Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Aralık '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
219
 

Ormanda dehşet

Ormanda dehşet
 

Hayatında hiç olmadığı kadar hızlı koşuyordu. Alacakaranlık çökmüş önünü görmesi zorlaşmıştı. Ağaçların dalları yüzüne çarpıyor, dikenli çalılar bacaklarını kollarını çiziyor, kanatıyordu. Canının çok yanması gerekiyordu ama onun tek hissedebildiği kalbinin kulaklarındaki uğultusu ve sık nefes alıp verişiydi. Ne kadar süredir koştuğunu bilmiyordu. Adrenalin devam edebilmesini sağlıyordu, yoksa senelerdir sporla yakından uzaktan ilgisi olmamıştı.
 
Bir ağaç köküne takılıp yere yuvarlandığında körü körüne koşusu sona erdi. Kendini zorlayıp olduğu yerde çömeldi, hareket etmeden bir süre durdu ve dinledi. Kalbinin ve nefesinin sesini bastırıp ormandaki sesleri duymaya çalıştı. Tam bir sessizlik hüküm sürüyordu. Bildiği kadarıyla bu doğal değildi. Çeşitli gece kuşlarının, yırtıcı hayvanların, börtü böceğin sesini duyuyor olması gerekirdi. Sanki sağır olmuş ya da cam bir fanusun içinde izole edilmişti. O anda ne kadar aptallık ettiğini anladı. Züccaciye dükkanındaki bir filin ortalığı kırıp dökmesi kadar ses çıkartmış, yerini belli etmişti. Orman hayvanları kadar olamamıştı. “Sus ve olduğun yere sin” dedi kendi kendine. Peşindeki hala onu bulamamışsa bir şansı olabilirdi. Belki bir ağaç kovuğunda sabahı edebilir, günün ilk ışıklarıyla da kurtulur ve medeniyete kavuşurdu. Bu düşünceler onu biraz rahatlattı, kalp atışları yavaşladı, nefesi normale döndü. Artık daha mantıklı düşünebiliyordu. Gece iyice bastırmadan kendine sığınacak bir yer bulmalıydı. Yavaşça sağına soluna baktı, daha sonra hafifçe başını yukarı kaldırdı. Altında durduğu ağacın üç metre kadar yukarısındaki bir dalda bir çift kırmızı göz ona bakıyordu. Korku çığlığı üzerine doğru sıçrayan canavarın zafer çığlığına karıştı.
 
Bilinci açılmaya başladığında önce kokuyu duydu. Yoğundu, genzine doluyordu. Midesi bulandı, doğrulup öğürdü. Ortalık zifiri karanlıktı. Nerede olduğunu, kokuya neyin yolaçtığını anlayamadı. Vücudunu yokladı. Bitkindi fakat herhangi bir yeri kırık ya da yaralı değildi. El yordamıyla çevresini araştırmaya başladı. Yer topraktı, ellerinin ve dizlerinin üzerinde ilerlemeye başladı. Hangi yöne gittiğine dair bir fikri yoktu. Henüz bir iki metre kadar ilerlemişti ki bir şeye çarptı. Biraz yaklaştı ve iki eliyle yoklamaya başladı. Sonunda bunun hareketsiz bir beden olduğunun ayırdına vardı. Kaskatı kesilmişti ve soğuktu, belli ki ölmüştü. Hızla nefesini içine çekip hemen geri kaçtı. Bu sefer de ayağı bir engele takıldı. Uzanıp dokunduğunda bunun da bir ceset olduğunu anlaması uzun sürmedi. Paniğe kapılmaya başlamıştı. Kokuya fazla aldırış etmeden nefes alıp vermeye konsantre olmaya çalıştı. Sakin olmalıydı, kendini kaybetmenin durumuna bir faydası olmazdı. İki cesetten de uzaklaşıp yine emeklemeye başladı. Buranın bir çıkışı vardı elbette. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir on metre kadar sonra duvarı buldu. Tutunarak ayağa kalktı. Yine el yordamıyla duvarı yoklayarak ilerlemeye başladı. Birden alnını sert bir şeye çarptı. Hemen elini uzattı, duvara takılı bir meşaleydi bu. Keşke yakacak bir şey olsa diye düşünürken parmaklarının ucuyla bir kibrit kutusuna dokundu. Duvarla demir sapın arasına sıkıştırılmıştı. Kutuyu alıp salladığında içindeki kibrit çöpleri tıkırdadı. Sevinçle açıp birini yakmak için kutunun kenarına sürttü. Işığa kavuşması ve sonra da olduğu yerden kurtulmak için yolu bulabilecek olması düşüncesi içini coşkuyla doldurdu. Pek çok defa uğraşmasına rağmen kibriti bir türlü çakamadı. Elleri heyecandan titriyordu. Sonunda kibrit kırıldı. Kendi kendine bir lanet savurup bir ikincisini çıkarttı kutudan. Bu ilk denemesinde yandı. Titreyen eliyle tüm dikkatini vererek kibriti söndürmeden meşaleyi tutuşturdu. Sonra yerinden çıkartarak sırtını duvara döndü ve etrafını görebilmek için havaya kaldırdı.
 
Bir anda nefesi tıkandı, kanı donduracak bir manzarayla karşı karşıya kalmıştı. Büyükçe bir mağara odasındaydı ve yerde gelişigüzel parçalanıp atılmış onlarca ceset vardı. Kötü kokunun kaynağı belli olmuştu. Onların arasında kim bilir ne kadar zaman yatmış ve içlerinden ikisine dokunmuştu. Karşı konulmaz bir öğürtüyle iki büklüm oldu. Uzun zaman öğürdü, artık midesi kasılıp safra bile çıkaramayacak hale gelene kadar midesindekileri boşalttı.
 
Bu arada sımsıkı tuttuğu tek dayanak noktası olan meşaleyi söndürmeden elinden bırakmamayı başarmıştı. Bir çıkış yolu bulması gerekiyordu. Bunun için de sırtını duvardan ayırmadan yan yan odanın çevresinde yürümeye başladı. Bir cesede denk geldiğinde değmemek için çevresinden dolanıyor, duvarda çıkabileceği bir açıklık bulabilmek için gözleriyle baştan aşağı tarıyordu. Neredeyse tam bir tur atmıştı ki, meşaleyi havaya doğru kaldırıp gözleriyle onu takip ettiğinde duvarın bir buçuk metre kadar yukarısındaki bir oyukta ormanda gördüğü kırmızı gözlerin parladığını farketti ve çığlığı bastı.
 
Devamı var…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerçekten çok heyecanlı ve korkulu bir öykü. Ayrıca anlatım çok güzel . Sizi kutluyorum. Devamını bekliyorum. Başarılar dilerim. Saygılarımla

GOKOYA 
 25.12.2013 9:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 169
Kayıt tarihi
: 26.01.13
 
 

Üsküdar Amerikan Lisesi ve İ.Ü. İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Öncelikle annem ve babamın s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster