Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '08

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
1424
 

Ormancıların Dünyası

Ormancıların Dünyası
 

Burada, Orman İdaresi mensuplarının ve ailelerinin hayatlarından minik minik anekdotlar okuyacaksınız. Ormancılar, mesleklerini yirmidört saat yapan insanlardır. Eşleri, çocukları da bu ortamın havasını solurlar derinlemesine.. Ormancılığı eşleri, çocukları, babaları ile birlikte yaşarlar.
Aileleler de ormancılığın dertlerine sorunlarına ortak olurlar, ayni üzüntü ile üzülür, ayni güzelliklere sevinirler onlar da ormancılarla birlikte... Dışardan çok farklı, içinden çok farklı görünen yaşantıları vardır ormancıların ve ailelerinin...
Orman Teşkilatı Mensuplarının ve aile bireylerinin gönderdiği , kendi yaşamlarından kesitlere, anılara rastlayacaksınız burada... Kendi yaşantılarındaki ormancılık ile ilgili ilginç anılarını gönderecek Orman camiası mensuplarının anılarına da GAZİEMİR ORMAN blogunda yer verilecektir.

Ben Hüseyin AKGÜL.
Bir ormancı çocuğuyum. Babam Kemalpaşa' da, Urla' da uzun yıllar Orman İşletme Şefi olarak görev yaptı. Şimdi emekli. Mesleğini çok severdi babam...
Çocukluğumda, yazın bir kere bile tatile, denize gidemezdik. Babam çok titizdi. Bırakıp gidemezdi. O zamanki adıyla Orman Bölge Şefleri, ormanlarını ve çevresini en iyi tanıyan kişiydi. İzne gitmek için ailecek plan yapar, babama " Baba ne olur bu sene gidelim bari bir kerecik tatile... Ne olur." dediğimizde :
-Ben izne gittiğimde yerime vekalet edecek olan kişi benim ormanlarımı tanıyamaz benim kadar... Orman içindeki yolları bilemez. Ormandaki su kaynaklarının yerlerini bilemez. Köylerini , köylülerini bilemez. Bir orman yangınında ne yaparlar sonra! Boşverin bu yılda gitmeyelim tatile... Seneye gideriz. derdi..
Ormancı ailelerinin ortak kaderidir bu. Seneye, seneye, seneye, o sene hiç gelmez. Babaların mesleki özellikleri, onları bir ağaç gibi, nerdeyse bulundukları yere kökleriyle bağlar. Cefakar, fedakar insanlardır onlar... Sanki Devlet Memurları Kanunu ormancıları kanun haricinde bırakmış.

-Akşam 5 oldu, mesai bitti, eve gideyim. Sabah mesai 8:30 da, yarım saat te benden, saat 9 da dairede olayım " diye bir şey yoktur ormancılarda. Bazen, sabah ortalık ağarırken ormanların korumasında görürsünüz onları... Bazen gece yarısı...
Bazan geceler gündüzler boyu yangınların içinde boğuşurlar. Yangın bitiminde de, sanki evde istirahatini yapmış da mesaiye geliyormuş gibi, sanki günlerce yangınla boğuşmuş olan onlar değilmiş gibi, hemencecik, nerede kalmıştık deyip yangın nedeniyle yarıda kalan işlerine devam ederler.
Ormancılıkta iş bitmeden mesai bitmez diye bir deyim bile vardır.. Hafta sonu tatillleri fiiliyatta yoktur ormancıların, iş varsa her zaman görev de vardır.. Memur dediğin sabah, mesai başlama saatinde gider işine değil mi ? Akşam mesai saati bitince de evine gider.. Hafta sonunda bir devlet memuru göreve mi gider, tatil mi yapar... ? Ya ulusal ve dini bayramlar? Yıllık izin mi, o da ne ?
Dedim ya, sanki Devlet Memurları Kanununu çıkarırken Ormancıları hariç tutmuşlar.Hiç sızlanmadan, halinden yakınmadan, son güçlerine kadar koşturup dururlar dur durak bilmeden.. Bunlara devlet memuru demek te yanlış aslında ya!
Babamla birlikte yaşadığımız ormanlarla ile ilgili ortak anılarımız o kadar çok ki... İlerde fırsat buldukça gönderirim yine...

İşte bunlardan biri :

İzmir'e gittiyseniz bilirsiniz, Atatürk, Yunanlıların kurtuluş savaşımızda bozguna uğrayınca, yakıp yıkıp terketmeye başladığı İzmir'e girerken İzmir' in ilk göründüğü nokta olan Belkahve' de bir mola vermiş ve bir fincan kahve içmiştir hani. O günü anlatan bir anıt ta vardır orada.
İşte oralarda, bir tarafı Manisa'nın Spil dağına, diğer tarafı da Kemalpaşanın arkasındaki Nif dağına çıkan doğru alabildiğine uzanan, çok ama çok geniş kızılçam ormanları vardır. Buralarda orman anayola da iner.
İşte, bir gün, annemle babam Turgutlu' ya giderler günü birliğine. Akşama doğru dönerlerken, Belkahve'ye yaklaştıklarında dağın içinde, ormanda dumanlar çıktığını görür babam. Ormancıların bir alışkanlığıdır bu. Her an tetiktedirler, gözleri dağları ormanları tarar devamlı.
O güzelim Kızılçam ormanından ormandan gelen dumanları görür görmez, hemen arabayı yol kenarına çeker babam, dalar yangının içine.. Orman İdaresinin yangın söndürme Söndürme ekipleri de gelir.
Buralar rüzgarı şiddetli olan ormanlardır, yangınlar çok hızlı yayılır.
O gece babam, yepyeni elbiseleriyle , sabaha kadar, diğer insanlarla birlikte yangınla boğuşur. Sabahleyin 9-10 saatlerinde yangın kontrol altına alınmıştır, ama babamda da adım atacak güç kalmamıştır.

Uykusuz, aç, susuz durmak bilmeden yangınla boğuşmak... Ateş, duman, is, sıcak...... Alevleri size doğru püskürten rüzgar....
Yangın sahasından İzmir' e dönen bir araca biner baba. Evimize gelir... Kapıyı açıp bir duş alacaktır.. Ateşten dumandan isten kapkara olmuştur... Elini cebine sokar... Anahtar yok.... Anahtar nerdeydi yahu... Sahi arabadaydı....

"- Yahu bizim araba nerdeydi...."
düşünür düşünür ...
Tuh .... ! Sahi o, dün Turgutlu'dan gelirken yangını görünce arabadan inmemiş miydi...?
- " Hanım ..! " der yanıbaşına dönerek...

-" Arabayı yangın yerinde unutmuşuz baksana.... "
- ......
- Yahu bizim hanım nerede ?

Babam ormanın yanmakta olduğunu görünce ormana dalmış, akşamdan neredeyse ertesi gün öğleye kadar süren yangından sonra iyice bitkin bir halde, rastladığı bir araba ile dönmüş, ama annemi araba ile birlikte Belkahve mevkiinde unutmuştu..Hemen geriye yola koyulur babam......
Anneciğim, arabanın içinde, hala yangın yerinden dönmeyen eşini, "inşallah yangının içinde başına birşey gelmemiştir " diye dualar ederek beklemektedir.
Çocukluğumdan kalan bu anımı hiç unutamam.

Yazıyı Gönderen : Hüseyin AKGÜL

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kendi sahalarını gezerken dikilen ağaçlarla gururlanır. Bu gurur başka bir meslekte yoktur.

Eşit Ağırlık 
 10.08.2008 19:39
 

Derdini söylemeyen derman bulamaz! Ağlamayan çocuğa süt yoktur gibi atasözlerimiz vardır. Vicdanen gönül huzuru içinde olursunuz ama hizmet ettiğiniz vatanın tarafınızdan tasarruf edilen değerleri ya birilerince hortumlandığını ya da ikbal uğruna peşkeş çekildiğini görürsünüz! sağlık olsun-selam.

Nariçi 
 10.08.2008 18:10
 

Böylesine güzel ve bir o kadarda duygu yüklü bu yazıyı yazdığınız için teşekkür ederim. Bir çok orman köylüsünün hislerine tercüman olmuşsunuz. Ya da ormanlarımızda çalışan mühendislerin. Ben sanmıyorum ki hiç bir orman köylümüz köyünde ki yanan ağaçlardan, yandıkları için zevk alsın ve sevinsin. Bunu düşünen düşüncelere hala şaşıyorum ve bir o kadarda irkiliyorum. Böyle düşündükleri içinde kendilerini kınıyorum. Dilerim bu yazıları okurlarda anlarlar. Üstelik bu yorumları yazanlar bu insanların yakınen içinde olan insanlar. Nasıl böyle bir düşünceye kapılırlar hala şaşkınlık içindeyim. Genelleme yapmaları ise daha ilginç. Yazık ve üzücü... Peki siz ne düşünüyorsunuz sizce de sevinebilir ler mi? Selam ve sevgilerimle...

Zeynep Gülay 
 10.08.2008 17:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1169
Kayıt tarihi
: 20.03.08
 
 

21 Mayıs 1958 doğumlu ve üniversite mezunuyum. İzmir de kamuda mühendis olarak görev yapıyorum İlgi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster