Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Aralık '13

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
710
 

Ortadoğu’da kartlar yeniden dağıtıldı

Ortadoğu’da kartlar yeniden dağıtıldı
 

Ortadoğu… Avrupalıların kendilerini merkez kabul ederek vermiş oldukları isim. Enerjinin olmazsa olmaz sayıldığı dünyada petrol rezervlerinin % 56.6’sının, Doğalgazın ise %35 inin yer aldığı günyüzü görmeyen bölge. Bu denli önem arzeden bölgeyi dünyanın jandarmaları ya da kolluk kuvvetleri serbest bırakır mı? Dünyanın kolluk kuvvetlerinin tanımlarına göre kendi başlarına bırakılacak kadar önemsiz topraklar değil. Mutlaka o zoraki demokrasiyi tatması gerekiyor. Bu yüzdendir ki, her fırsatta oynanan oyunlarda başrollerde yer alıyor.

Bölgenin en önemli devletlerinden biri şüphesiz İran. Öyle ki dünyada enerji kaynakları açısından en çok petrole sahip 4. en çok doğalgaza sahip 2. ülke. Üstelik yaklaşık 240 milyonluk Ortadoğu’da 75 milyonluk nüfusu ile tepelerde yer alıyor. Ayrıca nüfus ve silah teknolojisi açısından da hatırı sayılır büyüklükte. Kısacası jeopolitik ve jeostratejik açıdan önemli Ortadoğu’da demografik ve jeostratejik açıdan son derece önemli bir ülke.

1979’da gerçekleşen İran Devrimi öncesinde (Muhammed Rıza) Pehlevi ile İRAN-ABD ilişkileri tarihte hiç olmadığı kadar iyiydi. Hatta son yıllarda en büyük problem olarak algılanan İran nükleer programı, ABD’nin SSCB’ye karşı kullanabilir diye İran’a sözde sattığı özde hediye ettiği bir nükleer reaktörle başlamıştır. Ama evdeki hesap her zaman çarşıya uymuyor. 1979’da gerçekleşen İran Devrimi ile Ortadoğu politikaları değişikliğe uğradı. İran’ın ABD karşıtlığı zamanla bölgede İslamcı hareketlerin(Hamas, Hizbullah, El Kaide) sesini yükseltmesine de vesile oldu. İslamcı aktivistler batı da çanları çalmaya başladı. Gerçekleştirilen ambargo ile İran’ın eli kolu bağlanmaya çalışılsa da karşısında normalden daha güçlü bir devlet olduğu ortadaydı.

İran’ın politikalarını değiştirmek için ambargo yanısıra yaptıkları siyasi ve ekonomik baskılar sonuç vermedi. Verdi de vermedi. İran çok zarar çekti ama bekledikleri gibi boyun da eğmedi. İsrail’de bölgede her zaman istediği istikrarsızlık için elinde önemli bir koz barındırdı. Evet, en önemli nokta şu ki, geçmişten günümüze İsrail’in İran ile ilgili yapmış olduğu çığırtkanlık, gerçekten tehdit altında olmasından değil de bölgedeki yer alan istikrarsızlığın işine geliyor olmasından kaynaklanıyor. Bu nedenle bugün nükleer projelerinde kısıtlamaya gitmesi en çok da İsrail’i huzursuz etmiş görünüyor. Ama siyaset işte, sözde savaşın eşiğinde barışa yönelik adımları istemezük diye geri çeviremiyorsunuz. İsrail başbakanı Netanyahu anlaşma için tarihi hata nitelemesinde bulunurken, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres İran halkı ile sorunları olmadıklarını, zor da olsa barışa bir şans vermekten” bahsetmesi durumu özetliyor. İsrail deplasman takım taraftarı olarak ev sahibi taraftarın tribününde ev sahibinin attığı golü zoraki olarak kutlayan bir taraftar gibi kıvranıyor benzetmesi anlayanlar için güzel bir benzetme.

Peki bu yeni durum beraberinde neleri getiriyor! Ortadoğu’da oynanan oyunda kartlar yeniden dağıtıldı diyebiliriz. Oyunculara farklı roller biçilmiş durumda. Kötü karakter İran, bir anda AB ve ABD’nin stratejik ortağı olma konusunda ilk sıraya yerleşti. 1 Mart tezkeresi ile 2003 yılında yoldan çıkmaya başlayan Türkiye, stratejik ortak olmasına rağmen her geçen zaman diliminde kuklalıktan sıyrılmaya başladı. Tezkere ile istediğini elde edemeyen Amerika, Mavi Marmara olayında ve Davos’ta şahin kesilen Türkiye’ye cevap veremedi. Oysa ABD’nin biçtiği rolde hiç de böyle hesaplar yoktu. Evet, Türkiye Ortadoğu’da ılımlı islam ile rol model olacaktı ama sözden de çıkmayacaktı. Bugün karşılarında dünyanın haşarı ve şımarık çocuğu İsrail’e özür diletmiş bir Türkiye çıktı(-ki bu İsrail’in uluslararası arenada ilk özrü). Hesaplar hiç bu şekilde yapılmamıştı. Ok yaydan çıkmıştı ve Ortadoğu’da yeni bir ortak gerekliydi. Derken İran gözlerine çalındı. Bir taşla iki kuş vurulabilirdi. Hem İran düşman ülke olmaktan çıkarılarak rahat bir hava teneffüs edilecek hem de Ortadoğu da güçlü bir ortak elde edilebilecekti. Hemen kapalı kapılar ardında görüşmeler tamamlandı. Bu kadar nükleer çığırtkanlıktan sonra bu rolü İran’a direkt vermek olmazdı. Önce İran göstermelik olarak nükleerde taviz verecek, akabinde öyle bir role soyunacak ki kimse nükleerin adını bile anmayacak. Ortadoğu’nun haşarı çocuğu İsrail’in nükleer silahlarından kimsenin bahsetmediği gibi…

Zaten anlaşma diye bahsedilen de çok basit bir konu. Maksat İran geri adım attı, o yüzden anlaşma yapıldı denilsin. Dostlar alışverişte görsün. İlk adım da Cenevre’de sağlanan anlaşma sonrası 22 Ocak 2014 tarihinde gerçekleşecek Suriye’deki çözüme ilişkin Cenevre-2 toplantısında çözüm için Suriye’nin yumuşatılması. Sonuçta Esed’i uluslararası arenada destekleyen en önemli devletlerin başında geliyor. Böylece kendisine biçilecek abi rolünü de göstermelik olarak hakettiği imajı sergilenecek. Türkiye’nin taraf olup, barıştan öte muhaliflerin yanında yer almasının aksine İran arabulucu görünecek. Ortada vahşet değil de sanki savaş varmış gibi. Yazık..!

Peki şimdi ne olacak? Hem bölgesel hem de uluslararası boyutta değerlendirmek gerek. Çoğu kişinin gördüğü ortak gelecek şu; İran petrol ve doğalgazı uluslararası enerji piyasasına çıkması ve petrol ve doğalgaz fiyatlarının düşmesi demek. Ayrıca her fırsatta Avrupa’ya doğalgazı hayrına sunuyormuş gibi nazlanan Rusya’nın etkisinin düşmesi demek. Bu da emektar düşmanı Amerika’nın işine geliyor. AB enerji tekelinin ortadan kalkmasına zaten dünden razı. İran’da 34 yıllık ambargonun kalkacağından dolayı bir bayram havası var denebilir. Üstelik eşikteki savaş seçeneği de ortadan kalktığı için halk bir taşla iki kuş vurulduğunu düşünüyor. Temel görüş ise bölgede artık barış ve istikrarın hâkim olacağı yönünde. Oysa Ortadoğu’yu farklı bir kader beklediği açık.

Şii nüfusunun tüm Müslümanlar arasında %10-13 oranına tekâbül ettiği biliniyor. İran nüfusunun %85-90’ı Şii olan ve dünya yüzeyinde en fazla Şii’ye ev sahipliği yapan ülke. Özellikle Ortadoğu içerisinde İran’a yeni biçilen abilik rolü Şii-Sünni çatışmasının ilk adımı. İran’da sünniler üzerine yapılan baskı perşembenin gelişinin nasıl olacağını haber verir nitelikte. Suriye, Lübnan ve neredeyse tüm Ortadoğu’da mezhep çatışmalarını görmek mümkün. Ortadoğu’nun çatışma içerisinde olması hangi amaçlara hizmet ettiği de açıkça görülüyor maalesef.

Sıra güzel ülkem Türkiye’ye geldi. Türkiye bu olayın neresinde acaba! Türkiye en başından beri bu ambargonun kaldırılmasını istiyordu. 2009 yılında da BM Güvenlik konseyinde Türkiye Brezilya ile birlikte İran’ın yanında yer almıştı. Çünkü İran’ın yumuşatılması ve bugün olduğu gibi nükleerde geri adım atması aslında Türkiye ile arası hiç de iyi olmayan, dış işleri yanısıra ülkemizin iç işlerinde de etkin rol oynayan İran’dan olası nükleer tehditin ortadan kalkması demek. Uzun yıllardır uluslararası boyutta yolumuzu çizen ama hakkında saçma sapan bir gensoru da verilmesine engel olamayan Ahmet Davutoğlu’nun her fırsatta dile getirdiği Tahran Anlaşması gerçekleşti diyebiliriz. Türkiye ve İran arasındaki ticaret hacmi 2002’de 1,2 milyar dolar iken, 2013’de bu değer 10 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Bu değerin anlaşma sonrasında kısa vadede 30-35 milyar dolar mertebesine çıkacağı düşünülüyor. Ortadoğu Stratejik Araştırmaları Merkezi’nin Ortadoğu Danışmanı Keskin’in anlaşmaya ilişkin Türkiye’nin ekonomik katkılar göreceğini kabul ediyor. Tıpkı yeni süreçte ağzına çalınan bir parmak bal gibi. Çünkü bu süreçte Türkiye’nin jeopolitik önemi ortadan kalkıyor.

6 ay önemli bir süreç. Çünkü anlaşma 6 aylık gibi görünüyor. Eğer planlarda bir aksilik olmazsa yeni dağıtılan kartlara göre yeni biçilen rollerin oynananacağı düşünülüyor. Umarım bu yeni oyunda din kardeşlerimiz kendilerine biçilen rolleri değil de İslam aleminin ve insanlığın lehine hareket ederler.

Yazımı yeni durum için iyi dilekleri içeren Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Tefviznâmesinin ilk kıtası ile sonlandırayım.

Hakk şerleri hayr eyler,
Zannetme ki gayr eyler,
Ârif olan seyr eyler,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse güzel eyler…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dr. Bey, bilgilendirici yazınız için çok teşekkür ederim. Elinize emeğinize sağlık.

Dr Lokman Doğruöz 
 20.12.2013 17:46
Cevap :
Lokman Bey, ilginiz, değerlendirmeniz ve öneriniz için sonsuz teşekkürler...  20.12.2013 22:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1064
Kayıt tarihi
: 13.11.13
 
 

Trabzon'un Dernekpazarı ilçesinde 1983 yılında dünyaya gelmiştir. İlk öğrenimini Trabzon'da, Orta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster