Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ocak '20

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
154
 

Orta Yaş Krizi

ORTA YAŞ SENDROMU

Kırk yaş, gençliğin yaşlılık dönemi,

yaşlılığın ise gençlik dönemidir” Victor Hugo

 

Doğadaki tüm canlılar,  doğar, büyür, yaşlanır ve sonunda da ölür. Kimisi birkaç gün, kimisi birkaç yıl ve kimisi de yıllarca yaşasa da sonunda her canlı yaşam serüvenini ölümle sonlandırır. Bütün canlıların kendine özgü gelişim evreleri ve ilkeleri vardır. Esref-i mahluk olan insanoğlu erişkinliğe ermesiyle birlikte yaşamı sorgulama ve yaşam amacını gerçekleştirme konusunda felsefi bir süreç yaşar. İnsanın gelişimi evre evre ama süreklidir. İnsan, yaşamdaki değişimlere uyum sağlama ve yaşam içindeki rollerini yerine getirme konusunda mücadele içindedir. Her evrede bireyden yerine getirmesi beklenen ve istenen çeşitli roller ve sorumluluklar vardır. Çocukluk, ergenlik, gençlik dönemlerinde olduğu gibi yetişkinlikte de başarılması gereken gelişim görevleri bulunmaktadır. Yetişkinliğe kadar insan gelişimiyle ilgili pek çok kuram geliştirilmiş olmasına rağmen yetişkinlik konusunda geliştirilen kuramlar sınırlıdır. En bilindik kuram, Erikson'ın 8 Aşamalı Psikososyal Gelişim Kuramıdır. Erikson insanların zaman içinde değiştiğini ve hayatları boyunca yeni bilgi ve deneyimler kazandığını söyleyerek, sağlıklı bir ruh haliyle yaşayabilmek için 8’e ayırdığı gelişimin her bir evresinde çeşitli hedefleri tamamlaması gerektiğini savunur. Erikson’un gelişim kuramında 6. evrenin sonu yani 30 lu yaşlar ve yedinci evreyi içine alan yetişkinlik döneminde birey artık hayatını şekillendirmiştir. Yetişkin olarak kendi kararlarını veren, sorumluluklarını bilen, iş yaşamına başlamış, toplumsal beklenti ve kurallara uyan gençlikten erişkinliğe geçmiştir. Bu dönemde birey kendine şu soruları sorar; “ben nasıl bir yaşam sürüyorum -verimli ve üretken bir yaşamım var mı- aileme bakabiliyor muyum gibi”..Erikson’un kuramına göre bu dönemdeki temel ikilem “Üretkenliğe karşı durgunluk”tur. Bireyin bu dönemdeiç sorgusu artarak daha öncesinde üzerinde çok da durmadığı varoluşsal soruların cevaplarını arar. Kişi ne için yaşadığını ve aslında kim olduğunu sorgulamaya başlar. Orta yaş, ergenlik dönemi gibi oldukça çatışmalı duygular içeren ve tam bir geçiş dönemidir. Orta yaştaki kişi, üretmeye devam eder ancak genellikle üretim amacını çevreye yönelik eğitimsel yönde de gerçekleştirmeye başlar. Yeni neslin verimliliğini artırıcı ve yol gösterici hedefler edinir. Kendi küçük çevresi dışında daha global sorunlarla da ilgilenir. Orta yaşta çatışma durumunda birey, bir taraftan kendini geliştirme, yeni bir şeyler öğrenme-öğretme, yeni fikirler ve yeni nesiller ortaya çıkarma konusunda üretkenlik mücadelesi verirken diğer taraftan;  hayatına yönelik kendisi ve toplum için bir şey yapamadığı yani üretmediği ve başaramadığı konusunda ikilem yaşar. Bu evrede birey, iki şey ister: Varlığı ile yokluğu arasında bir fark olmasını ve ortada bir ürün, ya da sonuç görmeyi arzu eder. Kimliğini kazanmış olan birey ilk yetişkinlik döneminde evlilik, meslek edinme ve mesleğini sürdürme görevlerini başarıyla tamamlamışsa kendini iyi hisseder. İş, aile ve sosyal çevrede yeterli kabul görmeme durumu ise değersizlik hissetmeye nedendir. Gençlik çağlarını geride bırakmanın duygusallığı ve yaşlanmaya başlamanın hissedilmesi ile dramatik görülen bir süreçtir orta taş; kişinin hayatında en verimli olması beklenen dönem yetişkinlik dönemiyken diğer taraftan içsel krizinin yoğun yaşandığı bir dönemdir. Zamanın daha çok farkına varılması, azalan zamanda kendine daha fazla vakit ayırma isteği ve yetişememe hisleriyle ikilemlerle doludur. Erikson, “kişi bu dönemi sağlıklı geçirmezse ondan sonraki evre olan  “Benlik Bütünlüğü Karşısında Umutsuzluk” yani yaşlılık dönemi de oldukça sıkıntılı geçecektir” der. 

Yetişkinlik döneminde bir yandan belirli bir düzene oturmuş hayatın monotonlaşma ve sıkıcılık sorunları yaşanırken öte yandan bununla mücadele zorunluluğu kişiyi sıkıntıya sokar. Orta yaş krizinde asında ilk yetişkinlik döneminde mücadele edilen hayatın belli bir düzene oturtulması sağlandıktan sonra bu defa da düzenin getirdiği monotonlaşma ve yapılan pek çok aktiviteden zevk almama, amaçsızlık, tedüzelik sorunları yaşanır.  Daha önce keyif veren pek çok şeyin iyi gelmemesi, günlük rutin işlerin aynılığının vermiş olduğu durgunluk kişiyi gel- gitlere sürükler.  Çevresine baktığında hayatına şükretme ile yaşadığı sorunlar arasında gelir gider. Bu dönemde sorumluklar giderek artmıştı.  Zorunlu yapılması gerekenler, varsa eğer çocuk sorumluluğu, çocukların büyüme sürecinin yarattığı sıkıntılarla birlikte, kendi ebeveynlerine yönelik bakım ve ilginin tersine döndüğü zamanlardır. Giderek yaşlanan anne- babanın yaşlılık sürecine uyumda zorlanıldığı gibi  ayrıca ebeveyn kayıpların da yaşandığı dönemdir. Bu kayıplar karşısında hissedilen duygular hayata bakışı da etkiler.  Bir yandan ana-baba kayıplarıyla evlatlık görevleri biterken, diğer yandan da kendi geldiği döneme yönelik farkındalık artar. Toplumun ne dediğinden çok “ben ne istiyorum” düşünceleri ön plana çıkar. Ortak görevlerden çok duygusal ihtiyaçların anlaşılması ve karşılanması beklenir. Bu durum ruhsal çıkmazlara yol açarak radikal tercihleri de beraberinde getirir. Yani özellikle genç yetişkinlik döneminde tatmin olunamayan pek çok ideal ve hedef bireyde tekrar canlanarak yapma istediği uyandırdığı gibi yaşlanmaya karşı bir dik duruş ve biyolojik yaşın kabulünde zorlanma ve “ben daha gencim” vurgusuna en sık rastlanılan zamanlardır.

Orta yaşlar, hem kadınlarda hem de erkeklerde fiziksel, ruhsal ve hormonal pek çok değişimler meydana getirir. Saç, cilt gibi görünen değişikliklerle birlikte kişinin bedeniyle olan ilişkileri de değişir. Uyku kalitesi düşer, yatakta uyanık kalma süresi uzar, sabahları dinlenmişlik hissi azalır. Yavaş yavaş belirginleşen zihinsel fonksiyonlarda düşüş, unutkanlığa, dikkat dağınıklığına, çabuk yorulmaya ve huysuzluğa yol açar. Yediklerinden, içtiklerine, fiziksel aktivitelere ve çevresindeki sosyal ilişkilere kadar bir çok alanda değişim yaşanır.  Yaşanan bu değişimler ve bunların anlamlandırılmasındaki zorluklar kişiyi orta yaş kriziyle baş başa bırakarak duygusal boşluğa ve dengesizliklere sebep olur. Gençliklerinde sahip olduğu enerjinin eksikliği kişileri depresyona, huzursuzluğa ve umutsuzluğa iter.

Bu dönemde doğru çözümler üretilmezse kendine güven duygusunu yitirmiş, huysuz bir ihtiyarlığa geçiş olacaktır. Kişi yaşlandıkça yaşlananın ruhu değil bedeni olduğu ve ruhun gıdasını vermek kaydıyla her yaşın kendine göre güzellikleri olabileceği gerçeğini anlayamazsa çıkmazları artacaktır. Bu nedenle, orta yaşta ruh ve beden kapasitesini arttırmak, hafıza fonksiyonlarını en üst düzeyde tutmak için; kendini ve çevresini olduğu gibi kabullenmek, stresten uzak durmak, iyi beslenmek, bol kitap okumak, müzik dinlemek gibi hobilerle uğraşmak işe yarayabilir. TÜİK ’in verilerine göre Türkiye geneli ortalama yaşam süresi erkeklerde 75,3 ve kadınlarda ise 80,7 dir. Yaşam süresi artarken sağlıklı yaşlanmak ve sağlıklı ruh haliyle yaşamak daha da önemli hale gelmektedir.  Dünya Sağlık Örgütü’nün yeni tanımlamasında 18-65 yaş arası genç, 65-79 arası orta yaş ve 80-99 arasını yaşlılık olarak gösterilmektedir. Yeni yaş dilimde insanların 65’e kadar genç kabul edilip edilmemesi düşündürücü olsa da yaşlanma sürecini daha sağlıklı ve huzurlu bir yolculuğa dönüştürmek önemlidir. Yaşanan her anı ruhu olgunlaştırmak için fırsat bilip, kendini daha iyi tanımak, olan bitenin daha çok farkına varmak ve yaratıcılığı arttırmak için avantaja dönüştürmek gerekir. Çünkü pek çok bilişsel beceriler orta yaş döneminde zirve yapar ve bu durum yaşam tecrübesini kullanarak, daha kaliteli ve doyumlu bir yaşam biçimi geliştirmek için fırsat yaratır.

Özetle, her yaşın kendine göre bir gerçeği vardır. Biyolojik yaşın beden ve ruh sağlığı üzerine önemli etkileri olsa da hissedilen yaş çok daha önemlidir. Orta yaşı krizinden kurtulmak pek mümkün olmasa da krizi avantaja çevirmek mümkün olabilir JJ

Yararlanılan Kaynaklar

Bacanlı, H. (2002). Eğitim Psikolojisi (2.Baskı). Alkım Yayınları. İstanbul.

Topses, G. (2014). Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi (3.Baskı). Nobel Akademi Yayınları, Ankara.

Senemoğlu, N. (2018). Gelişim Öğrenme ve Öğretim (26..Baskı). Anı Yayıncılık. Ankara.

 

Nesrin Öz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 715
Kayıt tarihi
: 19.10.17
 
 

Eskişehir doğumlu.. Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu.. M.E.B de Rehber Öğretmen.. Hal..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster