Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Şubat '18

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1460
 

Orijin “Ben” Dediğimiz Boyut Nerede?

Orijin “Ben” Dediğimiz Boyut Nerede?
 

 

Klasik tarzdaki yaklaşımları pek sevemiyorum.

Ne var ki karşımıza bazen bir statü, sistem ve prensipler çıkıyor. Mecburen o yönden de konuya eğilmek zorunda kalıyorsunuz.

İşte bu sistem ilk etapta sana ayna oluyor ve bunu kabullenmek gerekiyor. 

Doğumdan itibaren, beyinde bir takım gelişmeler var.

Akıllardan çıkarılmamalı!

Beyne gelen bilgi; ister içerden beyin sapından gelsin, limbik sistem kaynaklı olsun, genlerden gelsin veya dışarıdan astrolojik etkilerle gelsin durum hiç değişmiyor.

Beyinde bir çalışma mekanizması söz konusu.

Epifiz, Amigdala ve Prefrontalkorteks…

Bu bilgiler bahsini ettiğimiz beynin bu üç önemli bölümünde, özellikle PFC' de bahsini ettiğimiz şekilde değerlendiriliyor v idrak ediliyor.

Hormonların devreye girmesi, insanı ben dediği noktaya kadar getiriyor. Yaşam, haliyle beş duyu kaydıyla ona bağlı olarak devam ediyor.

Buna göre insan kendisini beden-ben noktası olarak kabul ediyor. Yani özellikler bütünü olarak.

Bu beden sorunu, yaşayan ve konuşan tefekkür eden bir insanın hiçbir zaman aklından çıkmamıştır.

Ama ölüm denen olayla birlikte, bu bedenin toprak olacağı ancak bilincin asla kaybolmayacağı da düşünülüyor.

Lavaziye Kanunu, “yok olan şey var olmaz, var olan şey yok olmaz” diyor. İşte bu bakış açısıyla değerlendirirsek, "bu beden ölüm ile birlikte yok olacak ve “ben” ise bilinçli bir varlık olarak yaşamıma sonsuza kadar devam edeceğim"e geliyor.

Özetlemek gerekirse, "farklı bir formatla ve sonsuza kadar yaşama devam edeceğim" anlamına geliyor.

Beyinde PFC aklı temsil eder. Akıl; insanın ölümden sonra yok olamayacağını kabul ettiğinde, otomatik olarak 'beden değilim, bu görülen BEN olamam' anlayışının isabetliliğine kendini ikna etmiş oluyor..

Bu analiz beyin tarafından üretilen mikrodalga enerjinin yani ruh bedenin varlığını da ortaya çıkaracaktır..

Diğer yandan şu yaklaşımı dikkate almalısınız:

“Varlık, göz denen mekanizmaya göre her ne kadar çokluk halinde de olsa, gerçekte tüm ve tekil bir yapıdır; bilinç bu tekil yapının kendine bakan gözüdür! Bilinç kendi hakikatini algılayabildiği ölçüde kendi özünü tanır ve bu tanımanın sonu “HİÇ”liğe çıkar. Olayın sonu hiçlikte hiç olduğunu hissediştir.” (bknz. Ahmed Hulusi YENİLEN kitabı)

Ve bizim beden kaydı ile yaşarken ben dediğimiz nokta, orijini itibariyle aslında hiçlik boyutuna işaret eder.

Herşeyin çıkış kaynağı burasıdır.

Tabi o nokta açığa çıktığında, yani o tek şuur-bilincin çok değişik formatlar atarak, çok değişik formatlara dönüşerek, farklı suretlere girebildiği ve BEN dediği anlaşılmaktadır.


Şayet kişi bir beden kaydı inancı ile yaşıyorsa; o zaman göreceli olarak sanal benliklerle yaşıyor, o sanal benlik yapılanmasını bir türlü üzerinden atamıyor ve bahsini ettiğimiz gerçek anlamdaki benliğine hiç bir zaman kavuşamıyor, demektir. 

Haliyle kişi kendini bilmeden hayatına devam edip gidiyor.

Ne yaşayacaksa onu  yaşıyor.

İşin bilinmeyen tarafı da budur.

 

Ahmed F. Yüksel

facebook.com/ahmedfevzi.yuksel
instagram.com/sufafy
twitter.com/sufafy

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bilim ve beyin işleyiş sistemi ile güncel bir dille anlattığınız çarpıcı ve oldukça derin detaylı bir yazı ... Emeğinize Sağlık

Dilek Kuralim 
 20.02.2018 14:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 612
Toplam yorum
: 1991
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10243
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster