... kütüphanesinin  olacağı....” olarak yazarsak anlatım bozukluğunu düzeltmiş oluruz..

21.Babam bu kütüphaneyi....aldığı kitaplarla ...yapmıştı.”

Tümcede özne-yüklem uyumsuzluğu var. Şöyle düzeltebiliriz:“Babam bu kütüphaneyi ... aldığı kitaplarla...kurmuştu.”

22. “..ben yıllar boyunca okuyup yazarak, kendim masa başında araştırmış, keşfetmiş, derinleştirmiştim.”

“ben” adılı yeterli olduğu için “kendim” dönüşlülük adılına gerek yoktur. Pekiştirmelerde kullanılabilir, burada böyle bir anlatım söz konusu değil.

23. “... bitip tükenmeyen aşağılanma hayalleri ”

Türkçe de “hayal” güzellikler için kurulacağı için “aşağılanma hayalleri” denmez. Bunun yerine “aşağılanma korkuları” kullanılabilir.

24. “Ama hikâyemin bana daha da derin bir suçluluk duydurtan bir simetrisi ... var.”

“duydurtan” yerine “duyurtan, duyumsatan” sözcükleri kullanılabilir.

25. “..bugün babam aramızda olsun çok isterdim.”

Tümcesini “..bugün babamın aramızda olmasını çok isterdim.” olarak yazmak daha da doğru olurdu.

Orhan Pamuk ‘un iki romanından, Nobel Edebiyat Ödülü konuşmasından yaptığımız alıntılar Türkçe yanlışlarını göstermeye yeter sanırım. Sayın yazar , TV 8 ‘de Haluk Şahin’le  yaptığı tanıtım amaçlı izlencede , ”Romanlarımı konuşacağına başka konuları gündeme getiriyorlar .” diye yakınmıştı. Umarım bu yakınmasını bir ölçüde gidermişizdir .

“Türkçe; düşüncemizin, duyarlığımızın, dünyayı algılama, yorumlama gücümüzün toprağıdır. Kendi diliyle yaşama bakamayan toplumun özgür olması, bağımsız olması düşünülemez.”      

(Mehmet Başaran,Çağdaş Türk Dili,Nisan 2002)

 

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben Orhan Pamuk'u okumamanın, nasıl bir anlam karmaşası yaratacağı baştan belli olmayan uzun cümlelerini anlamaya çalışmamanın insana hiçbir şey kaybettirmediğini gördüm. O nedenle, kitaplarını okumak ve de o Nobel Ödülünü nasıl aldığını anlamaya çalışmak gibi bir emelim hiç olmadı. Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 02.12.2012 5:37
Cevap :
Sayın Ata Kemal Şahin, "Geçmiş, gelecek, şimdi" dünden bu yana akıyor mu?! Ya da böyle akan, duran "zaman" yok ne dersin? Kendinizi tanıtırken "geçmiş, gelecek yok" diyorsun ya kimbilir belki de haklısın."Kelebek Ömrüm" şiir kitabımın adı göreceli olmayan mı var dedirtiyor insana."Doludizgin" başka bir şiir kitabım o da sizin dediğiniz "şimdi" mi bilmem.Belki de "geçmiş, gelecek, şimdi..." Şimdi "blok yorumları"na gelirsek: Orhan Pamuk çalışkan, işine emek veren bir yazarımız.Bu alanda başarılı da.Ancak onu anlamak, eleştirmek hakkını elimizden bu durumu alamaz.Türkçe adına kaygılar taşımamız bireysel, toplumsal yaşamımız adına gerekir diye düşünüyorum.Kim ne yazarsa yazsın onu anlamak, irdelemek her okurun, yazanın görevi olmalı.Bu nedenle Orhan Pamuk'u anlamak, anlatmak bir görevdir de... Sevgiler, saygılar...  02.12.2012 9:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 988
Toplam yorum
: 307
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 671
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster