Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
142
 

Ortaçağı yaşamak, Taksim yasağı ve medyanın işlevi...

Ortaçağı yaşamak, Taksim yasağı ve medyanın işlevi...
 

Geri kalmış, çağdaş dünyanın eşitlik, özgürlük, hukuk gibi en temel insan haklarını, evrensel değerleri içselleştirememiş ülkelerde; toplumca ortak kabul üzerinden devşirilen siyaset, bireylerin gözlerini ve aklını bağlayıp egemenlerin adaletsiz iktidarlarını sürdürmelerinin ortaya çıkardığı olağan sonuçtur.

Ortak kabuller üzerinden nemalanan siyaset, toplumun değerlerini sürdürülen haksız ekonomi ve politikaları süreklileştirmek için istismar eder.

Bugün dünyada veya özellikle Türkiye’de insan emeğini ucuz ve sıradan bir meta haline getiren ekonomi politikaları, gücünü; halkın/toplumun değerlerini sınırsızca istismar edebilmesinden alıyor.

İktidarın/Başbakan’ın ağzından çıkan her iki sözün neredeyse birinde dinsel duyarlılıklara vurgu yapmasının nedeni, yurttaş nezdinde karşılık bulması ile orantılı.

Köyünden kasabasından uygulanan neoliberal politikalarla koparılmış olan yuttaş,  metropollerde ucuz emek yığınları olarak sermayenin sınırsız sömürüsüne amade, asgari ücrete çalışmaya hazır, iş bulduğunda da “şükür” ediyor.

Milyonlarca insan, insanca yaşayacağı bir hayatı değil kurmayı, düşlemeyi bile aklından geçiremeyecek kültürel negatif kodlarla formatlanmış. Egemen olanın pastasının büyüklüğünü sorgula(ya)mayacak bireyler, 4+4+4 ile formatlanan  eğitim süreçleri ile yetiştiriliyor. Yetmiyor, metropollerin varoşlarına tıkılan umutsuz milyonlar, Anadolu’dan çıkıp geldikleri şehirlerin adlarıyla kurulmuş dernekler, kulüpler ve artık “sivil toplum örgütü” sayılan cemaatler eliyle de kontrol edilip yönlendiriliyorlar.

Planlı olarak, dünyada, ülkede yaşananları anlayıp sorgulayabilecek seviyede eğitim ve bilinç donanımına sahip olmaları engellenen bireylerin, kalabalıkların sayesindedir ki vasatlık toplumsal hayata egemen oluyor.

Kuşkusuz toplumların bilinçlenmesinde, kamuoyu oluşmasında medyanın da rolü görmezden gelinemez. Ancak patronajlar eliyle kontrol edilen medyanın da işlevinin, patronunun beslendiği düzenin açıklarını, haksızlıkları, adaletsizlikleri manşete çekmesi beklenemez. Öyle olduğu için de medya Ankara’ya göre tutum alır. Hatta Ankara’nın beklentilerine göre işgörmediği/yayınlar yapmadığı kanaati hakim olursa iktidar tarafından genel yayın yönetmenleri toplanır ve gereken ayar çekilir.

Çağdaş demokrasilerde medya halkı aydınlatma işlevi görür. Bizim gibi ülkelerde ise patronajın/egemen olanın/Ankara’nın/iktidarın karanlığa tutulan projektör gibi izin verdiği kadarıyla yazıp çizerler. Bu durumda halkın gerçeklere ulaşma, öğrenme ve kamuoyu oluşturmasının olanakları yok edilir.

Çok yazılıp söylendi ama bu bağlamda isterseniz 1Mayıs Taksim yasağı üzerinden medyanın tutumunu bir irdeleyelim. 1 Mayıs sonrası, iktidarın Taksim ile ilgili proje/tasarrufu yeterince deşifre oldu ama biz 1Mayıs öncesine bakacağız.

30 Nisan’da yayın yapan TV kanalları muhabirleri Taksim’in inşaat olan bölümünden yayın yaparak, toplumu Taksim’de 1Mayıs “kutlanamayacağına”  yönelik “beyin yıkama operasyonu” gerçekleştirdiler.

Oysa Taksim’de 22 dönümlük bir alan 1Mayıs Mitingi yapılması için yeterliydi. Ve 2008 1Mayıs’ında yaşananlar üzerine DİSK ve KESK’in açtığı dava üzerine AİHM verdiği kararda “Toplantı ve Gösteri Yapma Hakkının, gösterinin yapılacağı yeri belirlemeyi de kapsadığını, DİSK’in üyelerini anmak için Taksim Meydanı’nı kullanmak istemesinin hakkı ve üyelerine karşı görevi olduğunu; bu gösterilerden günlük yaşam  etkilense bile Hükümetin, barışçıl hakkın gerçekleştirilmesi konusunda hoşgörülü olması gerektiğini, hükümetin hakkın kullanımını engellemek için ileri sürdüğü, “DİSK binasından taş atıldığı, göstericiler arasında yasadışı örgüt üyelerinin bulunduğu gerekçelerin  kanıtlanamadığına, Şişli Etfal Hastanesine atılan gaz bombasının hiçbir haklı gerekçesinin olmayacağına, tüm bunların İfade ve Toplantı Özgürlüğünü ihlal ettiğine karar” vermişti.

Görüldüğü üzere medya AİHM’nin kararını görmezden geldiği gibi Ankara/iktidarın tutumuna göre konum alıp kamuoyunun da konu hakkında bilgilenmesini engellemiş oldu. Bu arada halkın bilgi sahibi olması için gerçekten gazetecilik yapanların hakkını da teslim edelim, ancak yazının uzun girizgahında anlatmaya çalıştığım üzere ‘negatif kodlarla formatlananların’ kalabalıkların bunun ayırımına varmaları oldukça güç. Taksim’e  ‘Topçu kışlası/AVM yapılacak’ gerekçesi ile  buyurulan yasakların asıl destekleyicisi de onlar ne yazık ki.

 İstanbul’un varoşlarında yaşayıp boğaz’ı görme olanağı yakalayamayan yurdum insanı, sanki Taksim’e yapılacak olan Başbakan’ın ifadesiyle “Topçu Kışlası AVM ve Rezidans”tan mülk edilecekler.

Toparlamak gerek, egemenlerin araçları değişse de, çağdaş dünyanın eşitlik, özgürlük, hukuk gibi en temel insan haklarını, evrensel değerleri içselleştiremediğimiz için; insan emeği sömürüsünde AB’nin Çin’i rolünü toplum uzunca bir süre daha oynayacak. Ortaçağımızı(!) yaşayacağız, ta ki kodlandığımızın ayırtına varana dek, iyi seyirler…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her zaman Orta çağ karanlığından yararlananlar vardır. Bunları ve sergilenenleri bir güzel gösteriyorsunuz. Teşekkürler.

Erdal Ceyhan 
 05.05.2013 23:47
Cevap :
Ben teşekkür ederim katkınız için.Selamlar.  06.05.2013 19:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1114
Toplam yorum
: 2289
Toplam mesaj
: 135
Ort. okunma sayısı
: 824
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Ankara'da yaşar, dünyalı,aynadaki görüntüsüne muhalif, vicdan hesapları yapmaktan yorgun, yaşanıl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster